GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:107
Tarih:30.06.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, sayın milletvekilleri, kanun teklifinin 2 maddesi hariç İYİ Parti olarak diğer maddelerinin neredeyse tamamına katılıyor, bir kısım eksiklikler bulmakla beraber maddeleri faydalı bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Tek tek değerlendirme yapacak olursak, 1 ve 2'nci maddede diş hekimlerinin durumuyla ilgili bir düzenleme var, bu düzenlemeyi de doğru buluyoruz fakat askerî hekimliğin kalbi olan GATA'nın hâlâ açılmamış olmasını da kınıyoruz. Gönül ister ki buraya gelen kanun tekliflerinde GATA'nın da açılması adına tedbirler alınsın ve Türk Silahlı Kuvvetleri askerî hekimlikten mahrum kalmasın. Dünyada hiçbir ordu yoktur ki askerî hekimliği olmasın.

Mesela, uzman erbaşların kariyer sistemiyle ilgili kamu istihdamında yüzde 10 oranında kontenjan ayrılmasını olumlu buluyoruz, astsubaylığa geçiş imkânlarının genişletilmesi gibi bazı maddelerine olumlu yaklaşıyoruz. Yalnız, sayın milletvekilleri, bu, yüzde 10 oranında kontenjan ayrılmasıyla ilgili bir yaptırım yok. Yani bu kanunlar çıkıyor; bu, aslında ayrılmayı da teşvik ediyor, uzman erbaş olmayı da teşvik ediyor ama bitirdikten sonra, ayrıldıktan sonra bu kanunla ilgili, bu maddeyle ilgili bir yaptırımın olmadığını görüyoruz. Bunun da bir geçerliliği kalmıyor. Çalışma Bakanlığının bunu takip etmesi gereken bir madde olduğuna inanıyoruz.

Şimdi, itiraz ettiğimiz maddelerden birisi 7'nci madde. Bu madde konusunda cümlelerimizi seçerek konuşmak durumundayız çünkü bu, belli ki FETÖ'yle mücadele amacıyla, FETÖ kadrolarıyla mücadele amacıyla konulmuş bir madde yani her şeyden evvel, iyi niyetli bir madde, bunu kabul ediyoruz. Ancak, bu madde FETÖ'yle mücadeleyi sulandırabilir çünkü hukuksuzluk içeriyor, mahkeme kararlarını dinlememeyi içeriyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok.

Bu maddenin çekilmesi ve orduyu da yıpratmadan cumhuriyet tarihinin, belki de Türk tarihinin, Anadolu'nun gördüğü en namussuz, en alçak örgütün, FETÖ'nün zemin kazanmaması adına, psikolojik açıdan üstünlük kazanmaması adına, FETÖ'ye istismar alanlarının açılmaması adına bu kanunun yeniden düzenlenmesi gerektiğini İYİ Parti olarak düşünüyor ve teklif ediyoruz; bu maddenin kanundan da çıkarılmasını talep ediyoruz.

8'inci madde mülkiyet hakkı ve kamulaştırmasız el atma anlamına geliyor yani "Biz elli yıl, altmış yıl evvel sizin arazinize askerî birlikler yapmışız, tesisler yapmışız fakat bugün itibarıyla bunların bugünkü rakamlarla ödenme imkânı yok; o yüzden, biz oraları kamulaştırılmış kabul ediyoruz, parasını da o günkü rayiçten ödüyoruz."

Sayın milletvekilleri, bu, mülkiyet hakkına bir kere karşı yani Anayasa Mahkemesinin eline geçerse bu kanunu iptal eder. Bu ödemeleri yapmak zaten Silahlı Kuvvetlerin işi değil; bu, hükûmetlerin işi ama en azından bu meseleyi kanuna uygun, biraz da vicdana uygun bir hâle getirmek lazım değil midir? Komik rakamlarla bu işin altından kalkılmaz, bundan ordu yıpranır ve ayrıca haksızlık olur. Yani bir şekilde orduyu yıpratmadan, Hükûmetin de üstüne kaldıramayacağı bir yük bindirmeden helalleşmenin bir yolu olmalıdır; o da yine Millî Savunma Komisyonunda değil de Maliye Bakanlığında çaresi bulunabilecek bir sorundur.

Şimdi, millî savunmayla ilgili, izin verirseniz başka konularla ilgili, başka konularda da görüşlerimizi ifade etmek istiyoruz. Örneğin, millî savunmamızı bire bir ilgilendiren komşumuz Suriye'yle ilgili birkaç cümleyi burada ifade etmek isterim.

Herkesin bildiği üzere, altmış bir yıl Suriye'yi yöneten rejim devrilmiş ve onun yerine bugünkü HTŞ'nin temelinde oluşan Suriye yönetimi gelmiş ve Ahmed eş-Şara tarafından, onun Cumhurbaşkanlığında yönetilen bir Suriye var.

Şimdi, biz millî savunma adına bu rejim değişikliğinden kâr mı ettik, zarar mı ettik kısaca buna bir bakmak istiyoruz. Bundan evvelki devrik rejim döneminde PKK'ya uzun yıllar ev sahipliği yapan, PKK'nın liderini uzun yıllar toprakları üzerinde barındıran Suriye, Türkiye'nin de baskısıyla bundan vazgeçmiş, PKK liderini sınır dışına çıkarmış ve hemen akabinde yapılan Adana Antlaşması'yla Türkiye'de kırmızı bültenle aranan PKK'lı liderleri, PKK mensuplarını bu mutabakata binaen Türkiye'ye teslim ediyordu. Aradan geçen yılların sonunda bugünkü yönetim, yani bugünkü rejim Türkiye'de kırmızı bültenle aranan PKK'lıları devletin önemli kademelerinde; İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakan Yardımcılıkları gibi görevlere getirmektedir, statü kazanmışlardır. Bu fark her hâlde Türkiye'nin lehine bir fark değildir sayın milletvekilleri. Bununla beraber geçmiş rejimin döneminde Suriye'de kılını bile kıpırdatamayan PKK ve PYD bugün stratejik anlamda bir bölge sahibi olmuştur; artık vali, belediye başkanı gibi atamalar yapmaktadır, aradaki fark budur.

Şimdi, Türkiye bu işten millî savunma adına kâr mı etmiştir, zarar mı etmiştir; bunlara bakmak lazımdır. Yani bir de üstüne üstlük bu rejimin gelmesinde çok büyük pay sahibi olduğumuzu iddia ediyoruz. Geçmiş rejimde Suriye ile Türkiye ekonomik entegrasyonu neredeyse tamamen sağlamak üzere olup ortak bakanlar kurulu toplantılarıyla ekonomiyi de birleştirme yolunda adımlar atıyordu, ticarette önemli adımlar atılıyordu, hatta Hatay'ın su probleminin önemli bir bölümünü çözecek olan Dostluk Barajı'nın fizibilitesi yapılmış, temeli atılmıştı. Bugünkü rejim Hatay'da hepimizin bildiği "Kızılelma" diye adlandırdığımız Afrin, Türkiye'deki adıyla Zeytindalı Gümrük Kapısı'nı -ki bu gümrük kapısı günde 254 araç gibi son derece yüksek bir kapasiteye, giriş-çıkış kapasitesine sahip bir gümrük kapısıdır- Suriye'deki yönetim bunu bize sormadan, Türkiye'ye sormadan sadece haber vererek, danışmadan tek taraflı kapatmış, gitmiştir. Hatay, tek kapıya düşmüş, zaten depremden dünya kadar zarar gören bir il bir gelirinden daha olmuştur. Yani kalan Cilvegözü Kapısı bu yükü kaldıracak durumda değildir. Şimdi, bu, millî savunma açısından, ticaret açısından, siyaset açısından Türkiye'nin lehine mi olmuştur, zararına mı olmuştur? Bunların takdirini siz değerli milletvekillerimize bırakıyoruz.

Yine, millî savunmamızı ilgilendiren, birinci derecede neredeyse ilgilendiren bir diğer mesele de "beka sorunu" diye adlandırılan PKK meselesi ve "Terörsüz Türkiye" süreci.

Sayın milletvekilleri, şimdi, öncelikle, bu sürece bakışta bir sakatlık olduğunu düşünüyoruz. Yani konuşulduğu zaman kırk bir yıldır devam eden bir savaş, terörle mücadele, kırk bir yıldır çekilen acılar, hiç kimsenin bugüne kadar el atmaya cesaret edemediği sorunun bu şekilde çözülmesi gibi gerçeklerle alakası olmayan birtakım yaklaşımlarla karşı karşıyayız. Bir kere, kırk bir yılda bu soruna defalarca çözüm önerileri getirilmiş fakat hiçbiri çare olmamıştır. Sene 1991, günün Sosyaldemokrat Halkçı Partisi -sanıyorum o günkü ismiyle çünkü çok parti kapatıldığı için karıştırabiliyor olabiliriz- 20 civarında DEP milletvekilini kendi kontenjanından Meclise sokarak aslında çözüme doğru bir adım atmıştır. Çare olmuş mudur? Hayır, terör yine devam etmiştir. Hatta bu girişimi yapan rahmetli Erdal İnönü dahi bundan pişman olmuş, bu milletvekillerinin Sosyaldemokrat Halkçı Partiden istifasını istemiştir. Devamla, rahmetli Özal'ın seçimlerden sonra Başbakan olduğu dönemde birçok yasağı kaldırdığını biliyoruz, bunlarda da bir mahzur görmüyoruz açıkçası. Kürtçe müzik -başka dillerde de tabii- dergi yayını, kitap yayını, bunların hepsi serbest kalmıştır. Peki, bunun teröre bir faydası olmuş mudur? Hayır. Yine, devamla, Özal'ın Cumhurbaşkanı olarak 93'te yaptığı girişimin karşılığı nasıl verilmiştir? 33 askerimizin şehadetiyle. Bunun teröre bir faydası olmuş mudur? Hayır. Hani kırk bir senedir kimse bu meseleye el atamamıştı, hani kırk bir senedir kimse cesaret edememişti. Ve gelelim bu döneme, özellikle AK PARTİ'nin dönemine. Bir kere, bu cümleyi AK PARTİ'li bir arkadaşımız yahut bir AK PARTİ yetkilisi kurarsa kendisine haksızlık etmiş olur. AK PARTİ geldiği günden beri bu konuda son derece cesur adımlar atmış ve birçok yasağı kaldırmıştır; hatta bunlarda gerekli olmayan Andımız'ı dahi kaldırmıştır. Bunların teröre, teröriste, teröristin tutumuna bir faydası olmuş mudur? Hayır. Yine AK PARTİ iktidara gelir gelmez sanırım merhum Hatip Dicle...

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Yaşıyor.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Yaşıyor.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) - ...Leyla Zana, Sırrı Sakik ve

Ahmet Türk olsa gerek DEP'li 4 milletvekilini çıkardığı yasayla cezaevinden çıkarmıştır. Bu bir barış adımıdır, bunun teröre ve teröriste olumlu anlamda bir faydası olmuş mudur? Hayır. Ve en son 2013'teki çözüm süreci: Başlamış, Dolmabahçe'de mutabakat zabıtları imzalanmış, halaylar çekilmiş, yine bu dönemde olduğu gibi mektuplar okunmuş ama bir yandan da bunlar yapılırken terör örgütü tarafından devlete pusu kurulmuş ve hendek savaşında 800 canımızı kaybetmişiz. Bunun teröre ve teröriste bir faydası olmuş mudur? Hayır.

Sayın milletvekilleri, önce sorunu teşhiste ve tespitte doğru olmalıyız. Bunu sadece bir terör meselesi olarak görürsek çok büyük hata yapmış oluruz. Açıkçası, Türkiye'den bir toprak talebi vardır. Türkiye'de Anayasa'yı değiştirmek suretiyle milleti çeşitli kesimlere bölme talebi vardır. Ben bu meselenin başında, burada ilk konuşmalarımdan birinde "Anayasal vatandaşlığı ve ana dilde eğitimi kimse hayal bile etmesin." demiştim. Ben anayasal kimlik olarak "Kürt kimliği" dememiştim, "ana dilde eğitim" derken "Kürtçe eğitim" dememiştim. Özellikle Kürt'e, Kürtçeye, Kürt kimliğine karşı bizim bir ön yargımız yok ama devleti ayakta tutan ve Lozan'la kaimleşmiş, cumhuriyetle serpilmiş bir düzen var. Süreç başladığında ne oldu? Terör örgütünün lideri ilk beyanatında cumhuriyeti suçladı, Lozan'ı suçladı; oysaki bunlar bizim birliğimizi, bir arada olmamızı; birlikte, barış içinde, kardeşçe yaşamamızı temin eden önlemler ve anlaşmalar ve yönetim sistemleri. Yoksa bizim Kürt'e ne düşmanlığımız olabilir ve düşmanlık yapamayız; buna hakkımız da yok, bunu gerçekleştiremeyiz de, bu insani de değil. Irkçılık ve mezhepçiliktir bir milleti bölen, ırkçılık ve mezhepçiliktir bir devleti zayıflatan, bunlara asla müsaade etmeyiz. Kürt'le biz akrabayız; halalarımız, dayılarımız, amcalarımız, eniştemiz, kayınbiraderimiz, bunu isteseniz de ayıramazsınız, buna kimsenin gücü yetmez, hiçbirimizin gücü yetmez ama ısrarla bu konuda sanki suçlu cumhuriyetmiş gibi, cumhuriyetin de temelini sarsacak, Lozan'ı da tartışmaya açacak bir süreçle gittiğimizin artık Türkiye Büyük Millet Meclisi farkında olmalıdır. Açıkça ifade ediliyor: Teröristleri dinlediğiniz zaman, dağdaki teröristleri "Teröristbaşı serbest kalmadan, özgür kalmadan süreç devam edemez." diyor. Açıkça özerklik talep ediliyor. Teröristbaşı da zaten arada sohbetlerinde basına yansıdığı kadarıyla örneğin bir kelime, bir cümleyi sıkıştırıyor, "Mesela güneydoğuda valinin ne işi var?" diyor. Vali demek devlet demektir.

Sayın milletvekilleri, bu konuda çok dikkatli olmalıyız ve bu konuya baktığımız zaman devletler "Geçmişte benzer nelerle karşılaştık?" diye bakmalıdır. Geçmişe baktığımızda, Ermeni terör örgütleri Taşnak ve Hınçak'ın takip ettiği yol ile PKK'nın takip ettiği yolda hiçbir fark göremiyoruz. Onlar nereye gitmek istiyor? Türkiye'yi nasıl parçalamak istiyorsa PKK'nın da hedefi aynıdır ve İYİ Parti buna direnecektir. İYİ Partiyi doğru anlayın. İYİ Parti terörden beslenmemektedir. İYİ Parti kan içici değildir. İYİ Parti ırkçı değildir. İYİ Parti reel gerçeklerle konuşuyor ve daha büyük bir fitnenin vatandaşlarımızın arasına girmesinden çekiniyor. Bu bakımdan iyi incelenmemiz gerektiği kanaatindeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın lütfen.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Biz, milletin bu süreçle ilgili düşüncelerinin son derece olumsuz olduğunu defalarca ifade etmiştik. Geçtiğimiz cumartesi günü yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun çağrısıyla vatandaşın bayrağını alıp gelmesini herkesin ve her kesimin çok büyük bir dikkatle izlemesini tavsiye ederiz ve siyasi partilerin de özellikle bu konuda dikkatli olmasını, bunun siyasi bedellerinin de çok yüksek olacağını ve geçmişte de olduğunu ifade etmek ister, Genel Kurulu saygıyla selamlarız. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)