| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 107 |
| Tarih: | 30.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MEDENİ YILMAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uzman Erbaş Kanunu hakkında YENİ YOL Grubunun görüşlerini beyan etmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teklifin geneline bakıldığında yurttaşın hakkını genişleten, kamu görevlisini koruyan veya yargı kararlarının etkisini güçlendiren bir reform iradesinden çok idarenin elini rahatlatan bir anlayış görülmektedir. Mahkeme kararlarının uygulanması geciktirilmekte, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bazı düzenlemeler farklı ifadelerle yeniden kurulmakta, personelin mesleki geleceğini belirleyen sicil, sınav, statü geçişi veya meslek icrası gibi alanlarda idarenin takdir alanı genişletilmektedir. Bu yaklaşım kanun yapma faaliyetini yurttaş lehine güvence üretme aracı olmaktan çıkarıp idarenin lehine sorun giderme mekanizmasına dönüştürmektedir.
Teklif, güvenlik ve disiplin dilini geniş bir şemsiye gibi kullanmakta, bu şemsiyenin altında yargı kararlarının etkisi, mülkiyet hakkı, çalışma özgürlüğü ve kamu hizmetine girme hakkı daraltılmaktadır. Oysa güvenlik ile hukuk birbirinin alternatifi değildir. Türkiye'nin ihtiyacı, güvenlik başlıkları açıldığında hukuki güvenceleri geri çeken bir anlayış değil, güvenliği de hukuk içinde kurabilen bir devlet aklıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin geneli hakkında değerlendirme yaptıktan sonra maddeler üzerinde kısaca görüşlerimizi beyan etmek isterim.
1'inci maddedeki düzenlemeyle Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına tıp fakültelerinde okutulan ve yükümlülük süresini tamamlamadan ilişiği kesilen ya da istifa eden tabip subayların sivil sektöründe meslek icra edemeyecekleri sürenin orantılı bir formülle hesaplanması öngörülmektedir.
Anayasa Mahkemesi tabip subayların ayrılmaları durumunda kalan tüm mecburi hizmet süresi boyunca sivil sektörde dahi hekimlik yapmalarının engellenmesini çalışma hakkı yönünden ölçüsüz bularak iptal etmişti fakat mezkûr düzenleme Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarının özünü kavramak yerine hak ihlalini matematiksel bir kılıfa döndürmüştür.
Bu çalışma yasağı özü itibarıyla bireyin kendi emeğini ve sivil alandaki mesleki birikimini kullanmasını cezalandırmaktadır. Devlet nitelikli tabip subay kadrolarını korumak için çalışma şartlarını iyileştirmek yerine, sivil alanda hekimlik yapma hakkını engelleyerek zorlayıcı, yasaklayıcı tedbirlere başvurmaktadır. Düzenleme, özü itibarıyla Anayasa’nın 48'inci maddesindeki çalışma ve sözleşme hürriyetinin ve 18'inci maddesinin dolaylı ihlalidir.
Teklifin 2'nci maddesi de yine ilk maddedeki gibi matematiksel formüllerle tıp alanında yaptığı düzenlemeyi bu sefer de aynı kurumlardaki diş hekimliği mesleği için öngörmektedir. Bu madde 1219 sayılı Kanun'un 45'inci maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen üçüncü fıkrasını düzenlemektedir. Mahkeme, devletin eğitim masraflarını karşıladığı personel bakımından mecburi hizmet yükümlülüğü öngörmesini ve kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlamaya dönük tedbirler almasını meşru kabul etmiştir. Ancak AYM'ye göre meşru amaç, çalışma hakkı ve meslek icra özgürlüğüne getirilen sınırlamanın ölçüsüz olmasını haklı kılmaz. Kararda tazminat sorumluluğuna ek olarak kişinin uzun süre kamuda ya da özel sektörde mesleğini icra etme imkânının ortadan kaldırılmasının kamu düzeninin sağlanması amacı bakımından orantılı olmadığı açıkça belirtilmiştir. Teklif edilen düzenleme AYM'nin iptal ettiği meslek icra yasağını tamamen kaldırmamakta, yalnızca yasak süresini matematiksel bir formülle yeniden belirlemektedir. Diş hekimliği eğitimi ve mecburi hizmet süresi dikkate alındığında teklif edilen formül bazı kişiler bakımından yine uzun yıllar boyunca meslek icra yasağını doğurabilmektedir. Bu nedenle, düzenlemenin yalnızca kalan yükümlülük süresinin tamamı yerine daha kısa bir süre öngörmesi tek başına AYM kararına uyum sağlandığı anlamına gelmemektedir. AYM'nin iptal gerekçesi, meslek icra yasağının kişilere aşırı külfet yüklemesi ve tazminat sorumluluğuna ek olarak çalışma hakkını ölçüsüz biçimde sınırlamasıdır. Teklif edilen madde bu yaptırımın niteliğini değiştirmemekte, sadece süresini yeniden hesaplamaktadır. Bu nedenle, madde 2 Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcı gerekçesini tam olarak karşılamamaktadır. Kamu personel planlaması, eğitim giderlerinin karşılanması ve mecburi hizmet yükümlülüğünün korunması meşru amaçlar olmakla birlikte, bu amaçlara kişinin mesleğini icra etmesini yasaklamadan da ulaşılabilir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7'nci maddeyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28'inci maddesine eklenmesi öngörülen cümle, mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin genel rejime önemli bir istisna getirmektedir. Mevcut sistemde idare Danıştay bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının gereklerine göre gecikmeksizin işlem tesis etmekle yükümlüdür. Teklif edilen düzenleme ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28'inci maddesine eklenen cümleyle Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet teşkilatları personeli, askerî ve kolluk öğrencileri ile bunların adayları ve MİT personeli hakkında terör örgütleriyle iltisak gerekçesiyle tesis edilen işlemlere 375 sayılı KHK'nin geçici 35'inci maddesi uyarınca tesis edilen işlemlere ve güvenlik soruşturması sonucu kurulan işlemlere karşı açılan davalarda verilen ve göreve iade sonucu doğuran mahkeme kararlarını ancak nihai kararın kesinleşmesine kadar ertelemektedir. Kararın uygulanmasının kamu düzeni veya kamu güvenliği bakımından telafisi güç sonuçlar doğuracağı düşünülüyorsa idare üst derece mahkemesinden yürütmenin durdurulmasını isteyebilir. Böylece somut olayın özellikleri, kararın gerekçesi, davacının durumu ve kamu hizmetinin niteliği yargı merciinde değerlendirilir. Teklif edilen madde ise bu denetimi devre dışı bırakmakta, belli kurumlar ve belli işlem türleri bakımından idare lehine bir bekletici etki yaratmaktadır.
KHK döneminde yaşanan en temel sorunlardan biri, kişinin uzun yıllar boyunca belirsizlik içinde bırakılması, haklarında verilmiş lehe kararlara rağmen görevlerine dönememesi ve sosyal hayatlarında kalıcı biçimde damgalanmasıydı. Emniyet, Millî İstihbarat Teşkilatı gibi kurumlarda görev yapan personel, adaylar, öğrenciler ve öğrenci adaylarıyla ilgili olarak mevzuata taşımaktadır. Hukuka aykırılığı ilk derece mahkemesi kararıyla tespit edilmiş bir işlemin sonuçlarının sırf karar kesinleşmediği için devam ettirilmesi KHK mağduriyetlerini giderme iradesiyle bağdaşmadığı gibi yeni mağduriyetlerin de önünü açmaktadır. Gerekçede kararın ilgili lehine kesinleşmesi hâlinde bu süreçteki ücretlerin yasal faiziyle ödeneceği belirtilmiş ise de bu güvence zararı tam olarak karşılamaktan uzaktır. Kamu görevinden uzak kalınan süre parasal bir kayıpla sınırlı değildir; kişinin mesleki itibarı, kariyer ilerlemesi, sosyal çevresi ve hukuki güvenlik duygusu üzerinde telafisi güç sonuçlar doğurabilir. İdarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle haklı bulunan kişinin sırf karar kesinleşmediği için görevine dönememesi mahkemeye erişim hakkını şeklî bir hakka dönüştürme riski taşımaktadır. Uygulamada on yıla yakın sürebilecek bir yargılama hukuk devleti ilkesi, mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ve idarenin her işleminin yargı denetimine tabi kılınması hakkı bakımından telafisi imkânsız ağır ihlallere yol açacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8'inci maddeyle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenmesi öngörülen Geçici Madde, 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra oluşturduğu ileri sürülen tereddütleri gidermek amacıyla hazırlanmış görülmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
MEDENİ YILMAZ (Devamla) - Ancak madde metni incelendiğinde, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini karşılayan yeni bir kamulaştırma rejiminin kurulmadığı, İptal edilen 221 sayılı Kanun'un temel mantığının başka bir kanun içerisinde yeniden düzenlendiği görülmektedir. Mahkeme, 221 sayılı Kanun'u belirsiz olduğu için iptal etmemiştir; aksine, söz konusu kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme, geçmişte oluşan fiilî durumlar ile tapu kayıtları arasındaki uyumsuzlukların giderilmesinde kamu yararı bulunabileceğini de tamamen reddetmemiştir, buna rağmen iptal kararı vermiştir çünkü AYM'ye göre sorun, düzenlemenin belirsizliği veya kamu yararı amacının bütünüyle yokluğu değildir.
Sayın milletvekilleri, hukuk devleti, idarenin geçmişten gelen durumlarını...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEDENİ YILMAZ (Devamla) - ...kanun hükmüyle meşrulaştıran değil, mülkiyet hakkı ihlal edilen yurttaşın zararını Anayasa'ya uygun içerikte gideren bir düzen kurmakla yükümlüdür.
Bu duygu ve düşüncelerle, teklifteki eleştirilerimizi dikkate alarak yeniden düzenleme yapılması umuduyla heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)