| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 107 |
| Tarih: | 30.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'yle ilgili bugün, burada, genel görüşmelerle ilgili müzakereleri yapıyoruz.
Her zamanki gibi bir torba yasa teklifini "Uzman Erbaş Kanunu" diye başlayıp ondan sonra "Bazı Kanunlar" diyerek bu konuyla hiçbir ilgisi olmayan kanunların bu torbanın içerisine getirildiği bir kanun teklifini görüşüyoruz. Elbette, bu kanunun özünde şöyle bir husus var: Güçlü devletten bahsediliyor, savunma sanayisinden bahsediliyor ve Türkiye'mizin özellikle savunma kapasitesinin artırılmasının ne kadar önemli olduğu bu kanunun gerekçelerinde ifade ediliyor. Güçlü devlet demek hukuka uygun devlet demektir. Eğer siz bu kanun teklifinde daha önce Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bazı kanun maddelerini Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini karşılamadan tekrar önümüze getirirseniz sadece "güvenlik" "devlet" "bayrak" kavramların altına başka şeyleri gizleme amacı olduğuna dair şüpheleri uyandırmış olursunuz. Birazdan tek tek, madde madde geçeceğim ama Millî Savunma Bakanlığıyla alakası olmayan maddelerin bu torbada ne işi var? Aynısını geçen sene de yaptınız. Sayın Komisyon Başkanımız da o müzakerelerde vardı, yine yasayla, bu konuyla ilgili olmayan Kamulaştırma Kanunu geldi, itirazlarımız üzerine o madde çıkarıldı. Şimdi, tekrar, aynı maddeyi, yine bir yaz döneminde, bir tatil döneminde "Hadi apar topar görüşelim." diye bu torbanın içerisine koyuyorsunuz. Elbette, burada Anayasa'ya aykırı bir kanunu ilk kez çıkarmıyorsunuz, daha önce de çıkardınız. Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, siz çıkarıyorsunuz, Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, siz çıkarıyorsunuz. Zaten işimizin çoğunda sizin Anayasa'ya uymayan kanun tekliflerine dair önerilerimizi dinlememeniz sebebiyle Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanunları burada geçirerek önemli mesai harcıyoruz. Dolayısıyla, bunun artık size bir şey ifade ediyor olması lazım. Güçlü devlet hukuka uyan devlet demektir, güçlü devlet kendi konuları dışındaki konuları o torbanın içerisinde gizli saklı bir şekilde gündeme getirmemek demektir.
Şimdi, 1'inci madde tabip subayların özellikle Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına tıp fakültelerinde okuyan, yükümlülük süresini tamamlamadan ilişkisi kesilen ya da istifa edenlerle ilgili Anayasa Mahkemesi bir iptal getirdi. Buna evet, bir tazminat yükümlülüğü getirebilirsiniz ama başka sivil kurumlarda çalışamama şeklindeki bir yaptırımın çalışma hürriyetine aykırı olduğunu söylüyor. Şimdi, bir kişi tıp eğitimi aldı, TSK'dan öyle veya böyle ayrıldı, ne yapsın, hamallık mı yapsın bu arkadaş süresi dolana kadar? Tazminat istiyorsunuz, ödedi. Onun dışında "Doktorluk yapamazsın." demek ne kadar doğru bir şey. Bu kişiye yıllarca tıp eğitimi alsın diye yatırım yapıyorsunuz, bu kadar sağlık sorunlarının olduğu bir yerde diyorsunuz ki: "Çalışma hürriyetine aykırı da olsa sen sivil bir kurumda çalışamazsın." Bunu düzenliyorsunuz 1'inci maddede, buna itiraz etmeyelim mi?
2'nci maddede aynı şeyi diş hekimi olan subaylar için getiriyorsunuz ve yine Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini karşılamıyorsunuz. Denizcilik personelinin özlük haklarıyla ilgili 3'üncü madde, askerî mal kapsamının genişletilmesiyle ilgili 4'üncü madde. Ayrılan muvazzaf subayların tekrar muvazzaf olarak görevlere dönememesiyle ilgili madde, emekli personel ve öğrencilerle ilgili, ek ders ücretleriyle ilgili madde. Bütün bunlar evet, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarını karşılamasa da en azından olumlu bazı adımlar olarak görülebilir.
Gelelim teklifin 7'nci maddesine. Adalet ve Kalkınma Partisinin en fazla övündüğü maddelerinden bir tanesi nedir biliyor musunuz? Yüksek Askeri Şûra kararlarını dahi yargı denetimine açan bir Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün geldiği nokta itibarıyla idarenin aldığı kararları bir mahkeme kararına rağmen yapmamayı tercih eden bir noktaya geldi. Bu mu sizin hukuk devleti anlayışınız? Hani Yüksek Askeri Şûra kararı gibi istisnai ve komuta kademesinin çok önemli etkilerini ortaya çıkabilecek kararlara bile "Hayır, bunlar da yargı denetimine tabi olsun." diyorsunuz, geliyorsunuz, bu yasanın 7'nci maddesiyle İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun...
(Uğultular)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Biraz uğultu var Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatibi dinleyelim.
Zaten salonda 30 kişi var, uğultu olmaz.
Buyurun Sayın Kaya.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Bu kanunun 7'nci maddesiyle İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28'inci maddesine bir ek fıkra ekliyorsunuz. Nedir İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28'inci maddesindeki ana kural? İlk derece mahkemelerinin, bölge idare mahkemelerinin, Danıştayın vermiş olduğu kararlar idare tarafından otuz gün içerisinde, geciktirilmeksizin yerine getirilir. Siz ne diyorsunuz bu maddede? Uzun uzun sayıyorsunuz, şunlar, şunlar, şunlar, şunlarla ilgili eğer bir göreve iade kararı varsa kararın uygulanması için kesinleşme şartı aranıyor. Ne yapacak bu insan? Hele hele Türkiye'de yargının bu kadar geç işlediği, kararın kesinleşmesi için en az dört-beş yıl, bazen on yıl bile geçen davalarda görevden attığınız kişi veya kademe ilerlemesini durdurduğunuz kişi dava açıp davayı kazandığı zaman hâlâ "Kararın kesinleşmesini bekleme." mi diyeceksiniz? Bu evrensel ilkeden ayrılmanızı gerektirecek hangi gerekçe var ortada? Yani sizin idari tasarrufla bu şekilde işlem yaptığınız kişiler işleminize karşı yargıya gidecekler, yargı bir karar verecek ama siz diyeceksiniz ki "Bu, hukuksuz da olsa karar kesinleşinceye kadar ben buna uymam." Yüksek Askerî Şûra kararlarını yargı denetimine açan AK PARTİ benim memurumun yaptığı işleme karşı, mahkemeler kabul kararı verip göreve iade etse dahi "Ben dört-beş sene hukuksuz bir şekilde o kişiyi mağdur etmeye devam ederim." diyor arkadaşlar. Bu kişi karar kesinleşinceye kadar -dediğim gibi- beş yıl bazen on yıl bekleyecek, işinden gücünden olacak, on sene sonra dönüp dolaşıp o göreve mi gelecek? Bu vicdana sığıyor mu arkadaşlar? Burada bir kısım yürütme erkindeki memurlar kendi iç tasarruf alanlarını genişletmek için böyle bir maddeyi kanun metnine koymayı isteyebilirler ama biz milletvekilleri olarak onların bu taleplerini yerine getirme memuru değiliz ki vicdandan, hukuktan, adalet terazisinden geçirmemiz lazım. Bu madde kimin içine siniyor? Hangimiz almış olduğumuz bir mahkeme kararına rağmen görevimize dönemeyip üç yıl, beş yıl daha kendi kurumumuzla ilişkisinin kesilmesini kabul ederek normal bir hayat kurabileceğiz? Askıda bir dönemimiz var, mahkeme bizi göreve iade etmiş ama beyefendiler mahkeme kararı kesinleşmediği için kararımızı yerine getirmeyecekler ve biz de o geçiş döneminde yarın mı, bir ay mı, bir sene sonra mı kesinleşeceğini bilmediğimiz bir kararın sonucu bekleyeceğiz. Peki, kim bize güvenip iş verecek? İş verdi, bir ay sonra karar kesinleşti, ne yapacağız? "Ya, kusura bakma, ben burada işe başladım ama görevime geri dönmemle ilgili karar kesinleşti." deyip geriye mi döneceğiz? Bunun kabul edilebilecek bir şey olmadığını buradan net bir şekilde ifade ediyorum.
Kamulaştırma Kanunu'yla ilgili 8'inci madde, burada, başta Komisyon Başkanı ve üyeleri dâhil olmak üzere, bu teklifin altında imzası olan bütün arkadaşların vicdanına sesleniyorum. Bu kanun ne ile ilgili bir kanun? Uzman erbaşlarla ilgili, bir kısım özlük haklarını, sicil işlemlerini, kamu istihdamıyla ilgili engelleri ortadan kaldıran bir kanun. On ikinci yargı paketi var, o kamulaştırmayla ilgili kanunu niçin on ikinci yargı paketinin içerisinde getirip Adalet Komisyonunda konuşturmuyorsunuz da güvenlik bürokratlarının ağırlıklı olarak bulunduğu Millî Savunma Komisyonunda biz bu konuyu niye konuşuyoruz? Kamulaştırmayla askeriyenin ne işi var Allah aşkına? Ha, şunu mu yapmaya çalışıyoruz: "Ezan, bayrak deriz, herkes gözünü kapatmak zorunda kalır, duygusal bir konu. Bu arada, kamulaştırmayla ilgili hukuksuzluğu da bu Meclisten geçiririz." Bunu mu demeye çalışıyorsunuz? Ha, bunu diyenler olabilir; bizim vazifemiz, buna karşı dikkat çekmek, herkesi uyarmak. Ha, uyardık, buna rağmen "Ya, boşver canım, sen de düzene uy, kabul edelim bu maddeyi." diyenler varsa onları da kendi vicdanlarıyla baş başa bırakırız. Ama burada Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olarak, bu kanun teklifinin içerisine burayı milletin iradesiyle değil tamamen kendi idari tasarruflarıyla maddeleştirmek isteyen kişilere karşı itiraz etmezsek biz bu kanun teklifini hazırlayan teknokratların memurları hâline geliriz arkadaşlar, memurları. Ha, bu öyle bir süzgeçten geçmeli ki bir daha bu ve benzeri yasayı hazırlayan teknokratlar "Ya, biz bu Meclise ne gönderirsek gönderelim, nasıl olsa Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla buradan geçer, herhangi bir itiraza uğramaz." şeklinde Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımızı toptancı bir şekilde hukuksuzluklara sesini çıkarmayan kişiler olarak gören anlayışı da burada hep beraber mahkûm edelim. Bu mahkûmiyet bizden önce Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın da görevidir çünkü siz buna itiraz ederseniz anlamlı olur, aksi takdirde size yaptırmış olacaklar. Biz itiraz ediyoruz zaten ama sizin de kabul etmediğiniz, sizin de vicdanınıza, hukuk mantığınıza uymayan bir şeyi siz kalkıp burada yasalaştırmış olacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Hani, geçen meşhur bir rivayettir; Hazreti Ömer tarafından atanmış bir vali cami yaptırmak için bir Yahudi'nin arazisini kamulaştırır, Yahudi'nin rızası yoktur. Yahudi şikâyet için Hazreti Ömer'e gelir, Hazreti Ömer der ki, ona bir not yazar: "Git -daha önce karşılaşmış oldukları Nuşirevan, İran Kralı- bu notu valiye ver: 'Hazreti Ömer Nuşirevan'dan daha az adil değildir.'" "Sen rızası olmayan bir adamın malına çökemezsin." diyor. Ya bırak malına çökmeyi, hem malına çöküyor hiç olmazsa o Yahudi'nin parasını vermişti oradaki vali. Siz diyorsunuz ki: "O tarihteki rayiç bedeliyle, yirmi sene, otuz sene önceki değeriyle." Hanginiz kendi tapusunu yirmi sene önceki değeriyle satar arkadaşlar ya? Bu vicdan mıdır, bu merhamet midir? Buna itiraz edince de "Vay, bu yasa bir an önce çıkacak da sizler engel oluyorsunuz." Hukuksuzluklara engel olmaya devam edeceğiz arkadaşlar, elimizden geldiği kadar, gücümüzün yettiği kadar diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)