| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 107 |
| Tarih: | 30.06.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, İsrail'in Gazze saldırısından bu senenin başına kadar, hatta birkaç ay öncesine kadar bu Mecliste en çok kullanılan sözcüklerden biri -tutanaklara bakıldığında görülebilir- "emperyalizm" sözcüsüydü. Antiemperyalist bir Meclis havamız vardı, neredeyse herkes emperyalizme karşı söz alıp konuşuyordu ve biz o kadar çok emperyalizme karşı söz kurmuşuz ki kapitalist sistemin, emperyalistlerin jandarması NATO Ankara'ya geliyor. Hem de ne gelmek, öyle böyle gelmiyor. Dolayısıyla da NATO geliyor, Meclis kapanıyor; NATO geliyor, neredeyse Ankara kapanıyor. NATO geliyor diye 12 milyar lira çevre düzenlemesine para aktarılıyor. NATO geliyor diye yollar yapılıyor, her şeye hazırlık, parklar kapanıyor ama "Bu 12 milyar lirayı emekliye verelim." deseniz, burada "Bütçe yok." diye sabah akşam ağlayanlar NATO'nun gözünü boyamak için âdeta Şimşek'e yoksulluğun fotoğrafını çizdiriyorlar. Ne yapıyor Şimşek? 12 milyar lirayı harcıyor, yoksul mahallelerinin önünü kapatıp önüne manzaralar yerleştiriyor. Hani diyor ya "Abidin, sen mutluluğun resmini yapabilir misin?" diye, evet, Şimşek'e de sormak lazım "Sen yoksulluğun resmini çizebilir misin Şimşek?" Sen ancak örtbas edersin. Evet, örtbas ediyorsunuz yoksulluğu, saklıyorsunuz. Halkın kaynağını, parasını işte böyle harcıyorsunuz. Hem de kim için? Emperyalistler için, onun jandarma örgütü için harcıyorsunuz. Ne oldu, bir anda NATO'ya bu güzellemeler başladı. NATO bir manevra mı yaptı? Bir savaş örgütü olmaktan vaz mı geçti? Orta Doğu'ya barış getirmek için mi geliyor? NATO ne için geliyor? NATO yeni roller vermek için geliyor. Oysa kimsenin bize rol vermesine gerek yok. Biz kendi barışımızı, geleceğimizi hep birlikte burada var etmeliyiz ama biz bundan o kadar uzağız ki... On beş aydır bir süreç yürüyor, bu sürece kimsenin gerçek anlamda, samimi anlamda destek vermediğini görüyoruz; bırakın destek vermeyi, âdeta süreç yürümesin diye bir hamasetin, bir dilin, bir şiddet dilinin burada hâkim olduğunu görüyoruz. Oysa esas şiddet işte gelendedir, esas şiddet Orta Doğu'da halkları birbirine kırdırandadır, esas şiddet bu ülkeye bunu dayatandadır. Oysa biz hâlâ geçmişin bilançolarıyla, geçmişin vakalarıyla bu siyaseti burada var etmeye çalışıyoruz. Hayır, biz barışmalıyız, barışa ihtiyacımız var. Biz barışamadığımız için NATO geliyor, biz barışamadığımız için bize bu gömleği biçiyorlar. Biz bu barışı var etmeye çalışıyoruz. O yüzden, Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te atmış olduğu adım çok kıymetli bir adımdır, emperyalizme karşı bir adımdır, halkların barışı için atılmış bir adımdır, bir hukuk devletini var edelim diye, demokrasiyi var edelim diye atılmış bir adımdır. Hep birlikte yapalım diye ortak vatanda bir demokratik cumhuriyetin arayışıdır. Şimdi, siz buna karşı çıkacaksınız, şimdi hâlâ geçmişin acıları üzerinden siyaseti var etmeye çalışacaksınız, sonra da hukukçu olarak hâkimlere, savcılara talimat vereceksiniz; yok öyle bir şey. Hukukçuysanız hukuk devletini savunursunuz, hukukçuysanız barışı savunursunuz. Gereğini işte tam da siyaset olarak burada yaparsınız, müzakereyle yaparsınız. Müzakereyi ortadan kaldırarak, insanları suçlayarak, geçmişin acılarını yeniden yeniden kanırtarak hiçbir yere varamayız. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün, gerçekten barışa kavuşma ve barışma günüdür, gereğini yapma günüdür çünkü burası hepimizin ortak vatanıdır ve burada o huzuru, barışı hep birlikte inşa etmeliyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzur, barış demişken çok kıymetli, çok değerli bir insanı anmak istiyorum, Cizreli Orhan Doğan anmak istiyorum; 90'lardaki zulme karşı direnen, avukatlık yapan, insan hakları savunuculuğunu yapan, bunun için hayatını bu mücadeleye adayan bir insanı saygıyla anmak istiyorum. Evet, maalesef 1994 yılında bu Meclisten dokunulmazlığı kaldırıldı ve cezaevine yollandı. Yıllarca cezaevinde kaldı ve 2007 yılında maalesef kendisini kaybettik. Onu bir kez daha minnetle, vermiş olduğu mücadeleyi de saygıyla anıyorum.
Yine "barış" deyince, 2013 yılında yine bir barış, bir çözüm süreci için mücadele ederken iktidar kalekollar yapıyordu, karakollar yapıyordu. Halk, "Barış istiyoruz ya, ne karakolu, nedir bu?" diye sokağa çıktı ve maalesef Medeni Yıldırım Lice'de katledildi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
İşte o zihniyetten kurtulmak, gençlerin, insanların, yurttaşlarımızın ölmesini engellemek için bizim kalekollara, karakollara, bu şiddet, bu savaş makinelerine ihtiyacımız yok. Evet, bugün Medeni Yıldırım'ı da anmak istiyorum.
Ve "barış" demişken büyük sanatçı, sinema sanatçısı Kadir İnanır'ı anmak istiyorum. Evet, gerçekten büyük bir sanatçıydı, sinemaya büyük emek verdi, Türkiye'de sinemanın tarihine çok önemli bir isim olarak yazıldı ama bunun yanı sıra bir barış insanıydı, barış için, bu ülkenin barışa kavuşması için de büyük emekler verdi; kendisini yitirdik, onu da bir kez daha saygıyla, minnetle anıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, "barış" dediğimiz zaman, "demokrasi" dediğimiz zaman kuşkusuz bu ülkenin en önemli meselelerinden biri adalet meselesidir. Bu ülke bir adaletsizlik girdabı içinde, her gün o denli çok adaletsizlikle karşı karşıya geliyoruz ki bu adaletsizliklere son vermemiz gerekiyor, bunun için adımlar atılması gerekiyor; bunun için bizim yasaya falan da ihtiyacımız yok, mevcut yasalara uymamız gerekiyor.
Bakın, bunlardan birini daha sizlere hatırlatmak istiyorum: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kobani davasında bir ihlal kararı daha verdi Sevgili Ali Ürküt'le ilgili.
Biliyorsunuz, Ali Ürküt altı yıldır Sincan Cezaevinde tutsak. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararında çok önemli şeylere bir kez daha vurgu yapıyor, diyor ki: "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5/1'inci maddesine göre yani özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ediyorsunuz. 5/3'üncü maddesine göre makul sürede yargılanma ve tutukluluğun gerekçelendirilmesi konusunu ihlal ediyorsunuz. 10'uncu madde, ifade özgürlüğünü ihlal ediyorsunuz ve 18'inci madde -bu çok çok önemli bir madde- hak sınırlanmalarının siyasi amaçla kullanılması yasağını ihlal ediyorsunuz." Bu kadar çok ihlal gerçekleştiriyorsunuz. Neden? Çünkü bir kumpas davasını sürdürme iradeniz devam ediyor, sonlandırma yönünde bir adım atmıyorsunuz. Bakın, "bir süreç" diyoruz, birçok şeyden bahsediyoruz, siz ihlal etmeye devam ettikçe size kim güvenir? Kimse güvenmez. Dolayısıyla da bir an önce bu kararların gereğini yapmak lazım. Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle 18'inci maddeyle ilgili bu kararı geçmişte Selahattin Demirtaş'la ilgili verdi, hem de 3 kere verdi ama sevgili Selahattin Demirtaş hâlâ tutsak. Sırf Selahattin Demirtaş değil, bakın, bu kumpas davasından...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - ...tutsak olan arkadaşlarımın ismini bir kez daha burada zikredeceğim, zikredeceğim ki sizler de bunu not alın, alın ki nasıl bir haksızlığa, nasıl bir adaletsizliğe hâlâ rıza gösterdiğiniz teşhir olsun: Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Aynur Aşan, Bülent Parmaksız, Dilek Yağlı, Günay Kubilay, İsmail Şengül, Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Zeynep Kahraman, Zeynep Ölbeci. Evet, arkadaşlarımız hâlâ sizin bu ihlalde ısrarınızdan dolayı cezaevinde ve Ali Ürküt'le ilgili verilen karar Anayasa Mahkemesi tarafından da bugün verilen kararla âdeta pekiştirildi. Sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değil, Anayasa Mahkemesi de yine bir ihlal kararı verdi, yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair bir karar verdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ali Ürküt 71 yaşında, kanser hastası ve buna rağmen siz bu ihlalleri yapmaya, bu ihlal kararlarının devamına neden oluyorsunuz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak da yine cezaevlerine değinmek istiyorum. Cezaevlerinde de hak ihlalleri, işkence ve kötü muamele devam ediyor, bütün cezaevlerinde devam ediyor. Bugün Kayseri Kadın Kapalı Cezaevinden bahsetmek istiyorum. O cezaevinde kalan kadınlar bana faks çektiler. Onların da isimlerini burada tek tek sizlere okumak istiyorum: Gülsüm Koç, Evin Zapsu, Fecriye Benek, Behiye Baki, Helin Özdemir, Naime Encü, Gülan Destan Yıldız, Hiyam Yolcu Akyol, Dilan Dağ, Şilan Çetiner, Aysel Davar, Dilek Arsu, Elif Deniz, Jiyan Ay ve Gülistan Al. Evet, bütün kadınlar ortak olarak bir faks çektiler ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Temelli, on birinci dakika.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Tamamlıyorum, tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - ...dediler ki: "Burada işkence var hem de sistematik işkence var, her gün yeni bir hak ihlaliyle karşı karşıya geliyoruz; psikolojik, sosyal ve fiziksel şiddete maruz kalıyoruz." Evet, cezaevlerinin tablosu budur. Bu cezaevlerindeki hak ihlallerine son verme zamanı gelmiştir. Hazır on ikinci yargı paketi Meclise gelmişken bu anlamda da gereğini yapıp bu ihlallere son verebiliriz.
Teşekkür ediyorum.