| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 106 |
| Tarih: | 24.06.2026 |
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden kıymetli Türkiye halkları ve bütün haksızlıklara, hukuksuzluklara rağmen cezaevlerinde direnmeye devam eden yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifinin 17'nci maddesi üzerinde konuşacağım ve bu madde, ticari araç plakalarında şimdiye kadar uygulanan KDV'ye muafiyet getirmeyi amaçlıyor ancak konuya biraz yakından baktığımızda bunun yalnızca bir vergi meselesi olmadığını görebiliyoruz. Kanun teklifi sahiplerinin kimin yanında durduğunu, kimi desteklediğini hatta ve hatta bu kanun teklifini kimler için, kimler yararına ortaya getirdiğini de destekleyen bir siyasi tercih olduğunu görüyoruz çünkü bu maddeyle taksi, dolmuş, minibüs ve servis plakalarının devrinde KDV istisnası getiriliyor. Bunun üzerine aslında şunu ifade edebilirim: Geçtiğimiz aylarda Muş'ta bir taksi şoförüyle yapmış olduğumuz sohbet gerçekten de çok dikkat çekiciydi. Şoförün anlattığı hikâye bence bütün şoförlerin hikâyesinin bire bir aynısı. Şöyle ifade etti: "Sabah direksiyon başına geçtiğimde önce plaka sahibinin parasını çıkarıyorum, sonra yakıtı ödüyorum. Akşam götürdüğüm para -ki kalırsa- işte, o benim kazancım oluyor." Günde on iki, on dört saat çalışan, bel ağrısıyla boğuşan, boyun fıtığıyla mücadele eden ve çoğu zaman BAĞ-KUR primini dahi yatıramayan binlerce şoförün hikâyesi de işte tam olarak bu. Peki önümüzdeki bu madde bu şoförlerin hangi sorununu çözüyor; emeklilik sorununu mu, güvencesizlik sorununu mu, sosyal güvence sorununu mu, uzun çalışma saatlerini mi? Bu düzenleme, direksiyon başındaki şoförlerin, emekçilerin derdine zerreyimiskal kadar derman olmuyor ama milyonlarca liralık plakalara sahip olanlara büyük bir fayda sağlıyor. Bugün Türkiye'nin birçok kentinde ticari plakalar bir ulaşım ruhsatı olmaktan çıktı, bir yatırım ve rant aracına dönüştü. Özellikle İstanbul'da yaşanan süreç bunu açık biçimde ortaya koyuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yeni taksi plakaları oluşturma girişimleri karşısında, bildiğiniz gibi, plaka sahipleri mahkemeye başvurdu. Yani burada konu yurttaşın taksi bulup bulmaması değildi, ulaşım hizmetinin kalitesi değildi; tartışma, yeni plakalar verilirse eğer, mevcut plakaların milyonlarca liraya varan, ulaşan ekonomik değerinin düşeceğiyle ilgili kaygıydı. Bu dava hepimize çok önemli bir şeyi gösterdi. Ticari plakalar yalnızca bir çalışma aracı değil, aynı zamanda büyük bir servet unsuruna dönüşmüştür. Nitekim bugün ülkemizde bazı ticari plakalar miras davalarına, ortaklığın giderilmesi davalarına, icra dosyalarına bile konu olmakta; insanlar evlerini, arsalarını değil milyonlarca lira değerindeki işte bu plakaları paylaşmak için mahkeme sıralarına gidiyor, mahkeme kapılarını aşındırıyor. Böyle bir ekonomik değerin el değiştirmesinin vergiden muaf kılınması ise kamu vicdanında da aklında da soru işaretleri oluşturmaya devam edecek. O zaman marketten aldığı ekmek için KDV ödeyen yurttaşın vergisi alınırken, çocuğuna aldığı süt için, elektrik faturası için, kullandığı telefon için dahi vergi alınırken milyonlarca liralık plaka devlerinden neden KDV alınmıyor? Burada bir vergi adaletinden bahsedilebilir mi?
Değerli milletvekilleri, biz vergiyi emeğin sırtına yükleyen anlayışa karşı çıkıyoruz çünkü biliyoruz ki ekonomik adalet olmadan toplumsal adalet de kurulamaz, toplumsal adalet olmadan daha demokratik bir toplum inşa edilemez. Bugün, Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni ayrıcalıklar üretmek değildir; Türkiye'nin ihtiyacı olan emekçinin alın terini koruyan, gençlere umut veren, emekliye insanca yaşam sağlayan, esnafını borç ve güvencesizlik altında ezmeyen bir ekonomik düzendir çünkü biz eşit yurttaşlığa yalnızca anayasal bir kavram olarak bakmıyoruz. Eşit yurttaşlık vergi yükünün adil paylaşılmasıdır; bir çocuğun hangi kentte, hangi kimlikle, hangi dil ve kültürden olursa olsun geleceğe aynı umutla bakabilmesidir. Eşit yurttaşlık yoksulluğun kader olmaktan çıkarılmasıdır ve bizler biliyoruz ki barış insanların insanca yaşayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği, adalet duygusunun güçlendiği bir toplumsal düzenin adıdır. Demokratik toplum da ancak ekonomik adaletin, sosyal adaletin ve demokratik hukukun birlikte güçlenmesiyle mümkündür.
Bu nedenle bizler rantı değil emeği savunmaya devam ediyoruz, bu maddeyi de reddediyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)