| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 106 |
| Tarih: | 24.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Tabii ki Cemal Bey burada öyle coşkulu, o kadar yüksek tondan bir açıklama yaptı ki biz onun altına ne söylesek altını doldurma şansımız yok ancak şunu özellikle ifade etmekte fayda var ki Türkiye'nin NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapmış olması elbette Türk milletinin bir ferdi olarak bizleri gururlandırır, bundan da büyük memnuniyet duyarız, bu konuda en ufak bir şüpheniz olmasın ancak Türk devleti, elbette misafirlerini ağırlarken güvenliği sağlamakla, gerekli tedbirleri almakla da yükümlüdür, bu konuda da kimsenin bir itirazı olamaz ama bizim itirazımız -özellikle benim bir Ankara Milletvekili olarak- ev sahipliğine değil sayın milletvekilleri, bu süreç yönetilirken vatandaşın hayatının, özgürlüklerinin ve adalete erişiminin kolayca ikinci plana itilmesidir, misafir ağırlanırken ev sahiplerinin unutulmasıdır, onların hakkının, hukukunun gözetilmemesidir. Ankara'da günler öncesinden geniş yasak kararları alınıyor; toplantılar, gösteriler, yürüyüşler yasaklanıyor, yollar kapanıyor, kamu kurumlarının işleyişi değişiyor, vatandaşın günlük hayatı neredeyse protokol takvimine göre yeniden düzenleniyor; üstelik, yüzlerce kişi gözaltına alınırken avukat görüşlerinde dahi kısıtlamaya gidilen bir tablodan söz ediliyoruz. Bu kendine güvenmemezlik neyin işaretidir Allah aşkına? Bin yıllık tarihe sahip olduğumuzu iddia eden bir milletin evlatlarının dışarıdan gelecek misafiri ağırlarken bu kadar olağanüstü tedbirlere müracaat etmesine gerek var mı arkadaşlar? Zirve güvenliği sağlanırken hukuk güvenliği neden bu kadar kolay geri plana atılıyor? Güvenlik elbette devletin görevi ancak hukuk devletinde güvenlik, temel hakların üstünü örten bir gerekçeye dönüştürülemez. Devlet hem misafirini ağırlayacak hem de kendi vatandaşının hakkını koruyacak kudrete sahip olmak zorundadır. Aksi hâlde, mesele tedbir olmaktan çıkar, vatandaşın hayatını askıya alan bir yönetim anlayışına dönüşür. Bu tablonun bir de yargıya bakan vahim bir tarafı var. Bugün Hâkimler ve Savcılar Kurulu zirve nedeniyle Ankara'nın belirli ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcıların 6-12 Temmuz haftasında idari izinli sayılacağını ifade ediyor. Bu Meclisin önüne yargı daha etkin ve verimli işleyecek diye düzenleme getiren aynı hafta yargının işleyişini protokol takvimine göre aksatmayı nasıl izah edeceksiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Şu anda Adalet Komisyonunda bu kanun teklifinin görüşmelerini yapıyoruz. Vatandaş duruşmasını beklerken, tutuklu hâkim karşısına çıkmayı beklerken, mağdur savcılıktan işlem beklerken adalet hizmeti böyle mi yürütülecek? Adalet, zirve programına göre ertelenecek bir hizmet değildir değerli milletvekilleri. Hukuk devletinde güvenlik sağlanır ama adaletin kapısı da açık tutulur.
Bir de kamu kaynağı meselesi var. Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre birkaç haftalık hazırlık için şimdiden 11 milyar 579 bin liralık harcama gerçekleştirilmiş. O boyalı duvarların ardında evine ekmek götürmek için kuruş hesabı yapan emekli, ay sonunu getiremeyen işçi, maaşı daha eline geçmeden eriyen memur duruyor değerli milletvekilleri. Kendi vatandaşının hakkını, hukukunu, özgürlüğünü ve güvenlik hayatını nasıl koruduğuyla ölçülür büyük devlet. Devletin itibarı yalnızca yabancı heyetleri nasıl karşıladığıyla ölçülmez, emeklisine, asgari ücretlisine 1 Temmuzda ne vereceğiyle ölçülür diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)