GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:106
Tarih:24.06.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Öncelikle bugün Varto'da yapılacak JES'e karşı mücadele eden Vartoluları ve onlarla dayanışma içinde olanları saygıyla selamlıyorum ve bir çağrımız var: 29 Haziranda Varto direniş çadırında kadınlar aşurelerini pay edecekler. 29 Haziranda bütün kadınları Varto direniş çadırına davet ediyoruz, aşureyi birlikte pay edelim diyoruz.

Kapitalist kentleşmenin doğayı ve insanı birer tüketim kaynağı olarak görmesinin doğal sonucunda bugün iklim krizinden bahsetmemiz tesadüf değildir. Toplumun çevreyle, kentle, doğayla yabancılaşmasını, her gün yeniden üreten sistemde bu sistemin kodlarıyla mutlak bir çözüm üretilemeyeceğini her defasında söylüyoruz. Sanayi atıklarıyla denizleri, yeşil alanları kirlettiniz. Alan daralınca yeniden tahrip için kılıfına uydurdunuz. Sanayide, fabrikada çalışan insanların çok büyük bir bölümü bu işlerden kaynaklı meslek hastalıklarına yakalandı, hayatlarını kaybetti. Bu denli yıkımı örgütleyen de bugün sermaye ve iktidar ilişkisinden başka bir şey değildir. Türkiye'de de iktidar, iklim krizine rağmen başta kömür olmak üzere her türlü madenciliğe özel teşvikler vermektedir. Kaz Dağları, Munzur, Murat Dağı, Cerattepe gibi önemli orman ve su havzaları maden şirketlerinin talanına peşkeş çekilmektedir. Hasankeyf ve Dicle Vadisi, Salda Gölü, Burdur Gölü, Milas Kuş Cenneti, Gediz Havzası gibi birçok doğal ve kültürel alanlar şirketlerin kârları için yok oluşa terk edilmektedir, yok oluşa sürüklenmektedir. Kentsel dönüşüm projeleri, HES, JES projeleri, aşırı su tüketimine neden olan tarım ve hayvancılık biçimleri, nükleer ve termik santral projeleri, orman, su ve tarım alanları yok edilmeye devam edilmektedir. Bugün iklim krizi var ve sanki mevcut kapitalist doğa tahribi değilmiş gibi krizin çözülmesi için de geçici odak dağıtmayla yapılmak istenen sermayenin gelişimini devam ettirmektir. Doğa kaynak, insan kaynak, yenilenebilir enerji kullanımında bile yeşil alan kaynak, kaynaklarsa sizin için tüketilmekle mükellef bir araç, bu araçlar ise ayrıcalıklı olanların kullanımına açık yalnızca zaten bu sistemde bunun böyle olması dışında koşul yoktur. Yangınlar olmadan önce önlem alalım diyoruz, burada reddediliyor; yangınlarda zararı minimuma indirelim diyoruz -yanlış anlaşılmasın doğanın gördüğü zararı- yine reddediliyor; doğayı kendi köylüsü korumaya çalıştığında kolluk saldırıyor. İklim krizi böyle mi çözülecek? Ekoloji örgütleriyle, doğrudan yerel yönetimlerle iş birliğiyle, yöre halkıyla oturarak, tartışarak hiçbir proje geliştirilmedikçe iklim krizi derinleşmeye devam edecektir. 88'de insan faaliyetleri sonucu atmosferde sera gazlarının birikmesi iklim sisteminde önemli değişikliklere yol açabilir, bu değişiklikler insanlık için ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu veriler toplanıyor IPCC'de. 2026 yılındayız, son senelerde iklim krizi yeni çıkmış gibi, yeni ortaya çıkmış gibi gündeme alındı; bu bir politik tercihtir. Bununla birlikte, bir diğer sorun ise, bu tarihten çok daha önce bir sistemin ve doğa ilişkisinin sonucu olarak bu iklim ve kriz vardır tespitinin yapılamıyor oluşudur. Yıllarca süren, bugün 31'incisi yapılacak olan COP görüşmeleri Türkiye'de yapılacak. Peki, bu görüşmeler bunca zamandır neden sonuçsuz? Neden iklim doğa için sonuçsuz? Devleti önceleyen -ki bu sermayeyi öncelemek demektir- bir mekanizmadan zaten sonuç çıkmayacaktır, gerçekçi bir sonuç elde edemeyeceğiz. Katılımcıların yetersizliği, daha doğrusu delegasyonun belirlenme saikleri de oldukça sıkıntılıdır. COP31 katılımcıları, nükleerciler, fosil atıkçılar; şimdi, bunlarla bir masada "Hadi, iklimi yok ettik, şimdi tekrar dönüştürelim, tekrar yok edelim." toplantılarını mı yapılacaktır? Türkiye'de iklim değişikliğinin gündeme gelmesi nasıl oldu? Bilmiyoruz, anlamadık, bir anda Bakanlığa iklim değişikliği ibaresi eklendi. Bizce eklenmesi gereken iklim krizini derinleştirme ifadesi olmalıydı. Fosil yakıt hâlâ varken ve sermaye için fosil yakıtı işlemek daha ucuz ve kolayken, bununla ilgili teşvikler varken hangi yeşil dönüşümden bahsediyorsunuz? Nasıl yenilenebilir enerjiye geçileceğini düşünüyorsunuz? Ki yenilenebilir enerji yaklaşımınız da elbette doğayı tekrar tekrar bozguna uğratmak. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Deprem bölgesine Cumhurbaşkanı gidecek diye inşaatların üzerini brandalamaya, NATO gelecek diye binaları boyamaya benziyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Bu arada, şunu da belirtmek istiyorum: Dün gece yarısı, NATO bu ülkeye gelecek diye, cilalı bir NATO toplantısı yapılsın diye Ankara'da aralarında bileşen partimiz Devrimci Partinin Genel Başkanı olmak üzere, sendikacılar, gençler olmak üzere, işçiler olmak üzere, hatta TEMA gönüllüleri olmak üzere, yüzlerce insan kapıları koçbaşlarıyla kırılarak gözaltına alındılar, ters kelepçeyle yerlere yatırıldılar. Biz de bugün sizin doğaya saldırılarınız ile dün gece kırılan kapılar arasındaki bağı şöyle görüyoruz: NATO projeleri için bu coğrafyayı savaşlarla mahvettiniz, doğaya karşı da savaş açtınız. Biz de bu savaşın karşısındayız. Biz de bu savaşın karşısında mücadele eden herkesle yan yana yürümeye devam edeceğiz.

Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)