| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 106 |
| Tarih: | 24.06.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, yassı muharrem ayındayız ve bugün muharrem ayının onuncu günü. Oruçlar tutuluyor, onu ifade etmek gerekiyor. Kerbela, zulme karşı hakikatin, adaletin ve insan onurunun yanında saf tutmanın adıdır. İmam Hüseyin ve yoldaşlarının direnişi yalnızca bir direniş değil aslında, yalnızca bir yas değil; aynı zamanda zulme başkaldırmanın, teslim olmamanın, biat etmemenin de çağrısıdır. Bugün Kerbela'nın ışığında eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi mücadelesini büyütmenin tarihsel sorumluluğunu yaşıyoruz ve bu sorumlulukla attığımız her adımı da atıyoruz. Bu anlamıyla muharremin mateminde acıyı paylaşırken aynı zamanda Hüseyin'in yolunda direniş, umut ve mücadeleyi de kuşandığımızı ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle, Hak Muhammed Ali aşkına, tutulan canların tuttuğu bütün oruçların kabul olmasını diliyorum. Bu muharrem ayının bitiminde biliyorsunuz aşure kazanları kurulacak, aşureler kaynatılacak, aşure de birlik anlamına geliyor aynı zamanda. Aslında birbirinden çok farklı, her biri farklı tatlarda olan aşurenin içerisine konulanların yan yana geldiğinde yepyeni bir tat oluşturmasıdır. Bunun tam da ülkemiz açısından örnek olması gerektiğini ifade ediyorum. Tıpkı, o aşurenin her bir tadı gibi, bu ülkenin her bir farklılığının bir zenginlik olduğu bilinciyle, bakış açısıyla birbirimize tutunmamız, yan yana durmamız ve birlikte o zenginliği yaşatmamız gerektiğinin de altını çiziyorum ve bir kez daha muharrem ayında yaşamını yitiren Hazreti Hüseyin ve yol arkadaşlarını saygı, minnetle anarken onun yolunda olan her bir canımızı da saygıyla selamlıyor, Hak katında tuttukları oruçlarının kabul olmasını, verdikleri lokmaların kabul olmasını canıgönülden diliyorum.
Sayın Başkan, evet, Muharrem ayındayız, oruçlar gelip geçiyor, birçok şeyi yaşıyoruz ama bu ülkede değişmeyen bir gündemimiz var; o da açlık, yoksulluk ve sefalet gündemi. Ne yazık ki bu ülkede çalışanların ve emeklilerin gündemi ne olursa olsun hiç değişmiyor. İktidar öyle bir ülke yarattı ki artık bu ülkede bir emekli yoksulluğu ve çalışan yoksulluğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu ülkede istediğiniz kadar çalışın, alın terinizle bir yere gelmeniz, ay sonunu getirmeniz, çoluk çocuğunuzun rızkını kazanmanız ne yazık ki neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. Bakın, sendikaların yaptığı araştırmalara göre, 2026 yılının Mayıs ayında açlık sınırı 35.174 lira, yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 lira. Peki, bu ülkede kaç kişi açlık sınırının altında maaş alıyor? Milyonlarca insan. Bu ülkede, çalışan nüfusun yarısından fazlası asgari ücretle çalışıyor ve ne yazık ki asgari ücret açlık sınırının altında bir durumda.
Peki, emekliler açısından? 5 milyona yakın emekli de yine en düşük emekli maaşıyla yaşamını idame ettirmek zorunda kalıyor. Ne oluyor? Emekli olduğu hâlde çalışmak zorunda kalıyor, emekli olduğu hâlde sokakta bir şeyler satmak zorunda kalıyor, emekli olduğu hâlde inşaata gidiyor, inşatta çalışıyor ve en acısı da emekli olduğu hâlde çalışıyor ve çalışırken de yaşamını yitiriyor. Bütün bunlar bu ülkenin ne yazık ki gerçeği.
Şimdi temmuz ayına geldik. Normalde yılda iki defa asgari ücrete zam yapılıyordu ama seçim oldu, bitti; seçimden sonra iktidar hem emekliyi hem asgari ücretliyi unuttu. Şimdi temmuz ayına geldik, enflasyon oranları sürekli artıyor, fiyatlar sürekli artıyor, gıda enflasyonu sürekli artıyor ama iktidarın aklına ne hikmetse asgari ücretliye ve emekliye zam yapmak gelmiyor. Oysaki bu bir lütuf değil, bu ülkedeki bütün değerlerin, bu ülkedeki her şeyin sahibi çalışanlar, işçiler, emekçiler; bu ülke onların yüzü suyu hürmetine dönüyor, bütün değerleri var eden çalışanlar, işçiler, emekçiler fakat bunu görmeyen, onun yerine, işçinin emeğine el koyan sermayeden yana bir bakış açısı var ve bunu da devam ettiriyorlar. Biz bir kez daha DEM PARTİ olarak temmuz ayında hem işçilere, asgari ücretlilere hem de emeklilere ara zam yapılmasını ve bunun da -şu andaki en düşük emekli maaşı için de geçerli bu- sendikaların belirlemiş olduğu yoksulluk sınırının en az yarısı düzeyinde belirlenmesi yani net 60 bin liralık bir ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücretin hem işçilere hem de emeklilere verilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; NATO bahanesiyle Türkiye'de ve Ankara'da yaşananları hepimiz takip ediyoruz.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Başkan.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Dün gözaltılar yapılmıştı ve yaklaşık 209 kişi gözaltına alınmıştı. Bu gözaltılar sırasındaki hak ihlallerinin bir kısmını dün burada da ifade etmiştim. Özellikle gözaltı sırasında ters kelepçe, evlerin kapılarının kırılması, uzun namlulu silahlarla evlere girilmesi, insanların yerlere yatırılması, darbedilmesi gibi birçok insanlık onuruna aykırı ve işkence suçuna konu olabilecek işler yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bu kapsamda, Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yaşanan ve doğrudan avukatların tanıklık yaptığı bir ihmali de buradan aktarmak istiyorum: Saat 08.50'de NATO gerekçesiyle yapılan gözaltılar takip edilirken ÇHD üyesi bir avukatın gözü önünde müvekkilinin merdivenden itilerek düşürüldüğü, buna tepki gösteren avukatın ise kolundan tutulup savrularak darp edildiği ifade edilmiş. Peki, sonra ne olmuş?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu darbı yapan, bu işkenceyi yapan, bu hak ihlalini yapan kişi hakkında hızlı bir şekilde dosyadan çektirilmiş ve oradan uzaklaştırılıp hakkında tutanak tutulmuş mu? Hayır, hiçbir şey yapılmamış. Daha da kötüsü, oraya tutanak tutmak için giden Ankara Barosunun avukatlarının da içeriye alınmadığına dair bilgi var. Yine, bununla da yetinilmiyor, 3 tane ayrı gözaltı merkezinde insanlar tutuluyor, yirmi dört saatlik avukat görüşü yasağı kalkmış olmasına rağmen avukatlar müvekkillerine ulaşamıyorlar, insanlar yakınlarına ulaşamıyorlar. Kimin hangi gözaltı merkezinde olduğu bilinmiyor ve en önemlisi de kronik hastalığı olan ve sürekli ilaç kullanması gereken insanlara ilaçları verilmiyor. Bu saydıklarımın her birinin hak ihlali olduğunu ve doğrudan, hemen hızlı bir şekilde giderilmesi gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Özellikle ailelerin bilgi alma hakkı, sağlık hakkına erişim hakkı, avukata erişim hakkı, savunmanın engellenmemesi gibi temel hakların hızla sağlanması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum Başkan.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ediyorum, Sayın Başkan.
Sürem kalmadı ama bunu söylemezsem olmayacak. Bütün bu hak ihlallerinin yanında özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler Ankara'da günlerdir direniyorlar. Açlık grevinin onuncu günündeler, on bir gündür direnişleri devam ediyor ama ne yazık ki onlara verilen sözler tutulmuyor, onların havarı duyulmuyor, onların çığlığı duyulmuyor. Ankara'ya geldiler; seslerini bizlere, Meclise duyurmak istiyorlar, Hükûmete duyurmak istiyorlar; dertlerine derman arıyorlar, sorunlarına çare arıyorlar ama çaresizlikten on gündür Ankara'nın göbeğinde bedenlerini açlığa yatırmışlar. Ben buradan soruyorum: Bu Meclis, burada oturan her bir milletvekili on gündür işi için, ekmeği için, alın teri için açlık grevi yapan öğretmeni duyacak mı, onun derdine derman olacak mı yoksa hiçbir şey olmamış gibi buraya sırtını dönecek ve gündelik hayatına devam mı edecek? Karşımızdaki soru budur, bu soruya yanıt vermek durumundadır iktidarın kendisi ve bu Meclis.
Teşekkür ederim.