| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 105 |
| Tarih: | 23.06.2026 |
CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün karşımızda yine alışık olduğumuz ve eleştirilerden muaf tutmamamız gereken bir torba yasa anlayışı var. Birçok farklı alanda 600 milletvekilinin birçok farklı özelliği var, birçok uzmanlık alanı. Bu uzmanlık alanlarını değerlendirebileceğimiz ve "torba yasa" adı altında ormanlardan, yaşlı bakım merkezlerinden tutun plakalara kadar birçok farklı düzenlemenin tek bir Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılmasındansa bunların hepsinin kendine ait komisyonlarda tartışılmasının yasama kalitesini artıracağı açıkken bugün yeniden bir torba yasayla karşı karşıyayız.
Bu torba yasaya geçmeden önce Ankara'nın göbeğinde ve bütün Ankara'nın konuştuğu iki tane olaydan bahsetmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, nisanın başından beri Doruk Madencilik işçilerinin hâlâ haklarının tamamını alamaması. Arkadaşlar, bugün, bu maden işçilerinin hâlâ önemli bir kısmı haklarını, hak ettikleri ücretleri alamamış durumdalar ve burada aslında mağdur olan emekçiler, işçiler olmasına rağmen burada işin kaybedeni devletin ciddiyetidir, devletin iş yapma gücüdür, devletin itibarıdır. Dediğim gibi, burada kaybeden günün sonunda işçiler olmayacak, o işçiler söke söke haklarını alacaklar. Günün sonunda kaybeden, o işçilerin bir süreliğine hakkını gasbeden o holding de olmayacak. Günün sonunda kaybeden, zamanında işçilere parasını vermeyen, hak ettiğini vermeyen şirkete karşı herhangi bir yaptırım uygulamayan devletin kurumları olacaktır. O bakımdan, ilk olarak, buradan, bir kez daha Meclis kürsüsünden rica ediyorum, lütfen Doruk Madencilik işçilerinin gecikmiş bütün haklarını ödeyin.
İkincisi, öğretmenler. Öğretmenlerle ilgili, bakın, Ankara'nın orta yerinde polisimiz öğretmenlere çok ciddi anlamda bir şiddet uyguluyor. Peki, bu öğretmenlerin talepleri haksız talepler mi? Hayır, değil. Bakın arkadaşlar, hepimiz ilkokul öğretmenimizi, ortaokul, lise öğretmenimizi hatırlarız. Hepimiz için öğretmenlik kutsal bir meslektir ve bugün öğretmenlerin çalışma koşullarına baktığınız zaman burada içler acısı bir durumla karşılaşıyorsunuz. AK PARTİ'nin bizzat iki tane seçim arasında verdiği "mülakatı kaldırma" sözünün burada rafa kalktığı, özel sektörde çalışan öğretmenlerin asgari ücretten bile daha az bir maaşa razı gösterildiği bir süreçten geçiyoruz. Burada da aynı şey olacak. Yeniden söyleyeyim size: Özel sektör ya da özel eğitim kurumları buradan herhangi bir kayıp yaşamazken, özel sektörde çalışan öğretmenler çok ciddi bir hak mağduriyeti yaşarken -mağdur olan belki özel sektör öğretmenleri olacak ama- burada esas kaybeden yeniden devletin itibarı olacak; AK PARTİ'nin, Cumhur İttifakı'nın öğretmenlere verdiği sözü tutmaması olacak. Burada öğretmenler çok haklı taleplerini dile getirirken bunların bir şekilde hâlâ Mecliste, Meclisimizde, şu anda Ankara'nın, Türkiye'nin en önemli gündem maddesi olarak o dururken Eğitim Komisyonunun toplanmaması olacak. Oysa bu Eğitim Komisyonunun toplanması için gerekli imzalar var, gerekli şartlar var. O zaman, şu anda yüz binleri etkileyen bir durumu konuşmak, tartışmak, çözüm önerilerini geliştirmek için biz neden Eğitim Komisyonunu toplamıyoruz?
Dolayısıyla, buradaki önemli noktalardan bir tanesi şu: Torba yasada elbette birbirinden bağımsız ve önemli konular var. Bizim isteğimiz, bu önemli konuların ilk önce uzmanlık komisyonlarında tartışılması ama bundan daha önemli konular da var. İşte Ankara'nın göbeğinde hakkını arayan, açlık grevinden dolayı artık dayanma gücü kalmayan öğretmenlerin, onların durumunu biz neden Meclisimizin Eğitim Komisyonunu toplayarak tartışmıyoruz? Neden bunu yapmıyoruz? Eğitim Komisyonu Başkanımız -gerekli şartlar oluşmasına rağmen- Eğitim Komisyonunu toplayıp bu Ankara'nın ortasında hepimizin vicdanını sızlatan ve bizim çözüm üretebileceğimiz, bu Meclisin ve devletin kurumlarının çözüm üretilebileceği bir konuya neden bu kadar kayıtsız kalıyor? Bu konunun çözülmesi için, illa Doruk Madencilik işçilerinde olduğu gibi özel sektör öğretmenlerinin de daha fazla şiddeti artırması, daha fazla direnmesi mi gerekiyor? Neden bu ülkede hak ettiğini almak için her seferinde işçiler, emekçiler, çiftçiler sağlıklarını tehlikeye atarak bir eylem yapmak zorunda kalıyor ve neden her seferinde bir zirve ya da herhangi bir etkinlik mazeret gösterilerek bu arkadaşların buradaki çok haklı talepleri, çok haklı gösterileri görmezden geliniyor? Bunları da konuşmamız gerekiyor.
Bir başka nokta da şu: Yasama yılının sonlarına doğru geliyoruz. Türkiye'nin çok acil problemleri var, biraz bundan bahsetmek gerekiyor. Artık küreselleşmenin yerini bölgeselleşmeye bıraktığı bir dönemde Türkiye'de bizim yeni altyapı yatırımlarını, lojistik yatırımlarını nasıl daha iyileştirebileceğimizi, Türkiye'nin bu bölgeselleşen dünyada nasıl daha iyi bir konumda olacağını konuşmamız gerekiyor. Burada bununla ilgili en ufak bir kanun teklifi, en ufak bir çalışmayı görüştüğümüzü hatırlamıyorum.
İkinci nokta, dijitalleşen bir dünyada yepyeni bir sanayi devrimine girdik. Üniversitelerin dört yıllığına tamamıyla öğrencileri oyalayan ve özellikle vakıf üniversitelerinde kent ekonomisine talep yaratmaktan başka hiçbir görevinin olmadığı yerlerde biz neden yeni dönemde beceri politikalarını konuşmuyoruz bu Mecliste? Neden gelen torba yasanın içinde bir tane de yükseköğrenim kurumlarında çocuklarımıza yeni dönemin becerileriyle ilgili bir politikayı getiren bir şeyi tartışmıyoruz?
Bir başka nokta, iklim değişikliği. İklim değişikliği kasıp kavuruyor. Dünya Ekonomik Forumu'nda dünyanın önde gelen akademisyenlerine, uzmanlarına "Sizi küresel ölçekte en çok tehdit edecek unsur ne?" diye sorulduğu zaman hepsinin dediği şey şu: "Beklenmedik doğa olayları." Biz neden mesela sadece iklim değişikliğiyle mücadele ederken Bakanlığın ismini değiştiriyoruz da iklim değişikliğine daha fazla devlet bütçesinden pay ayırmıyoruz? Neden bunu yapmıyoruz?
Bir başka nokta, yaşlanma. Bakın, bir torba yasa geldi ve ormanların içerisinde yaşlı bakım merkezlerinin açılmasını mümkün hâle getiren bir düzenleme. Bu mudur gerçekten? Bizim yaşlanan nüfusla, yaş almış nüfusla mücadele etme yöntemimiz gerçekten bu ormanlık arazileri özel sektöre tahsis edip orada yaşlı bakım merkezlerine imkân vermek midir? Bu özel sektöre tahsis edilen ormanlardaki yaşlı bakım merkezlerinde siz nüfusun çok önemli bir kısmının teşkil ettiği emeklilerin kalabileceğini mi zannediyorsunuz? Bugün 600 milletvekiline belki de en fazla gelen taleplerden bir tanesidir, yaş almış bir vatandaşı huzurevine yerleştirmek. Neden biz mesela torba yasada bu yaşlanan nüfusla ilgili neler yapılabileceğini konuşmuyoruz?
Daha sonra, başka noktalar da var, çok ciddi bir istihdam problemi var. Arkadaşlar, nüfusun sadece ama sadece üçte 1'i çalışıyor. Nüfusun sadece üçte 1'inin çalıştığı, bu çalışan nüfusunun da dörtte 1'inin kamu kurumlarında çalıştığı, özel sektörün yıllardan beri istihdam yaratamadığı bir ekonomide bizler hangi problemi çözebileceğiz? Kimse kimseyi kandırmasın, Türkiye sanayileşmeyi de ihracatı da emek yoğun sektörlerle, tekstil, hazır giyim ve işlenmiş gıdayla öğrenmişken, birçok Anadolu ilimizde tekstil, hazır giyim ve işlenmiş gıda oradaki ekonominin motoruyken son üç yılda bu sektörlerden 330 bin kişinin çıkmasını neden biz burada tartışmıyoruz? Neden tekstilde, hazır giyimde, emek yoğun sektörlerde biz bir dönüşüm hikâyesini burada tartışmıyoruz? Önümüze gelen torba yasada biz neden bu emek yoğun sektörlerle, Türkiye'nin sanayileşmesini, ihracatını öğrendiği sektörlerle ilgili bir çözüm önerisini tartışmıyoruz? Bakın, sanayileşmeyen, üretmeyen hiçbir ekonomi orta-uzun dönemde kalkınamaz, büyüyemez. Tekrardan söylüyorum: Son üç yıl içerisinde baktığınız zaman Türkiye'nin sanayi üretimi büyümesi neredeyse sıfırdır. 330 bin kişinin istihdamdan ayrıldığı bir dönemden bahsediyoruz. Bu yeni dönemde sadece mavi yakaya değil beyaz yaka çalışanlarına da ihtiyacın kalmadığı yepyeni ve çok yıkıcı bir dönem geliyor. Osmanlı İmparatorluğu gerekli önlemleri alamadığı için Birinci Sanayi Devrimi'nin sonunda Osmanlı İmparatorluğu gerilemeye girdi, İkinci Sanayi Devrimi'nin sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı, Üçüncü Sanayi Devrimi'nde bütün dünya Asya Kaplanları'nı ortaya çıkarırken bizler yerimizde saydık ve bu, üç tane sanayi devriminden çok daha yıkıcı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın.
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Eğer önlem alınmazsa olumsuz etkileri çok daha fazla olacak bir dönem geliyor ve bu döneme de biz eğer hazırlıksız olursak eğer nasıl Osmanlı İmparatorluğu gerilemişse, yıkılmışsa bizi de böyle bir son bekliyor.
O yüzden, bizler artık sonuna geldiğimiz bu yasama yılında ve önümüzdeki yasama yılında Türkiye'nin gerçek sorunlarını burada tartışmaya hazır olmalıyız. Burada hepimizi, burada temsil ettiğimiz illerin hepsini ilgilendiren bir sanayi problemi var, üretim problem var, istihdam problemi var ve hepimizin canını yakan bir enflasyon problemi var. İnşallah, önümüzdeki dönemlerde Türkiye'nin bu gerçek problemlerini bu kürsüde konuşma fırsatı yakalarız diyorum.
Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)