GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:105
Tarih:23.06.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen tüm Türkiye halklarını ve cezaevlerindeki tüm siyasi yoldaşlarımı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bir selam da günlerdir Ankara'nın sokaklarında emeği için mücadele eden özel sektör öğretmenlerine ve mülakat mağduru öğretmenlere göndermek istiyorum ve buradan haklı mücadelelerine desteğimi bildiriyorum.

Özellikle değerli milletvekillerimize ve halkımıza özel okullarda çalışan bir öğretmenin sitemini ve feryadını aktarmak da istiyorum. Diyor ki değerli öğretmenimiz: "Meslekteki 6'ncı yılım ama şimdiden 8'inci okulumda çalışıyorum. Neden mi? Çünkü her sene işten çıkarılıyorum, artık dönemlik sözleşmelerle kapının önüne konuluyorum. Suçum ne biliyor musunuz? Elden para almayı reddediyorum, sigortamın asgari ücretten yatırılmasını kabul etmiyorum, her hafta sonu bedava çalışmayı reddediyorum, okula gelmeyen hayalet öğrencilere sahte yüksek notlar vermeyi reddediyorum. Ben meslek onurumu savunuyorum, haksızlığı reddettiğim için her sene kendimi kapının önünde buluyorum." Evet, onlar mesleklerinin onurunu savunuyorlar, emeklerinin karşılığı ders verdikleri çocukların bugünü ve yarını için mücadele ediyorlar. Talepleri de çok net, açık ve meşru gerçekten; taban maaş uygulaması geri gelsin istiyorlar, belirli süreli sözleşmeler kaldırılsın istiyorlar, mülakat mağduriyetleri son bulsun istiyorlar, kamudaki meslektaşlarıyla eşit özlük hakları sağlansın istiyorlar; talepleri bu.

Buradan Meclis Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan'a seslenmek istiyorum: Öğretmenlerin talepleri için Meclis Komisyonu bir an önce toplansın ve hak gaspları için adım atılsın. Ve İçişleri Bakanı da güvenlik bahanesiyle öğretmenlerin üzerine saldığı polisleri geri çeksin.

Hakkını arayan meslektaşlarıma yönelik gözaltılar ve işkenceyi elbette ki kabul etmiyoruz, sonuna kadar onlarla birlikteyiz ve haklarını alana dek mücadeleleriyle ortaklaşacağız

Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki kürsüye her geldiğimizde gerçek anlamıyla, bu halkın, yurttaşların, emeklilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin yararını esas alan; sermayeyi, patronu, yandaşı, candaşı ihya eden düzenlemeleri değil halkın esenliğini baz alan kanun tekliflerinde söz alalım, hep "hayır" oyu vermek yerine vicdan rahatlığıyla "evet" oyu kullanalım ama maalesef iktidar vekilleri tarafında bu yaşanmıyor ve gerçekleşmiyor. Toplumda çözülmesi gereken bin bir sorun, hak arayan milyonlarca insan varken burada sermayeden rica, iktidardan ısmarlama kanun teklifleri sizlerin oylarıyla yasalaşıyor. Bu yasa çıkarma gösterisi ise yine bizleri şaşırtmayan; demokrasiyle, demokratik ilkelerle zerre ilgisi bulunmayan yasa yapma teknikleriyle sürdürülüyor.

Bu getirdiğiniz torba yasada da yıllardır Meclise dayattığınız usulsüzlüğün bir benzerini görüyoruz. Belediyeleri ilgilendiren düzenlemeden tutun vergi kıyağı getiren düzenlemeye kadar, reklam kuruluna gelecek kişileri belirleyen düzenlemeden Basın İlan Kurumuna ilişkin düzenlemeye kadar birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız içeriklere sahip maddeler bir arada sunuluyor, demokratik teamüller uygulanmıyor.

Değerli milletvekilleri, yerel yönetimi sömüren, bürokratına koltuk ikram eden bu anlayış halkın sesini kısmak için de boş durmuyor aslında. Geçen hafta, ilk bölümde, resmî ilan ve reklamların hangi haber sitelerine verileceği kararı Basın İlan Kurumuna muğlak ölçütlerle devredildi. Bu düzenleme yerel, bağımsız ve özgür medyayı ekonomik ambargoyla hizaya getirme hamlesidir. Açıkça ilan ediyoruz: Halkın haber alma, haber yapma ve hakikati yayma hakkına karşı giriştiğiniz bu kuşatma girişimi sonuçsuz kalacaktır. Siz muhalif sesleri kesmek için ne yaparsanız yapın halk hakikati öğrenmek için sizlere çalışan o havuz medyasına asla itibar etmeyecektir. Halkın yönü her zaman özgür ve onurlu basının bulunduğu mecralar olacaktır. Yerel basını, bağımsız medyayı ekonomik kıskaca alarak diz çöktürmeyi başaramayacaksınız, hakikatin sesini susturamayacaksınız.

Şu an görüştüğümüz kanun teklifinde, demin de belirttiğim gibi, birbirinden tamamen farklı ve kritik konular bir arada sunulmuş durumda. Özellikle ikinci bölümde görüşeceğimiz sorunlu bazı maddeler var. Bu maddeler özellikle yerel yönetimlere ait taşınmazların taksitle satılabilmesi, ticari plaka satışının KDV'den muaf tutulması, deprem bölgesinde devlet kurumlarına vergi muafiyeti verilirken belediyelerin ve yerel örgütlerin dışlanması, Reklam Kurulunun üye sayısını iktidar lehine artırılması; benzeri maddeler var. Değerli Türkiye halkları, karşımızda Türkiye'nin mevcut hiçbir toplumsal sorununa merhem olmayacak, patronları, para sahiplerini ve merkezî gücü tahkim etmeyi esas alan bir torba düzenleme var. Bu yasaların ruhunda, özünde yurttaş yok; sizlere, bizlere oy veren emekçilerin problemlerine deva olacak tek bir cümle yok.

Bakınız, yerel yönetimlere yani halka ait olan taşınmazların taksitle satışına yetki getiriliyor. Kimin yararına, kimin? Özellikle taşınmazları kapacak olan yandaşların yararına. Maksat ne? Taşınmazları alacak patronlara sıcak para lazım, onu da burada heba etmesinler, rahat rahat ödesinler diye. Bu yaptığınız halkın aklıyla tamamıyla dalga geçmektir. Bu yaptığınız halka ait olanı alicengiz oyunlarıyla kendinize transfer etme çabasıdır. Ya, buyurun, önünüzü tutmayalım, dilerseniz vade farksız taksit seçeneği de sunulsun. O da yetmez, yerel yönetimlerden 2 arazi alana 1 araziyi de bedavaya verin, kampanya yapın, tam olsun bitsin.

Gelelim bir diğer önemli maddeye; ticari plakaların satışının KDV'den muaf tutulması meselesine. Bundan faydalanacak olanlar, elbette ki yıllardır binbir emekle direksiyon sallayarak plaka sahibi olabilmiş taksici, dolmuşçu esnafı değildir. Bu muafiyetten faydalanacak olanlar, plaka baronlarıdır, plakalar üzerinde tekel oluşturan spekülatörlerdir. İktidar vekillerine sormak istiyorum: Allah aşkın, neden emeklinin yararına, emekçinin faydasına tek bir KDV muafiyeti getirmiyorsunuz? Neden asgari ücretlinin temel gıdaya erişiminde KDV yükü indirilmez? Neden bu Meclisin gündemine, sabahın köründe yollara düşen işçinin, ay sonunu getiremeyen emeklinin, tarlasını ekemeyen çiftçinin dertleri gelmez de hep zenginlerin, patronların çıkarları gelir? Çünkü sizin gözünüzde halkın bütçesi, halktan alınan vergiler sadece yandaşları fonlama musluğundan ibarettir. Sizin düsturunuz "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." değildir, sizin düsturunuz emekçiyi sömür ki patron, sermayedar yaşasın, ihya olsun düsturudur.

Bir diğer madde, özellikle Reklam Kurulunun yapısı maalesef değiştirilmek isteniyor. Tüketiciyi koruyan, reklamları denetleyen bu Kurul, baroların, Tabipler Birliğinin, eczacıların ve tüketici derneklerinin olduğu çok sesli bir yerdir ama iktidar ne yapıyor? Kurula, doğrudan Ticaret Bakanlığına bağlı 4 yeni genel müdür yardımcısı atıyor. Amaç çok açık ve net: Sivil örgütlerin sesini kısmak, Kurulun özerkliğini yok etmek ve burayı, Bakanlığın talimatıyla çalışan tek sesli bir daire hâline getirmektir, sermayeyi kamusal denetimden kaçırmaktır. Daha da vahim olanı, ülkede milyonlar açlık sınırında yaşarken zaten yüksek maaş alan bürokratlara Kurul üzerinden yeni bir gelir kapısı aralanıyor. Halktan kuruşu kuruşuna vergi toplayanlar, emekliye "Bütçe yok." diyenler, iş kendi bürokratik elitlerini fonlamaya geldiğinde bizzat çıkardıkları tasarruf genelgelerini ayaklar altına alıyorlar.

Sonuç itibarıyla, bizler kanun teklifinde belirttiğiniz süslenmiş, ambalajlanmış gerekçelere aldanmıyoruz. Bu yasaların halkın tek bir sorununu çözeceğini düşünmüyoruz ve destek de vermiyoruz diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)