| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 105 |
| Tarih: | 23.06.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüşülen kanun teklifinde bir tarafta polis, bir tarafta orman, bir tarafta Merkez Bankası, bir tarafta basın; hepsini aynı torbaya koymuşsunuz, kanun yapmamış, alenen koli yapmışsınız, bir kolinin içerisine de bunları doldurmuşsunuz ama ben daha önemli bir hususa değinmek istiyorum şimdi.
Bu yüce Gazi Meclisimizin çatısı altında, her birimiz milletvekili olduğumuzda bir yemin ettik, o yeminde "Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma..." diyerek namusumuz ve şerefimiz üzerine ant içtik. Bu hazırladıkları kanun teklifinde basın-yayın ilkeleri arasında yer alan bir cümle vardı: "Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz." Şimdi soruyorum: Bu yemini edenler nasıl oluyor da bu hükmü metinden çıkarabiliyorlar? Bunu merak ediyorum. Yani Atatürk ilke ve inkılaplarından rahatsız olan bu arkadaşlar kim? Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğüne vurgu yapılmasından niye rahatsız olunur? Bu değişiklik hangi ihtiyacın sonucu hasıl olmuştur da bu, metinden çıkarılmıştır? Veya kim istedi de bu hüküm ortadan kaldırıldı? Yani kendisini sömürge valisi zanneden o Tom Barrack'ın verdiği yazılı emirlerin içinde bu var mı merak ediyorum veya İmralı'dan herhangi bir talimat mı geldi "Bunu çıkartın." diye? Çünkü burada niyet çok belli; ulus devleti kendilerine engel gören, milletleri çeşitlendiren, haritaları yeniden yazıp çizmeye kalkan, Türksüz bir Türkiye için kirli hesaplar peşinde koşanların ajandası için ince bir ayar yaptığınızın biz farkındayız.
Değerli milletvekilleri, bu teklifin başka bir tehlikeli boyutu daha var. Basın İlan Kurumu zaten uzun zamandır tarafsızlığı tartışılan bir kurum. İlan gelirlerini hangi kritere göre dağıtıyorsunuz diye sorduğumuzda "ticari sır" diye konuşmayan bir kurumdan bahsediyorum. Basın İlan Kurumunun kamuoyuna sızan faaliyet ve denetim raporlarına göre resmî ilanların yaklaşık yüzde 80'i iktidar yanlısı basına aktarılırken ulusal gazetelere verilen resmî ilan kesme cezalarının da yüzde 97'si muhalif basına verilmiş. Bu bile hıncınızı ve kininizi kesmeye yetmemiş -çünkü gerçekleri bir kişi bile duysun, izlesin istemiyorsunuz- şimdi sıra internet gazetelerine gelmiş, yerel medya kuruluşlarına ve sınırlı imkânlarla gerçek haber yapmaya çalışan bağımsız yayın organlarına gelmiş. Basını mahkemeyle susturamıyorsanız ilanı kesiyorsunuz, ilanı kesemezsiniz yönetmelik çıkarıyorsunuz, o da yetmemiş olacak ki şimdi de kanun çıkarıyorsunuz.
Kanun teklifinde ne diyor: "Resmî ilan ve reklam verilen veya bekleme süresi içindeki internet haber sitelerinin vasıfları haber sayısı, içerik, kadro -'kadro' derken bizden adam var mı yok mu; 'kadro' dediği o yani- okur sayısı, en az yayın hayatı süresi bakımlarından ve uygun görülecek diğer yönlerden Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca tespit olunur."
Şimdi, "uygun görülecek diğer" meselesi nedir, nedir o diğer, "diğer"e sığdıracak ne var, onu muğlak bırakmışız yani o "diğer" açık, her şey girebilir, sizin istediğiniz her şey. İktidar lehine yalan haber yapması, biat etmesi, algı oluşturması; hangisi? Bunu açıklıkla belirtmek lazım. Bu teklifte bizim gördüğümüz tam olarak budur.
Resmî ilanı keserek, reklam gelirlerini keserek, ekonomik baskı yaparak gazetecileri, gazeteciliği susturmak istiyorsunuz. Bir gazeteyi kapatmanın tek yolu sadece kapısına kilit vurmak değildir; gelir kaynaklarını kurutursunuz -şimdi yaptığınız gibi- nefessiz bırakırsınız, çalışanları dağıtırsınız, muhabirlerini cezaevine atarsınız, yurt dışına çıkış yasağı koyarsınız, adli kontrol şartı getirip onları hayattan bıktırırsınız, mesleklerinden soğutursunuz; siz de bunu yapıyorsunuz.
Öte yandan, teklifin diğer bir kısmı daha var; vergiyle ilgili maddeleri de toplumda adalet duygusunu gerçekten zedeliyor. Ücretli çalışanlar her yıl daha yüksek vergi dilimlerine mahkûm edilirken onların yükünü hafifletecek önerilerimiz bu kanun teklifinde reddedildi. Diyoruz ki: Bugünkü 190 bin liralık ilk vergi dilimini 520 bin liraya çıkarın; 400 bin liralık ikinci dilimi de 1,3 milyon lira seviyesine çıkarın. "Hayır." diyorsunuz. İnsanlar sene ortasına gelmeden -sizin yanınızda çalışan danışmanlardan da aynısını zaten tespit edebilirsiniz, onların da hepsi aynı durumda- yüksek vergi dilimine giriyorlar, sene başında aldıkları ücreti sene sonunda alamıyorlar; aradaki yıllık enflasyonu da kattığınız zaman ücretlerin ne kadar küçüldüğünü siz de daha iyi göreceksiniz. Vergi dilimleri yıllardır sabit, değiştirmediniz. En düşük memur maaşı alan bir çalışan senede 40 bin lira -Anadolu'daysa- yani 2 kira parası kadar vergi ödüyor.
Memurun sorununu çözemiyorsunuz ama diğer taraftan, belediyenin, il özel idaresinin taşınmazlarını almak, ihalesine girmek isteyenlerin derdine bir çözüm bulmuşsunuz burada. Belediyenin veya il özel idaresinin malına yüzde 25 peşin, iki yıl, 12 taksit imkânı getiriyorsunuz; parası olanlar için güzel bir yatırım imkânı. Yani bütün bunlar sarfınazar edilirken bu nereden aklınıza geldi ya? Yani sanki birisine özel yapılan bir iş var burada. Ne alakası var? Belediyenin veya il özel idaresinin malını alacak, 12 ay taksit, yüzde 25 peşin...
2002 yılından bu yana -birçoğuna burada, burada bulunan bir sürü arkadaşımızla tanıklık ettik, Sayın Başkan da beraber burada görev yaptığımız dönemde de tanıklık etmiştir- 206 kere İhale Kanunu değişti bu Mecliste; 2002'den bu yana 206 defa. Bakın, yolsuzluktan filan bahsediyorsunuz ya, bu İhale Kanunu'nu değiştirmek başka türlü izah edilemez, bunu samimiyetle yapıyorsunuz. Sorarlar: "Yahu, siz kanun yapmayı bilmiyor musunuz? Niye 206 defa değişiyor bu kanun? Doğrusunu 205 defa da yapamadınız da 206'da mı düzeltiyorsunuz?" Yetmemiş, şimdi 207'nci defa geldi, 207'nci defa İhale Kanunu'nda değişiklik yapıyorsunuz. En son 2025 Aralık ayında yapılmış; altı ay geçmiş aradan, kanun yetersiz kalmış; aslında yetersiz kalan kanun değil. Birilerine verilecek bir ihaleyle ilgili eksik bir şey kaldıysa onu tamamlamayı maksat edinen bir madde eklemişiz, 207'nci defa kanun değiştiriyoruz. Ben size bir şey söyleyeyim, yürekten söylüyorum, muhalefet-iktidar meselesi açısından söylemiyorum: Bu, Meclisin ayıbıdır. Bir İhale Kanunu'nu yirmi beş senedir beceremeyen bir Meclis çatısı altında görev yapıyoruz. 206 defa; arkadaş, 3, 5, 10, 20, 30, 50 değil 206, geldi 207.
Kamu ihalesinden söz etmişken, şimdi orman alanlarında huzurevi ve rehabilitasyon merkezleri kurulmasının önünü açan bir madde 4 var, ona değinmek istiyorum çünkü bu madde sanki bir projenin hazırlığı gibi. Hangi arkadaşınızın, hangi yandaşın talebine cevaz verecek onu seyredeceğiz, takip edeceğiz. Devriiktidarınızda her rant hikâyesi kamu yararı diye başlıyor, özel birisinin yararına dönüşüyor; ilk başladığında kamu yararı diye başlıyor. Bugün "Yaşlı bakımevi yapacağız." diye ormana dalmışsınız, öyle karar vermişsiniz; yarın o tesisin işletmesini bir vakfa, derneğe veyahut da özel bir şirkete vereceksiniz. Öyle olmasaydı "Sadece devlet işletsin." derdiniz, buna biz de ses çıkarmazdık; özel şirkete, vakfa, derneğe devredilmemesi önerimizi reddetmezdiniz, böyle bir önerimiz vardı. Üzülerek söylüyorum ama sanki birisi size sipariş vermiş bu konuda, bu sipariş de kanunla gelmiş. Belki burada bulunan arkadaşların hiçbirisi -ona da inanıyorum- bu siparişi verenin kim olduğunu dahi bilmiyor ama geldiği için siz de "evet" diyeceksiniz.
Sonuç olarak önümüzde duran teklif, ne basın özgürlüğünü güçlendiren bir tekliftir ne vergi adaletini sağlayan bir tekliftir ne de milletin gerçek sorunlarına çözüm üreten bir tekliftir. Türkiye'nin ihtiyacı; susmayan, korkmayan bir medya, adil bir vergi sistemi, güçlü kurumlar, bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğüdür. Türkiye'nin ihtiyacı, cumhuriyetin temel değerlerinden geri adım atmak değil o değerlere sımsıkı sarılmaktır eğer bunu yapamıyorsanız, hep birlikte yapamıyorsak burada gerçekten boşa nefes tüketiyoruz, boşa mesai harcıyoruz.
Yüce Parlamentoyu ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)