| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 105 |
| Tarih: | 23.06.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, bugün de yine güne polis operasyonuyla, ev baskınlarıyla uyandık; 200'ü aşkın siyasetçi, gazeteci, aydın, demokrat, sendikacı, kitle örgütü temsilcisi ve yurttaş sabah erken saatlerde kapıları kırılarak gözaltına alındılar. Bunların arasında yine bileşenimiz olan Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren var; yine, aynı şekilde, Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Doktor Emel Memiş ve yine Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar ve farklı siyasetçiler ile birçok kişi gözaltına alındı.
Şimdi, biz sormak istiyoruz: Gerçek anlamda ne yapmaya çalışıyor iktidarın kendisi? NATO zirvesi öncesinde Ankara'yı baskı, kolluk şiddeti ve yasaklarla kuşatan bir anlayışın her geçen gün daha da yayıldığını görüyoruz. Özellikle de şunu yapmak istiyorlar: Hiçbir şey konuşulmasın, hiçbir şey protesto edilmesin; NATO'yu protesto etmek suçtur, sokağa çıkmak suçtur gibi bir anlayışı aslında bütün topluma, bütün Ankaralılara ve bütün Türkiye halklarına dayatmaya çalışıyorlar. Oysaki suç olan, anayasal hakkını kullanan insanları engellemek; suç olan, anayasal hakkını kullanan insanlara karşı polis şiddeti kullanmak, onları darbetmek, gözaltına almak ve bunu sistematik hâle getirmenin kendisi en büyük suçlardan biri.
Bakın, Ankara'yı büyük bir açık cezaevine çevirmiş durumdalar. Neymiş? NATO güvenlik zirvesi varmış. Sanırsınız ki dünyada ilk defa NATO zirvesi Türkiye'de oluyor. Ya, bütün insanları, koca başkenti ablukaya almışlar, herkesin yaşamını zehir ediyorlar, insanların evini boşaltıyorlar, otellere yerleştiriyorlar, bazı yerlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilecek, esnaf kepenk kapatıyor. Neymiş? Güvenlik... Kimin güvenliği? Buraya gelenler güvenlik için mi geliyorlar, yoksa buraya gelenler gerçekten her birimizin güvenliğini de tehdit edecek yeni güvenlik politikalarını hayata geçirmek için mi geliyorlar? Bu soruyu da herkesin, hepimizin sorması gerekiyor.
Bugün muhalefeti kriminalize ederek, sendikaları, sosyalistleri, gazetecileri, demokratik kitle örgütlerini hedef alarak toplumsal sorunların çözülmeyeceği açık ve net; baskıyla rıza üretemezsiniz, baskıyla ülkeyi yönetemezsiniz, baskıyla iktidarda kalamazsınız; bunu artık anlamanız gerekiyor, bunu artık anlaması gerekiyor AKP iktidarının ama ne yazık ki bunu da anlamayan bir anlayış var. O anlamıyla bu hukuksuz gözaltıları kabul etmediğimizi, başta Sayın Elif Torun Öneren olmak üzere bütün arkadaşlarımızın derhâl serbest bırakılması gerektiğini bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.
Diğeri, şimdi, koskoca bir açık hava cezaevine çevirdiler; on üç gün boyunca bu şehirde her şey yasak, her şey; yürümek, gösteri yapmak, toplanmak, basın açıklaması yapmak, yan yana gelmek; bütün eylem, etkinlikler yasak. Tam bir abluka politikası var ama bütün bu abluka politikasının sadece böyle baskıyla değil, bir de ekonomik bir maliyeti var.
Bakın, Sayın Başkan, sadece NATO zirvesi için, kamuoyuna yansıyan rakamlara göre, 11 milyar 578 milyon lira harcanmış; kimin cebinden, kimin parasını harcıyorsunuz? Kime sordunuz? Şimdi, 15 Temmuz geldi, ara zammı konuşacağız, değil mi? Altı aydır asgari ücretlinin, emeklinin maaşı reelde 4 bin-5 bin lira erimiş, umurunda değil ama burada NATO zirvesine gelen heyetlere şirin görüneceğim diye 11 milyar 578 milyonu rahatlıkla harcayabiliyor; sadece bunu da yapmıyor, bütün kenti steril hâle getirmeye çalışıyorlar. Ya, sokak hayvanlarından ne istiyorsunuz? Ben anlamadım yani sokak hayvanlarını bile topluyorlar, böyle bir şey olabilir mi? Burası bu ülkenin başkenti. Üç beş tane heyet gelecek diye, üç beş devlet başkanı gelecek diye koskoca bu ülkede, bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın hayatı zindan edilir mi? Bu nasıl bir anlayıştır? İnsan kendi toplumuna, kendi halkına biraz saygı duymaz mı? Önceliği kendi halkı olmaz mı? Kendinize bu kadar güvenmiyorsanız, bu kadar güvenliği alamayacaksınız niye o zaman ev sahipliği yapıyorsunuz yani? Sokaktaki Ahmet'in, Mehmet'in, Ayşe teyzenin hayatını zorlaştırarak NATO liderlerini ağırlayacaklar; buna da "prestij" diyecekler, "vizyon" diyecekler, şunu diyecekler, bunu diyecekler. Bunu kabul etmiyoruz ve buna karşı mücadele etmeye, bunu eleştirmeye devam edeceğimizi de ifade etmemiz gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bu ülkedeki hukuksuzlukları konuşuyoruz. Burada binlerce defa cezaevindeki hak ihlallerini konuştuk; bunlardan birisi Van'ın Erciş ilçesinden Hamdullah Aydemir. 2015 yılından bu yana kendisi cezaevinde.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Orada hastalandı, mesane kanseri teşhisi konuldu, yüzde 92 engelli raporu var. Bu arada tahliyesine ara verildi. Peki, ne oldu? Bütün bu tahliye süresi boyunca yani yeniden uzatılmak yerine "Tahliye süresi durdu." denildi ve yeniden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tek başına yaşamını idame ettiremeyen yüzde 92 engelli bir bireyden bahsediyoruz. Peki, bunu yapanlar başka ne yapıyorlar? Bir hasta mahpusu, yüzde 92 engelli raporu olan bir mahpusu cezaevine gönderen yargı, bir taraftan da Hiranur Vakfı yöneticisi Yusuf Ziya Gümüşel'i sağlık gerekçesiyle tahliye ediyor. Hatırlıyor mu bu Meclis Yusuf Ziya Gümüşel'i? 6 yaşındaki bir çocuğun istismar olmasına göz yuman, birinci derecede ve istinafta suçu sabit olan birini sadece üç yıl cezaevinde kaldıktan sonra cezaevinden sağlık gerekçesiyle tahliye ediyor; adam turp gibi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Allah bilir, şimdi çıktı cezaevinden, kimlere ne yapacak belli değil. Ama bir taraftan da yüzde 92 engelli raporu olan bir siyasi mahpusu cezaevine geri gönderiyor ve diyor ki: "Sen cezaevinde öleceksin." Açık ve net insan onuruna aykırı, hukuka aykırı, vicdana aykırı bu karara imza atıyor ve hiç umurunda bile değil iktidarın.
Şimdi, yargı paketi getirdiler, içinde toplum yararına ne var, halkın yararına ne var, mahpusların yararına ne var, Türkiye'deki gevşeyen, bozulan adalet sistemi lehine ne var diye bakıyoruz, hiçbir şey yok. Parlattılar, parlattılar, parlattılar, orada usulle, süreyle, bilmem neyle paketi doldurmuşlar, getirmişler "Adalet paketi getirdik." diye toplumla dalga geçiyorlar. Ayıptır ya, ayıptır!
Bakın, adaletin geldiği nokta: Ayşe Gökkan on dokuz buçuk yıl ceza aldı. Suçu ne?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu ülkede kadın özgürlük mücadelesini yükseltmek, bu ülkede kadın özgürlük mücadelesini yürütmek, bu ülkede "..."(*) sloganını sokakta haykırmak, bu ülkede kadınların eşitliği, özgürlüğü, bu ülkenin demokrasisi için mücadele etmek. Şimdi, barış ve demokratik toplum sürecindeyiz değil mi? Barışmayı, kucaklaşmayı, kardeşleşmeyi konuşuyoruz, Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşuyoruz. Peki, Ayşe Gökkan'a on dokuz buçuk yıllık cezayı hangi anlayışla, hangi akılla, hangi mantıkla, hangi vicdanla ve hangi hukuki gerekçeyle verdiniz? Bomboş bir dosyaya, mücadele eden bir Kürt kadınına on dokuz buçuk yıl cezayı niye reva gördünüz? Böyle mi barışacağız, böyle mi kardeşleşeceğiz, böyle mi demokrasi inşa edeceğiz, böyle mi ilerleyeceğiz? Bu sorular, benim sorularım değil, bizim sorularımız değil, bir bütün Kürt halkının, Türkiye'de barış isteyenlerin sorusudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İktidar çıksın, bu soruya yanıt versin.
Teşekkür ederim.