| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 104 |
| Tarih: | 18.06.2026 |
MHP GRUBU ADINA ZUHAL KARAKOÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükûmeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükûmetler Arası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, aziz Türk milletini ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum ve sizlerin huzurunda Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, dünyanın farklı coğrafyalarında şehit düşmüş kahraman Türk askerimizin aziz hatıralarına saygılarımı, fedakârlık timsali gazilerimize hürmetlerimi sunuyorum.
Bugün müzakere ettiğimiz bu anlaşma metninin sıradan bir uluslararası anlaşma, alelade bir yatırım düzenlemesi, teknik detaylarla örülmüş bir enerji ve finansman protokolü olmadığını hepimizin idrak etmesi gerekir. Bu anlaşma, küresel enerji düzeninin ve uluslararası siyasi sistemin şiddetli depremlerle aylardır sarsıldığı, tedarik zincirlerinin kırılganlaştığı, başta, Hürmüz Boğazı olmak üzere, lojistik koridorların akıbetinin puslandığı, Körfez'den Doğu Akdeniz'e, Karadeniz'den Kızıldeniz'e kadar bütün geçiş hatlarının bombalar, diplomatik masalar ve siyasi gerilimlerle jeopolitik baskı altına alındığı bir dönemde Türkiye'nin geleceğe dönük hamlelerinden biridir. "Enerji" dediğimizde artık akıllara yalnızca elektrik üretimi ve hane tüketimi gelmemelidir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın yolbaşçılığında Türk ve Türkiye Yüzyılı'nı adım adım inşa ettiğimiz bugünlerde enerji egemenliğin, bağımsızlığın, millî güvenliğin ve iktisadi kalkınmanın en temel başlıklarından biridir. Bilinmelidir ki bugün dünyada kim enerji kaynaklarına erişiyor, kim enerji yollarını yönetiyor, kim alternatif güzergâhlar kurabiliyor, kim üretim kabiliyetini yerli ve yenilenebilir kaynaklarla tahkim edebiliyorsa yarının dünyasında sözü de o söyleyecektir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin işaret ettiği üzere, enerji, milletlerin gücünü belirleyen stratejik omurgadır. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan ve ABD-İran arasında imzalanan mutabakatla geride bıraktığımızı umduğumuz her gerilim petrol rafinelerinden LNG terminallerine, boru hatlarından depolama tesislerine kadar bütün dünyanın söz konusu enerji arz ve talebi olduğunda nasıl ince ve nasıl kırılgan bir ip üzerinde yürüdüğünü göstermektedir. Bir boğazdaki kriz, bir limandaki tehdit, bir hattaki kesinti milyonlarca hanenin ışığını, dünyanın öbür ucundaki fabrikaların çarkını, haberleşme ağlarını, devletlerin güvenlik kabiliyetlerini ve bağımsız siyasi kararlar alma kudretlerini doğrudan etkileyen küresel bir hassasiyet teşkil edebilmektedir. İşte, tam da bu nedenle Türkiye'nin enerji politikası günü kurtarmak üzerine kurulacak hesaplara, günümüzün teknolojisinden uzak kalmış imkânlara, dar perspektiften dünyaya bakan ideolojik ezberlere teslim edilemez. Küresel dünyadaki gerilimli gelişmeler dikkate alındığında Türkiye'nin geleceğe hazırlanan, teknolojik imkân ve gelişmelere yönelen, kendi enerji potansiyel ve rezervlerini üreten ve dönüştüren, kriz anlarında pek çok millete güvenli liman olabilecek enerji güzergâhlarını kuran bir ülke olmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyet, aynı zamanda Türk milletinin tarihini ve edilgenlik kabul etmeyen "Türk önde, Türk ileri." düsturuyla istikamet kazanan binlerce yıllık yürüyüşünün bir gereğidir. Milliyetçi ülkücü hareketin bir milletvekili ve son nefesine dek dimdik bir duruşla yaşayacak Türk milliyetçisi olarak Türk kimliğine, aziz milletimize ve yüce devletimize olan sevgi ve sadakatimizin yalnızca geçmişin şanlı hatıralarını anarak değil, geleceğin Büyük Türkiye'sini akılla, alın teriyle, teknolojiyle üretimle ve enerji bağımsızlığıyla inşa etmemiz gerektiğinin bilincindeyiz. 3 Şubat 2026 tarihinde Riyad'da imzalanan bu uluslararası anlaşmayla ülkemizde toplam 5 bin megavat kurulu güce ulaşacak güneş ve rüzgâr enerjisi projelerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. İlk safhada Sivas ve Karaman Taşeli hattında biner megavatlık 2 büyük güneş enerjisi santralinin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. Anadolu'nun güneşini millî ekonomiye katan, doğal ışık kaynağımızı üretime kazandıran bu hamle cennet vatanımızın imkânlarını Türk milletinin refahına bağlama kararlılığıdır. Anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, söz konusu projelerin dış finansman yoluyla gerçekleştirilecek olmasıdır. Bu tablo Türkiye'yi tüm yönlerden saran savaş, istikrarsızlık ve kriz bulutlarının; ülkemizi hedef alan kara propaganda ve ekonomik saldırıların ortasında dahi yatırım yapılabilir bir ülke olduğumuzun simgesidir. Türkiye'ye güvenen sermayenin devletimizin istikrarına, hukukuna, altyapısına ve gelecek vizyonuna olan inancına ayna tutmaktadır. Bu güven ikliminin oluşmasında Milliyetçi Hareket Partisi olarak bileşenlerinden biri olduğumuz Cumhur İttifakı'nın ortaya koyduğu siyasi istikamet ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Alparslan Bayraktar'ın üstün gayretleri ve rehberliğiyle yol kazanan Bakanlığımızın çalışkan, sonuç odaklı, sahayı çok iyi tanıyan yaklaşımı belirleyici olmuştur. Bakanlığımız Karadeniz gazından derin deniz sondaj filomuza, yenilenebilir enerji yol haritasından nükleer enerji çalışmalarına, maden politikalarından uluslararası enerji diplomasisine kadar geniş bir alanda Türkiye'nin enerjide tam bağımsızlık hedefine hizmet eden bir çalışma disiplini ortaya koymaktadır. Bugün Çağrı Bey ve Yıldırım gibi sondaj gemilerimizin mavi sularda Türk adını taşıması, Sakarya gaz sahasındaki üretim iradesi, Somali'den Karadeniz'e uzanan arama faaliyetleri Türkiye'nin enerji sahasında 2035 vizyonu doğrultusunda kararlılıkla ilerlediğini göstermektedir. Bu anlaşma çerçevesinde santraller için tahsis edilen alanların mülkiyetinin EÜAŞ'ta kalacak olması, üretilecek elektriğin otuz yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınması ve otuz yıllık sürenin sonunda tesislerin bedelsiz devralınabilecek olmasıyla 2053 net sıfır emisyon hedefi ve On İkinci Kalkınma Planı hedeflerinin temel alınması bu anlaşma kapsamında kamu menfaatinin had safhada gözetildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, projelerin yenilenebilir enerji kapasitesini arttırması, arz güvenliğini güçlendirmesi ve dışa bağımlılığı azaltma hedefine katkı sunması bakımından stratejik değeri açıktır.
Değerli milletvekilleri, küresel enerji piyasalarının ateş çemberinden geçtiği, Hürmüz'den Kızıldeniz'e uzanan hatlarda her gün yeni bir riskin belirdiği, fiyat dalgalanmalarının bütün ülkeleri sınadığı zor zamanlarda uygulanan dengeli, dirayetli ve millet odaklı politikalarla vatandaşımıza ağır bir enerji sıkıntısı yaşatılmamıştır. Enerjide bağımsızlık Türkiye'nin Kızılelmasıdır; bu Kızılelma'ya yürürken Karadeniz'de gaz, Gabar'da, petrol Akkuyu'da nükleer, Anadolu'da güneş, Ege'de ve Marmara'da rüzgâr, mavi vatanda sondaj, doğu sınırımızda Turan koridoru olarak aynı büyük hedefe hizmet etmektedir. Bu hedef, güçlü, müreffeh ve her alanda tam bağımsız Türkiye'dir. Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacak, yenilenebilir enerji kapasitesini büyütecek, arz güvenliğini kuvvetlendirecek, uluslararası iş birliklerini millî menfaat temelinde çeşitlendirecek her doğru adımın yanındayız; bugünkü kanun teklifini de bu anlayışla değerlendiriyoruz.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Alparslan Bayraktar başta olmak üzere, bu sürece emek veren tüm milletvekili meslektaşlarım ve kıymetli bürokratlarımıza teşekkür ediyor, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükûmeti arasında imzalanan yenilenebilir enerji santrali projelerine ilişkin hükûmetlerarası anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasını desteklediğimizi ifade ediyorum.
Bu anlaşmanın yüce Türk milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)