GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:104
Tarih:18.06.2026

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Merkez Bankası çalışanlarının disiplin hukukuna dair bir maddeyi görüşüyoruz. Personel bir disiplin rejimine tabi, yanlış yaptığında bunun bedelini ödüyor, ödemek durumunda. Peki, Merkez Bankası politikalarındaki akla, tecrübeye, mantığa aykırı politikaları kim denetleyecek ve yanlış yapanlardan bunun hesabı nasıl sorulacak?

Evet, konumuz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının uğradığı ağır itibar kaybı ve bunun vatandaşın hayatına yansıyan yine ağır sonuçlarıdır. Bir ülkede paranın değeri banknotun üzerine yazılan rakamla değil o paranın arkasındaki güvenle ölçülür. O güvenin en önemli teminatlarından biri de Merkez Bankasıdır. Merkez Bankalarının tek bir görevi vardır, ülkelerine dair paranın yani Türk lirasının değerini korumak, dolayısıyla enflasyonu kontrol altında tutmak; vatandaşın cebindeki paranın değerini koruyunca emeklinin maaşını, işçinin ücretini, çiftçinin de kazancını enflasyona ezdirmemektir. Bugün geldiğimiz noktada vatandaş soruyor: Enflasyon neden düşmüyor? Pazarda, markette fiyatlar neden durulmuyor? Kiralar niçin yükselmeye devam ediyor ve niçin çocuklarımızın geleceği her gün daha da kararıyor? Çünkü ekonomi biliminin temel kurallarına inat talimatla faiz düşürüldü. Üstelik bu "nas" denilerek yani din siyasete alet edilerek yapıldı. "Nas nas" denilerek vatandaş yolunacak kaz gibi yolundu, fakirleştirildi. Sonuçta, rezervler bir inat uğruna yakıldı, tarihin en büyük servet transferi yapıldı. Türk lirası değer kaybetti, hayat pahalılığı arttı, zenginin biri 5 olurken garip gureba yoksullaştı, ekmeğe muhtaç hâle geldi. O politikaları talimatla yürüten bakanlar, başkanlar gitti ama siyasi talimatı verenlerin ortada durması gibi geride de kocaman bir enkaz bırakarak gittiler.

Bir merkez bankasının en büyük sermayesi döviz rezervi değildir, güvenirliliğidir. Bir kurumun sözünü inanılmıyorsa, attığı adımlar öngörülemiyorsa, yöneticileri sık sık değişiyorsa o kurum itibar kaybeder. İtibar kaybeden Merkez Bankasının bedelini ise buna sebep olan banka yöneticileri değil, siyasetçiler değil, pazara çıkan anneler, maaşını ay sonuna yetiştirmeye çalışan emekliler ve üretim maliyetleri altında ezilen çiftçi ve sanayici ile sattığını yerine koyamayan esnaflar bu bedeli öder. Ekonomi güven işidir. Güven yıllarca zorla kazanılır ama bir yanlış kararla da bir anda kaybedilebilir. Merkez Bankasının yıllar içinde oluşan kurumsal itibarı maalesef ciddi şekilde yıpratılmıştır. Bir zamanlar Merkez Bankasının açıklamaları piyasalar tarafından dikkatle takip edilip uzun vadeli programlar yapılırken bugün kurum kendi tahminlerini neredeyse üç ayda bir revize etmek zorunda kalmaktadır. Ancak kaybedilen sadece kurumun itibarı değildir; vatandaşın alın teri, birikimi ve geleceğe dair umududur. Öngörülebilirlik kaybolmuştur, kurumsal istikrar zedelenmiştir. Bugün ihtiyacımız olan şey, talimat bekleyen değil kurallara göre çalışan bir Merkez Bankasıdır, günlük siyasi hesaplarla değil uzun vadeli ekonomik gerçeklerle hareket eden bir anlayıştır; şeffaflıktır, öngörülebilirliktir, hesap verilebilirliktir. Bugün hâlâ arka kapıdan döviz satışı yapılmaktadır ve kamuoyu doğru bir şekilde bilgilendirilmemektedir. Hukuktan uzak yargı kararları nedeniyle rezervler buz gibi eritilmektedir oysa vatandaşın istediği basit: Gelirinin değerini koruyabilmek, çocuğunun geleceğine güvenle bakabilmek ve özellikle dar gelirli için ay sonunu getirebilmek. İktidarın tek görevi, bugün ekonomide yapması gereken tek görev, kaybolan bu güveni yeniden inşa etmektir ancak siyaseti, ticareti hatta sosyolojiyi yargı kararıyla dizayn etmeye çalışan bir anlayışla bu güvenin yeniden tesisi mümkün değildir. Yıllarca buralardan yapılan uyarılar duymazdan gelindi, enflasyon yükselirken düşük değerli para politikası savunuldu, Türk Lirası değer kaybederken başarı hikâyeleri anlatıldı, faiz-enflasyon ilişkisine dair dünyada emsali görülmemiş tezler uygulandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Sonuç, maaşı cebine girmeden eriyen işçi; sonuç, ay sonunu getiremeyen emekli. Maliyet hesabı yapamayan üretici veya çiftçi, ev alma hayalini kaybeden insanlar ve ne yazık ki itibarı aşınan Merkez Bankası oldu. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğe bir an önce dönülmelidir. İnsanların güvenliği ve özgürlüğü yok edilirken, mülkiyet hakkı tehdit altındayken bunun bedelini siyasi iktidar değil 86 milyon ödemektedir. Mesele, faiz değildir, kur değildir; vatandaşın alın teridir, Türk lirasının değeridir, Türkiye'nin ekonomik itibarıdır. Bu nedenle diyoruz ki yargı eliyle yürütülen soruşturmalar nedeniyle kurumların kaybolan itibarı siyasi tercihlere kurban edilmemeli, hukuktan uzaklaşılmamalı, ekonomide kabul edilen tecrübi bilgi, insanlığın ortak değeri olan akli bilgiden uzaklaşılmamalıdır. Milletimiz yüksek enflasyonu da hayat pahalılığını da yapılan hataların bedelini de fazlasıyla ödemiştir; artık bedel ödemesi gereken vatandaş değil bu kararları verenlerdir.

Teşekkür ediyorum.