| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 104 |
| Tarih: | 18.06.2026 |
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bundan üç yıl önce hepimizi dehşete düşüren ve âdeta şok olduğumuz, her siyasi partinin, her siyasetçinin, her insanın aynı noktada buluştuğu bir olay yaşandı. Öğrendik ki minnacık bir yavruyu, 6 yaşında bir kız çocuğunu babası 29 yaşında bir erkekle evlendirmiş ve bu kişi İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfının kurucusu. Hatta buradan hareketle diğer başka birkaç olayı da göz önüne aldık ve Mecliste de sonuçta hiçbir işe yaramayan, göstermelik olduğunu anladığımız bir komisyon da kurmuştuk ve sonrasında hem bu küçük yavruya cinsel istismar suçu işleyen kişi hem de o evliliğe yol açan, izin veren, katkı veren, destek olan babası ve annesi yargılandılar, ceza aldılar ve sonunda anlıyoruz ki babası tahliye oldu ama bu tahliyenin arkasında aslında siyasi bir tutum olduğu apaçık ortada çünkü Yeni Şafak gazetesi "6 Yaş Yalanı Çöktü." diye manşet atıyor oysa 6 yaşında evliliğin olduğuna dair çok net kanıtlar var, dosya zaten kapanmış. Bundan sonra özellikle Cübbeli Ahmet Hoca, Cumhurbaşkanı dâhil birkaç görüşme yapıyor. Sonrasında, bu tahliye sonrasında da Cübbeli Ahmet Hoca Cumhurbaşkanına âdeta teşekkür ediyor ve diyor ki: "Bu tahliyede benim bu görüşmelerimin yararı olmuştur." Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı bu davaya, dosyaya müdahale etti mi, etmedi mi doğrusu buradan kesin bir şey söyleme olanağımız yok. Ama yargı bağımsızlığının altında yatan temel faktör yargının gerçekten bağımsız olmasıdır ama bu da yetmez, bağımsız da görünmesi gerekir. Evet, bir dosya kapsamında Cumhurbaşkanının ilgili mahkemeye talimat verdiğini söyleyemeyiz ama Cumhurbaşkanının istemeyeceği hiçbir kararın hiçbir Türkiye Cumhuriyeti mahkemesinden çıkamayacağını, çıkarsa da o hâkimin ilk kararnameyle yerinin değiştirileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada söz konusu olan şudur: Bir küçük yavruya, 6 yaşında bir kız çocuğuna cinsel saldırı, cinsel istismar yapılmıştır ve bu fark edildiğinde herkes ayağa kalkmıştır ama yavaş yavaş bu faillerin sırtında cübbe var diye, başlarında sarık var diye tahliye olmalarının önü açılmıştır.
Ve değerli arkadaşlar, buradan hareketle özellikle küçük kız çocuklarının rızası diye bir şey olamayacağını, o rızaya dayalı bir evlilik, nikâh olamayacağını, her ne şekilde olursa olsun bunun bir suç olduğunu ve bunun arkasında da kimsenin duramayacağını buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Yıllar önce gecenin bir vaktinde AKP Grubu bir torba yasanın bir kenarına küçüğün böyle evlendirilmesi sonucunda suçlular hakkında, ilgililer hakkında bir af getirmişlerdi ve gece muhalefet milletvekilleri olarak organize etmiştik ve öbür gün bu girişimi püskürtmüştük, şükür daha sonra getiremediler, umarım akılları başlarına gelmiştir ama böyle tek tük örnekler üzerinden de bu tip istismarların üstünün kapatılmasının önüne geçmek gerektiği açık.
Tabii, bu kadar şanslı sanıklar varken Türkiye'de, şanslı sanıklar bitmiyor. Aynı şey, 2 Temmuz Sivas katliamı failleri ve sanıkları için de geçerli. Otuz üç yıl önce Sivas'ta Madımak Oteli'nde bir ateş yaktılar ve o ateş hâlâ insanlığın ve her birimizin yüreğinde yanmaya devam ediyor çünkü adalet tecelli etmedi, çünkü o günkü sanıkların, o günkü suçluların, o katillerin arkasında siyasi iktidarlar durdu, durmaya da devam ediyorlar. Baktığınızda, Anayasa Mahkemesine on iki yıl önce hak ihlali iddiasıyla orada katledilen kişilerin yakınları başvurmuşlar. On iki yıldır Anayasa Mahkemesi tek bir karar vermemiş. On iki yıl beklemiş. Anayasa Mahkemesi böyle bir mahkeme; canı isterse bakıyor, canı istemezse bakmıyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - ...ve sonuçta bu davanın gelişimine baktığınızda tam bir facia. İlk günden beri söylüyoruz, oradaki olaylar cumhuriyete karşı bir kalkışmadır, cumhuriyetin niteliklerine karşı bir kalkışmadır, insanlığa karşı suçtur, hiç değilse terör suçudur. Sanki birileri öylesine almışlar da o oteli yakmışlar ve o canları öldürmüşler gibi muamele yapıldı. Kaç defa tahliyeleri sağlandı. Tahliye olanlar firar ettiler, firar edilenler aranmış gibi yapıldı, aransa da bulunmadı. Cezaevinde kalan birkaç kişiyi Cumhurbaşkanı affetti ve sonuçta her birinin arkasında aslında siyasi iktidarın durduğunu öğrenmiş olduk.
Bakın, 2012 yılından sonra "Zaman aşımı var." dediler, zaman aşımı dolayısıyla davayı düşürdüler. Bugünün Cumhurbaşkanı, o zamanın Başbakanı "Hayırlı olsun." diyecek kadar bu davanın neresinde durduğunu ortaya koydu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin
MURAT EMİR (Ankara) - Bu davanın neresinde olduğunu ortaya koydu. "AKP bu davanın neresinde?" diye soruyorsanız tam göbeğindedir, tam içindedir; o katillerin her birini özenle korumuştur, sırtını sıvazlamıştır.
Değerli arkadaşlar, bakın, firari sanıklardan Cafer Erçakmak yıllarca bulunamıyor ama o arada evlenmiş, çocuk yapmış, işe girmiş İBB'de, vesaire. Bir tek ihsan Çakmak yakalanmış firarilerden; onun da gayet düzgün bir hayat yaşadığı, hiç de aranmadığı ortaya çıkmış ve son olarak Değerli Başkan ve değerli arkadaşlar, bu konuda bu davanın avukatlığını yapan herkes âdeta AKP'ye siyasi kadro kuluçkası olarak yaklaşmış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Orada avukatlık yaptıysan bakan oluyorsun, milletvekili oluyorsun, genel müdür oluyorsun, her şeyi olabiliyorsun. Bakın, elimde çok uzun bir liste var, başında Bakan Hayati Yazıcı var, devamında onlarca milletvekili var, sadece orada avukatlık yaptığı için onu bir kariyere dönüştüren. İşte, AKP bunun burasında.
Tabii, AKP'nin nepotizmi, yandaş kayırmacılığı bitmiyor. Yeri gelmişken söyleyelim, İçişleri Bakanının danışmanlığına AKP Rize Gençlik Kolları Başkanı Onuralp Kazmaz atanmış ve bunu da söylüyorlar, bir kibirle, bir onurla, bir mutlulukla. Ya, bunlar eskiden bazen olurdu ama en azından söylenmezdi, yüze vurulunca utanılırdı veya o işlem geri alınırdı. O kadar normal ki elbette ki parti devleti olunca, AKP'nin devleti olunca, AKP'nin bakanı olunca...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - ...AKP'nin Bakanının danışmanının da yine AKP Gençlik Kollarından gelmesi ve AKP İl Başkanlığının da bunu büyük bir mutlulukla hiç utanmadan, sıkılmadan bildirmesi, paylaşması çok normal geliyor. Oysa Türkiye bunu hak etmiyor. Milyonlarca kadrolar var, yetişmiş gençler var, iş bulamıyorlar, intihar etmek zorunda kalanlar var. Bakın, 1 milyon öğretmen sırada bekliyor atanmadığı için. Açlık grevinin bugün 4'üncü günündeler, daha dün Meclisin kapısında tartaklandılar. Bir yanda bu milyonlar var, yetişmiş kadrolar "Liyakatli sınav yapın, bizi mülakatsız alın, hak ettiğimiz kadrolara yerleşelim, mesleğimizi yapalım." diyenler, bir taraftan da geniş otobanlardan, hiçbir şey yapmaksızın, sınavsız, mülakatsız, kadrosuz direkt danışman atanan AKP'nin yavruları var. Milletimiz bunların hepsini görüyor.
Son olarak Sayın Başkan, kiralar çok artıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Son bir dakika.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Barınma krizi giderek vatandaşlarımız açısından çekilemez, dayanılamaz bir noktaya geldi. Rakamlar son derece çarpıcı: 2002'de kira gideri ortalama gelirin yüzde 28'i iken 2025'te 38,7 yani yüzde 40'ına çıkmış. Vatandaşımız kısa bildiği her yerden kısmış ama kiradan kısamıyor, kira artışları enflasyonunda üstüne gelmiş ve çok büyük bir kalem olmuş ve sonuçta, bakın, eğitime, gıdaya, sağlığa ödeyemiyor ama mecburen kirasını ödemek zorunda kalıyor. Birçok şehirde özellikle büyükşehirlerde kira artışı asgari ücret artışının ve enflasyon artışının çok üzerinde. Bu nedenle bu barınma krizine bir an evvel acil çözüm bulunmalıdır ve vatandaşlarımızın bu feryadına kulak verilmelidir.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)