| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 276 sıra sayılı kanunun Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Meclisimizi ve izleyicilerimizi de saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki: Tabii, bugün, burada sadece teklifin içeriğini değil, aynı zamanda Meclisin çalışma usulünü de tartışmak zorundayız. Daha önce de bu tür konuşmaları çok yaptık ama yine de kayıtlara geçmesi açısından söyleyelim. Çünkü teklif içinde aslında doğrudan İçişleri Komisyonunun alanına giren düzenlemeler bulunmasına rağmen her zaman yapıldığı gibi ihtisas komisyonlarında görüşülmeden direkt torba kanun mantığıyla Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmiş ve oradan da Genel Kurulun önüne getirilmiştir. Bu durum da ne yazık ki artık bir istisna değil, alışkanlık hâline geldi. Daha önce de defalarca dile getirdik. İhtisas komisyonları konunun uzmanlık temelinde değerlendirilmeleri için vardırlar. İçişleriyle ilgili bir düzenleme İçişleri Komisyonunda, eğitimle ilgili bir düzenleme Millî Eğitim Komisyonunda, sağlıkla ilgili de elbette ki Sağlık Komisyonunda görüşülmelidir. Aksi hâlde, komisyonlar şimdi olduğu gibi işlevsizleşiyor ve yasama faaliyetlerinin niteliği düşerken Meclisin denetim kapasitesi de zayıflamış oluyor.
Değerli milletvekilleri, Emniyet teşkilatlarıyla ilgili bir düzenleme yapılıncaya insan ister istemez polislerimizin sorunlarına yönelik ne tür çözümler var diye bakıyor bu teklifin içine. Maalesef çalışma koşullarının iyileştirilmesine, özlük haklarının güçlendirilmesine, fazla mesai sorunlarının çözülmesine, ekonomik şartlarının düzeltilmesine ilişkin herhangi bir düzenleme yok. Özellikle, son yıllarda kamuoyunu derinden üzen polis memurlarının intihar etmelerinin nedenlerinin araştırılması ve buna yönelik tedbirlerin alınmasına ilişkin herhangi bir şey ne yazık ki yok. Ancak, önümüzdeki teklifin içeriğine baktığımızda, polislerimizin yaşadığı temel sorunlara ilişkin kayda değer bir düzenleme göremiyoruz, oysa Emniyet teşkilatı mensupları çok ağır çalışma şartları altında görev yapmayı sürdürmekte. Uzun mesailer, düzensiz çalışma saatleri, ekonomik baskılar ve psikolojik yükler altında görev yapan polislerimizin sorunları artık ertelenemez hâle gelmiştir. Bugün bir polis memuru da tıpkı diğer vatandaşlar gibi yüksek enflasyonla mücadele ediyor, o da kira ödüyor, o da çocuğunu okula gönderiyor, markete gidiyor vesaire. Yaşanan ekonomik krizin sonuçlarından aslında polislerimizin de etkilendiği bir gerçek.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde son yıllarda sıkça yaşadığımız bir tablo var. Demokratik haklarını kullanmak isteyen vatandaşlarımız ile polis memurlarımız karşı karşıya getiriliyor. Özellikle hakkını aramak isteyen ve bugün tanık olduğumuz ters kelepçelerle gözaltına alınan özel okul öğretmenleri veya maden işçilerinin uğradığı orantısız güç nedeniyle ikisi de kişi de çalışan olan toplumun bu kesimi karşı karşıya getirilmiş oluyor. Her ikisi de aslında bu ülkenin evlatlarıdır ama bir taraftan anayasal haklarını kullanmak isteyen vatandaş, öğretmeni, işçisi, emeklisi vesairesi, diğer tarafta da görevini yerine getiren polis memurları karşı karşıya bırakılıyor. Tabii, burada orantısız güç kullanma yetkisini veren, sorumluluğu olan asıl iktidardır, memurları sorumlu tutmuyoruz. Aslında her iki tarafın da ortak sorunları var, aynı hayat pahalılığından etkilenmekteler, aynı ekonomik sıkıntıları yaşamakta ve aynı adalet ve hukuk arayışlarının parçasıdırlar ancak yanlış politikalar nedeniyle toplumun farklı kesimleri karşı karşıya gelebilmektedir.
Sayın İçişleri Bakanına buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum: Sayın Bakan, daha önce de yaptığı bir konuşmada "Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs valiliği nasip etsin." şeklinde bir temennide bulunmuştu. Elbette, herkesin kişisel hayalleri ve inançları kendisini ilgilendirir ancak bugün size verilen Kudüs valiliği değil, şu Türkiye Cumhuriyetinin İçişleri Bakanlığıdır. Dolayısıyla, önceliğimiz hayaller değil, ülkemizin gerçek sorunları olmalıdır. Bugün İçişleri Bakanlığının önünde çözülmeyi bekleyen çok önemli meseleler var, kadın cinayetleri var, çocukların suça sürüklenmesi sorunu var, uyuşturucu var, sokak çeteleri var, organize suç örgütleri var. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, bu sorunlarla kararlı ve etkili bir şekilde mücadele edilmesidir. Türkiye'yi kara para aklama iddialarıyla anılan bir ülke olmaktan çıkarmak zorundayız. Uyuşturucu kaçakçılarının güzergâhı olarak gösterilen bir ülke görüntüsünü ortadan kaldırmak zorundayız.
Değerli milletvekilleri, demokrasinin temel ölçülerinden biri de devlet gücünün nasıl kullanıldığıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
TAHSİN OCAKLI (Devamla) - Son dönemde muhalefet partilerine ve belediyelerine yapılan bazı operasyonlar nedeniyle toplumun geniş kesimlerinde ciddi soru işaretleri uyanmakta. Hukuk devletinde hiç kimse ayrıcalıklı değildir, suç işleyen varsa elbette yargı önünde hesap verir ancak hukuk devletinin ilkesi de masumiyet karinesidir. İnsanları mahkeme kararı olmadan peşinen suçlu ilan etmek, kamuoyunun önünde itibarsızlaştırmaya çalışmak devletin hukuk anlayışıyla bağdaşmaz. Aynı şekilde, anayasal haklarını kullanan vatandaşlara karşıda orantısız gücü elbette ki doğru bulmuyoruz. Sonuç olarak, Emniyet teşkilatlarının temel sorunlarına çözüm üretmekten uzak olan bu kanun teklifini, toplumsal güvenlik sorunlarına kalıcı çözümler sunmayan bu düzenlemeyi eksik bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlarken size de bir not vereyim şimdi: Ben de böylece Meclis tarihi boyunca Kanada ülkesine vize alamayan tek milletvekili olarak tarihe geçmiş oldum; bu da Meclisin durumunun utanılacak yanıdır. AKP milletvekillerine bu konuyu da duyurmuş olalım.
Başkanım, saygılarımla. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)