| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
HAYDAR ALTINTAŞ (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün 9'uncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in 11'inci ölüm yıl dönümü idi, mezarı başında, İslamköy'de kendisini andık ve oradan Meclise geldim; kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Büyük devlet adamı yerinde rahat ve huzur içerisinde uyusun.
Değerli milletvekilleri, bugünkü Türkiye'nin gündeminde en fazla dolaşan sözlerden biri "devlet aklı". Devlet aklıyla tanışan, devlet aklıyla konuşan, devlet aklının ne olduğunu bilen herhangi bir kimse var mı içinizde? Herhâlde yok. Ben zaman zaman devlet aklıyla konuşuyorum. Eğer merak ederseniz, bu devlet aklının nerede olduğunun adresini de size söyleyebilirim. Buradan döndüğünüzde 15 kilometre gidin, OSTİM diye bir yer var; orada on binlerce işçi, milyarlarca dolar ihracat, milyarlarca vergi ve bir cennet vaha Teknik Üniversitesi, okulu vesaireyle birlikte Hazreti Peygamber'in öğüdüne uyarak sekiz güne dokuz gün çalışan, üretim âşığı, memleket için hizmet yapan, üretim yapan firmalar var. Bu firmaların dertleri, devlet aklının ta kendisidir; bu firmaların üretim gayretleri, devlet aklının ta kendisidir.
Şimdi, gidin, onlarla bir konuşun, size söyleyecekleri dertleri sıralayarak burada anlatmaya kalksak beş dakikalık süre yetmez, zaten üç dakikası geçmiş ama birincisi, bu firmaların hepsi şu anda zarar ediyorlar; kur baskısı nedeniyle ihracatları tıkanmış, ihracat yapamıyorlar, işçi maaşlarını ödemekte zorlanıyorlar, maliyetleri karşılamakta zorlanıyorlar. Hukukun bunlar hakkında hiçbir işler tarafı yok, bir alacak davası istinaf mahkemesine gittiğinde beş yıl sürebiliyor.
Bunun dışında, bu insanların genel olarak, yaptıkları işle alakalı korkuları ve kaygıları var. Adamı bugün bir bahane uydurup gözaltına alıyorsunuz, yarın mallarına el koyuyorsunuz, ertesi gün de mal satıyorsunuz. Liberal ekonominin söz konusu olduğu bir yerde, vatandaş canından ve malından emin olmalıdır. Yatırım yapma imkânının bu şekilde alakasız meselelerle ortadan kaldırılmış olması Türkiye'nin hayat damarlarından bir tanesini keser.
Bugün, orduların yerini bu üretim mekanizmaları almıştır. Üçüncü dünya savaşının çıktığı bu ortamda, Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti devletini koruyacak olan ekonomik altyapının temeli burada yatmaktadır. Ancak bu insanlar, e-haciz gibi bir problemle kendilerinin itibarsızlaştırılması, "Borcunu ödemedin." diye tepesinde yapılan sürekli baskı ve bütün bunların ötesinde uyguladığınız ekonomik modelle işlerini çevirememek, sürdürememek, yüzdürememek gibi bir kaygının içerisinde. Gidin, ihlasla kendileriyle konuşun; eğer borçlarını ödeyerek işçilerin tazminatlarını ödeyip yüz akıyla iş yerlerini terk edebilseler bugün faal olan işletmelerin en az yüzde 60'ı üretim hayatına veda eder. Bu mudur devlet aklı? Böyle bir şey olamaz.
Bu insanların dertlerini, hepsini kökten dinleyerek küçücük bazı dokunuşlarla çözülebilecek meseleleri problem yapmadan çözmek, insanları hayatından bezdirmemek zorundayız. Ben sık aralıklarla o insanlarla gidip konuşuyorum. Orada gerçekten Türkiye'nin kalbinin attığı bir yer var. Sadece OSTİM'de değil Türkiye'nin muhtelif yerlerinde, muhtelif sanayi sitelerinde aynı kaygı var; tarımda var, sanayide var, hizmetlerde var, her yerde var.
Bir kere, Türkiye'yi hukuk nizamı içerisinde herkesin canından, malından emin olabildiği, işini sürdürebildiği, devlet ile milleti barışık hâle getirebilmek için çalışma ortamını düzeltmek lazım. Bunları yapmadan sürekli bu insanlara baskı yapmak suretiyle, aynı beyaz etçilerde, kırmızı etçilerde, daha önce zeytinyağında, daha önce salçada vesair işlerde olduğu gibi baskı yoluyla enflasyonu durduramazsınız. Burada meydana gelecek hasarın sonunda ihraç kapılarını kaybedersiniz. İhracat yaptığınız yerlere yeniden girebilmek için ödeyeceğiniz bedel çok ağır ve uzun sürelidir. Yumak gibi katlanıp gelen bu problemlerin altında hem işletmeler hem işçiler ezilir ve sonuçta, millet ezilir. Onun için, bir an evvel, Türkiye'de demokrasinin bütün kurum ve kurallarını layıkıveçhile işleterek bu işletmelerin işlerini keyifle, zevkle, inanarak ve güvenerek yapması gerekir, aksi takdirde bunların hepsi dert küpü hâlindedir. Borcunu nasıl ödeyecek, elektrik parasını nasıl ödeyecek, kirasını nasıl ödeyecek? Artan maliyetlerin altında boğulan bu işletmelerin nefes alabilmeleri ve dünyayla rekabet edebilmeleri Türkiye'nin 21'inci yüzyılda üçüncü dünya savaşının ekonomik olarak başladığı yerde bu işletmeleri batırarak değil, onları yaşatarak, onlara hayat vererek, onlara ümit vererek sağlanacaktır. Ne yazık ki hiçbir tanesi yarınından ve geleceğinden emin değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HAYDAR ALTINTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu mesele mutlaka çözülmelidir. Aksi takdirde, maliyeti Türk milletine çok daha ağır ve pahalıya mal olacaktır. Bunu asla göz ardı etmeyelim. Türkiye'nin çok önemli bir meselesidir ama bunun yanında demokrasi ve hukuk meselesindeki işleri de nazarıitibara alarak devletten korkan değil, devletine sığınan, devletine inanan, hukukuna, hâkimine, hekimine inanan bir kadroyla memleketi yürütmek zorundayız. Aksi takdirde, baskı yoluyla enflasyonunun bastırılabildiği bir dünya düzeni görülmemiştir, yarın 2 kat artar, altından kalkamaz noktaya geliriz. Bunlar bizim millî güvenlik meselemiz, beka meselemizdir. Lütfen, hepimiz dikkatimizi buraya tevcih ederek maliyesiyle, ekonomisiyle, her kimle barışıp, işini düzgün yapan insanların yolunu açmak zorundayız. Bu vesileyle, bu önemli meselenin sıkça bu kürsüde konuşulması, bu insanlara ümit verilmesi memleketin hayrına olacak bir şeydir.
Herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)