| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz teklif bu iktidarın yıllardır uyguladığı yönetim zafiyetinin yeni bir örneğidir. Türkiye'nin dört bir yanında polisimiz ağır çalışma koşulları altında görev yapmaktadır. Fazla mesaileri var, mobbing iddiaları var, özlük haklarıyla ilgili sorunlar var, barınma sorunu var, ekonomik sıkıntıları var ama iktidarın önceliği maalesef bunları çözmek değildir. İşte, bugün de önümüze emniyet teşkilatında üst rütbeli kadroları artıran bir düzenlemeyle geliyorlar. Soruyorum: Bu ülkenin güvenlik sorunu rütbe eksikliği midir? Sokakta suçla mücadele eden polis sayısı mı yetersiz yoksa makam odalarındaki koltuk sayısı mı? Teklife baktığımızda, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf emniyet müdürü kadrolarının artırıldığını görmekteyiz. Emniyet amiri ve başkomiser kadroları da yükseltilmektedir. Peki, azaltılanlar kimlerdir? Komiserler ve komiser yardımcıları yani sahaya en yakın olan yönetici kademeleri yani vatandaşla yüz yüze çalışan, operasyonun içinde bulunan, karakolunun yükünü çeken kadrolar. Bu tablo bize şunu söylemektedir: İktidar Emniyet teşkilatında hizmet üretmeyi değil, maalesef makam üretmeyi seçmektedir. Yani kadroları ihtiyaca göre değil, terfi taleplerine göre mi yapılandırıyorsunuz diye sormadan geçemeyeceğim. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla makam sahibi değil, daha huzurlu ve güvenli şehirlerdir. Bir de gerekçenizde yıllık 5 milyar lira tasarruf sağlayacağını iddia ediyorsunuz bu düzenlemenin. Hem binlerce yeni üst kadro yapacaksınız hem de tasarruf edeceksiniz; bu da bizim açımızdan ayrı bir çelişkidir. Bu ülkede polislerimiz kiralarını ödemekte zorlanırken, ek görev ücretleri tartışılırken, çalışma süreleri insanüstü seviyelere çıkmışken Meclisin önceliği kesinlikle makam dağıtımı olmamalıdır. Emniyet teşkilatımızın güçlenmesini elbette ki destekliyoruz ancak güçlenme rütbe enflasyonuyla değil, liyakatle olur. Güçlenme, makam sayısını artırmakla değil, sahadaki personelin şartlarını iyileştirmekle olur. Bu nedenle teklifin mevcut hâliyle kamu yararına kesinlikle hizmet etmediğini düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, Polis meslek eğitim merkezi ve polis meslek yüksek okulu mezunu 2 bine yakın gencimiz de biliyorsunuz mülakat mağduru. Bunların neredeyse her biri "Öz güvensiz ve ikna kabiliyeti yetersiz" gibi, birbirinin aynı şablon yazılarla elenmektedir. Bakın, şimdi, bu çocuklardan birine ait elimde bir mezuniyet notları var. Bu belge hayatın başlangıcında olan bir gencin çalınan geleceğinin de maalesef bir ispatı niteliğindedir. 31'inci Dönem Karabük Polis Meslek Eğitim Merkezinden mezun olan bu gencimiz, tam 91,56 mezuniyet ortalamasıyla okulunu tamamlamıştır. Disiplin notu kaç biliyor musunuz? Tamı tamına 100. Şimdi, tek tek notları okuyorum önümdeki kâğıttan: Ceza ve muhakeme hukuku 80-80, silah ve atış bilgisi 95-100, polis meslek hukuku 95, polis müdahale yönetim ve teknikleri 95-99, hukuka giriş 100, mesleki yazışma 85-95, beden eğitimi 100-84, insan hakları 80, uygulamalı polislik 80, polislikte halkla ilişkiler ve iletişim 95, trafik güvenliği ve yönetimi 90. Yani bu öğrenci silah kullanmayı biliyor, hukuku biliyor, insan haklarını biliyor, polis müdahalesini biliyor, uygulamalı polisliği başarıyla tamamlıyor, disiplin notu tam puan ama mezuniyetine birkaç gün kala karşısına çıkan birkaç kişinin kanaatiyle "Özgüvenini yetersiz, kendini ifade edemedi." denilerek maalesef polis olamıyor. Soruyorum: Bu çocuk dokuz ay boyunca özgüvenliydi de son üç dakikada mı öz güvenini kaybetti? Bu çocuk okulun bütün sınavlarını başarıyla geçti de mezuniyetine dört gün kala mı mesleğe uygun olmaktan çıktı? Eğer gerçekten mesleğe uygun değildi ise neden dokuz ay boyunca devletin imkânlarıyla bu çocuğu eğittiniz? Eğer uygunduysa hangi vicdan, hangi hukuk, hangi adalet onu üç dakikalık, kamera kaydı bile olmayan bir mülakatla hayallerinden kopardı? İşte, bu şekilde Polis Meslek Eğitim Merkezi ve Polis Meslek Yüksek Okulu mezunu binden fazla gencin hayatını karartmaya kimin hakkı var? Sorun bu gençlerin özgüveni falan değil, sorun objektif olmayan, denetlenemeyen, kamera kaydı bulunamayan ve insanların geleceğini birkaç dakikalık subjektif kanaatlere teslim eden sistemdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Devamla) - Ne yapın, edin de çocukların umutlarını geri verin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)