| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yine bir torba kanunu görüşüyoruz; bir tarafta Emniyet Teşkilatı Kanunu, bir tarafta Merkez Bankası Kanunu, bir tarafta Vergi Usul Kanunu, bir tarafta Belediye Gelirleri Kanunu, bir tarafta Petrol Piyasası Kanunu, bir tarafta Basın İlan Kurumu düzenlemeleri. Birbiriyle ilişkisi olmayan onlarca konu aynı teklif içerisine doldurulmuş durumda. Torba size sorarsanız dolu, bize sorarsanız boş, hem de bomboş.
Peki, bu torbalar geçici çözümler dışında ne işe yarıyor? Ve asıl sorulması gereken şu: Bu torba yasa milletin hangi derdine çare oluyor; emeklinin, asgari ücretlinin, çiftçinin, esnafın sorunlarını çözüyor mu? Hayır. Atama bekleyen ya da ücretli öğretmenlerin sorunlarını çözüyor mu, barınma krizini çözüyor mu, gençlerin geleceğine ilişkin bir umut veriyor mu? Hayır. Peki, milletin Meclisi bunlara çözüm üretemeyecekse biz burada neyi görüşüyoruz?
Değerli milletvekilleri, Türkiye, bugün çok ağır bir ekonomik ve sosyal kriz yaşamaktadır ancak iktidar bu krizin konuşulmasını istemiyor. İşte, bu nedenle son dönemde Cumhuriyet Halk Partisine yönelik operasyonları, belediyelere yönelik baskıları, her gün yaratılan yeni siyasi gündemleri ekonomik gerçeklerden bağımsız düşünemeyiz. Türkiye'nin gerçek gündemi açlıktır. Türkiye'nin gerçek gündemi yoksulluktur. Türkiye'nin gerçek gündemi geçim sıkıntısıdır. Türkiye'nin gerçek gündemi hayat pahalılığıdır. Vatandaş sabah kalktığında belediye operasyonlarını değil evine ekmek götürüp götüremeyeceğini düşünüyor, markete gittiğinde siyasi manşetlere değil fiyat etiketlerine bakıyor; ay sonunda kirayı nasıl ödeyeceğini düşünüyor, çocuğunun okul masraflarını nasıl karşılayacağını düşünüyor; gerçek gündem budur.
Değerli milletvekilleri, rakamlar ortada. 2026 yılının ilk beş ayında bütçe açığı 1 trilyon 57 milyar liraya ulaşmış, sadece ilk beş ayda yapılan faiz ödemesi ise 1 trilyon 262 milyar liradır. Bu ne demektir? Her gün yaklaşık 8 milyar 400 milyon lira faiz ödüyoruz, her saat yaklaşık 350 milyon lira faiz ödüyoruz demektir. Vatandaş vergisini ödüyor, esnaf vergisini ödüyor, işçi vergisini ödüyor, emekli vergisini ödüyor ama toplanan vergiler üretime değil faize gidiyor, toplanan her 100 liralık verginin yaklaşık 24 lirası faiz ödemelerine gidiyor. Sonra çıkıp çiftçiye, emekliye, asgari ücretliye, gençlere "Para yok." diyorsunuz ama faize para buluyorsunuz. Demek ki mesele kaynak değildir, mesele tercihtir.
Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de çalışan milyonlarca insan yoksuldur, asgari ücret daha yılın ortasına gelmeden erimiştir. 2026 yılı başında 28.075 lira olarak belirlenen asgari ücretin satın alma gücü ilk beş ayda 4.663 lira erimiştir. Bugün asgari ücretin reel geliri yaklaşık 24 bin liradır. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin lira, yoksulluk sınırı ise 114 bin liraya yaklaşmıştır yani bugün milyonlarca vatandaş açlık sınırının altında ücretle yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Emeklinin durumu daha da vahim. Yılın ilk beş ayında gerçekleşen enflasyon nedeniyle emekli maaşlarındaki artış neredeyse tamamen erimiştir. 20 bin lira olarak açıklanan en düşük emekli maaşının reel değeri bugün yaklaşık 17 bin liradır. Bugün milyonlarca emekli elektrik faturası mı ödesin, ilaç mı alsın, kira mı ödesin hesabı yapmaktadır. Bu torba yasada emekliler için bir düzenleme var mı? Yok. BAĞ-KUR prim eşitliği var mı, kademeli emeklilik var mı, staj mağdurları var mı, taşeron işçiler var mı, 3600 ek gösterge bekleyen kamu çalışanları var mı? Yok. Milyonların beklediği hiçbir konu maalesef bu torbada yok.
Değerli milletvekilleri, ben Antalya Milletvekiliyim. Antalya bugün, Türkiye'nin en ağır barınma krizlerinden birini yaşamaktadır. Bugün Antalya'da sıradan bir evin kirası 30 bin lira seviyesindedir, haziran ayı kira artış oranıyla bu 30 bin lira yaklaşık 40 bin lira olacaktır. Bir tarafta 28 bin liralık asgari ücret, diğer tarafta 40 bin liraya yaklaşan kira. Bu tablo sürdürülebilir değildir, bu ekonomik model çökmüştür. Bugün öğretmenler, polisler, doktorlar, hemşireler ev bulamıyor. Barınma hakkı temel insan hakkıdır ama Türkiye'de artık barınma bile lüks hâline gelmiştir.
Yine, bakıyoruz, çiftçi perişan durumdadır. Mazot son bir yılda yüzde 50'nin üzerinde artmıştır, gübre ve ilaç maliyetleri bazı kalemlerde yüzde 100'ün üzerinde artmıştır, işçilik maliyetleri yükselmiştir ama çiftçilerin ürününe verilen fiyat enflasyonun altında kalmıştır. Çiftçi üretirken zarar ediyor, borçlanarak üretim yapıyor. Türkiye'de çiftçi borçları 1 trilyon 300 milyar lirayı aşmış durumdadır, buna rağmen çiftçiye yeterli destek verilmiyor, tarıma destek yerine ithalat destekleniyor. Bu da çiftçinin isyan etmesine sebep oluyor.
Bakın, esnafımız da ayakta kalma mücadelesi veriyor. Yüksek faiz, artan maliyetler, vergi yükü, SGK yükü, krediye erişim sorunu Anadolu'nun dört bir yanında küçük işletmeleri kapanma noktasına getirmiştir. Esnafın talebi çok açıktır, gerçek bir yapılandırma istiyor ama siz zengine varlık affı getirip esnafı yüksek faize mahkûm ediyorsunuz. Esnaf ödenebilir ve düşük bir faiz yüküyle borçlanmak istiyor ama iktidar maalesef esnafın sesini duymuyor, o yüzden de maalesef esnafın önünden geçemiyor.
Değerli milletvekilleri, son olarak bu kürsüden özellikle öğretmenlerimizi konuşmak istiyorum çünkü geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin vicdanını yaralayan görüntüler yaşandı. Atama bekleyen öğretmenler, mülakat mağduru öğretmenler, özel sektörde düşük ücretle çalışan öğretmenler haklarını istemek için Ankara'da toplandılar. Ellerinde taş yoktu, sopa yoktu; kamu malına zarar vermiyorlardı, sadece haklarını istiyorlardı. 1.611 mülakat mağduru öğretmen haklarını istiyordu, özel sektörde asgari ücret düzeyinde çalışan öğretmenler insanca yaşam istiyordu, ücretli öğretmenler güvenceli çalışma istiyordu; kısaca, çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenler seslerini duyurmaya çalışıyordu. Peki, karşılarında ne buldular? Polis barikatı, dayak, gözaltı ve ters kelepçe. Buradan soruyorum: Bu ülkenin öğretmenleri ne zaman tehdit hâline geldi değerli arkadaşlar? Çocuklarımıza harf öğreten eller ters kelepçeyi hak edecek ne yaptı? Hak arayan öğretmene ters kelepçe uygulayan anlayış aslında Türkiye'nin geleceğine kelepçe vuruyordu. Öğretmenlerin Ankara'nın göbeğinde açlık grevi yapmaya mecbur kalması bu iktidar için en basit tabirle utanç olmalıdır, utanç. Bir ülkede öğretmen mutsuzsa, gençler umutsuzsa, çiftçi üretmek istemiyorsa, esnaf kepenk kapatıyorsa, emekli geçinemiyorsa orada sorun vatandaşta değil sorun yönetimdedir, sorun tercihlerdedir, sorun ülkeyi yönetenlerdedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin ihtiyacı yeni torba yasalar değildir, Türkiye'nin ihtiyacı vatandaşın gerçek sorunlarını çözecek politikalardır, Türkiye'nin ihtiyacı adalettir, Türkiye'nin ihtiyacı liyakattir.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın, gençlerin ve öğretmenlerin sesi olmaya devam edeceğiz. Bu nedenle, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde halkın gerçek sorunlarının da yer alması gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)