| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün iktidarın pek de konuşmayı sevmediği bir döneme geldik; temmuz ayı memur maaş artışları, emekli maaş artışları. "Bu dönemler bir an önce geçsin de sessiz sedasız geçelim. Siyaseten bir şey yapsak cep ve kasa müsait değil, yapmasak vatandaşın feryadı buna elvermiyor." dedikleri, çaresiz oldukları bir dönemi geçiriyoruz. Maalesef, iktidar partisi temmuz ayında emekli ve memur maaşlarını konuşmak istemese de biz milletin sesine tercüman olmak için burada bu konuyu gündeme getirmek durumundayız. Biz gündeme getirdiğimiz zaman belki iktidar çevreleri şunu diyecek: "Ya, Sayın Başkan, bırak, seçim dönemi değil. Evet, doğru; emeklilerin 20 bin TL maaşla, 35 bin TL açlık sınırının olduğu bir ülkede yaşamak çok zor, bunu biliyoruz ama seçim yok ortada, boş ver, bahsetme bunlardan. Doğru, kirasını ödeyemiyor emekli ama seçim zamanı değil, bizim emekliyle ilgili bir şey yapabilme şansımız yok. Evet, doğru; emekli çarşıda, pazarda, çoluk çocuğuna istediği gıda maddesini alamıyor; doğru, biz de bunun farkındayız ama bizi mazur gör, seçim zamanı değil, bizim emekliye yapacak bir şeyimiz yok." diyor olabilirler ama biz sadece seçim zamanı değil, geçim zamanı da bu milletin yanında olan milletvekilleri olarak, sizler duymak istemeseniz de emeklinin sesini bu Mecliste yankılatmaya devam edeceğiz Allah'ın izniyle. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Bugün biz burada bir bütçe kalemini değil değerli AK PARTİ'li arkadaşlarım, 16 milyon insanın sorununu konuşuyoruz. Bugün Türkiye'de emekli aylığı almakta olan insanlarımızın sayısı 16 milyon ve bu 16 milyonun ağırlıklı kısmı da hemen hemen tamamına yakını 20 bin ve civarında bir emekli maaşı alıyor. Eğer biz bu 16 milyon insanın sorunlarına kulaklarımızı tıkayıp burada hobi bahçelerini, yok Kızılay Kanunu Teklifini, yok başka kanunları 1 Temmuzda Meclis tatile girmesi gerekmesine rağmen konuşmaya devam edeceksek biz sadece bürokratların istek ve arzularını Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanunlaştırmak için burada olan birer memur durumuna kendimizi düşürürüz. Oysa, 16 milyon emekli burada, Temmuz ayı geliyor, kendi sorunlarını dile getirmek için bizden bir ses bekliyor. Biz bu sese mi kulak vereceğiz, yoksa Kızılay Kanunu Teklifini yapılandırmak için hazırlık yapan birkaç bürokratın sesine mi kulak vereceğiz? Biz yine birkaç bürokratın hazırladığı teknik ihtiyaçları mı konuşacağız, 16 milyon emeklimizin sorunlarını mı konuşacağız? Bu sorunları konuşmazsak bunun bir vebali var. Bu millet bizi birkaç bürokratın ihtiyacını görmek için bu sıralara göndermedi, 16 milyon emeklinin sorunlarını yeri geldiğinde görüşmek için gönderdi. Dolayısıyla düzeltemeyebilirsiniz ama gelin, en azından emekli deyin ki: "Ya, biz senin sesini duyduk. Bak, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir genel görüşme açtık ve bu emeklilerin sorunlarını nasıl çözebiliriz diye hiç olmazsa dertlendik ve bir genel görüşme açtık." Bunu da reddederseniz "Ey emekli, ben ne senin için bir şey yapabilirim ne de senin sorunlarını konuşmaya mecalim var." demiş olursunuz, bunu da buradan net bir şekilde ifade etmek isterim.
Bugün, ifade ettiğim gibi, açlık sınırı 35.174, açlık sınırı; yoksulluk sınırından bahsetmiyorum. Sizin yıllarca bu ülkeye emek harcayan, prim ödeyen insanlara reva gördüğünüz rakam ise 20 bin TL. O 20 bin TL de herkesin aldığı bir ücret değil, her altı ayda bir bir kanun teklifiyle belirlediğimiz bir kök maaş. Niçin biz bütün emeklilerimizin maaşını asgari olarak, ana maaş olarak 20 bin belirlemiyoruz da her altı ayda bir Türkiye Büyük Millet Meclisinde en düşük emekli artışı ne olacak diye burada konuşmak mecburiyetinde kalalım? Ya, hiç olmazsa enflasyona endeksleyelim de burada bu konuları konuşmak durumunda kalmayalım, Parlamentoyu meşgul etmeyelim.
Bir diğer garabet: 2026'nın ilk ayında ne yaptık? Memur emeklisine yüzde 18,60; BAĞ-KUR emeklisine yüzde 12; arada yüzde 6 fark var. Her 2'si de emekli, her 2'si aynı enflasyonunda yaşıyor, her 2'si aynı ülkenin çarşı pazarında yaşıyor. Niçin birine yüzde 18,60 da diğerine 12,9? Şimdi, yine her emekli kesimi için farklı farklı oranları konuşacağız. Gelin, bu konuları hep beraber konuşalım. Biliyorum sizin hangi tarihi beklediğinizi. TÜİK ayın 5'inde enflasyon oranlarını açıklayacak, siz de o gün burada hangi kanun görüşülmekte olursa olsun, bir madde ihdasıyla TÜİK'in açıkladığı oranda emeklilere bir artış yapalım diye bir teklifle geleceksiniz; emeklilerin sorunlarını dinlemeyeceksiniz, TÜİK'in açıkladığı rakamları dinlemeyi tercih edeceksiniz. Peki, TÜİK bu emeklinin derdine derman olabilir mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Dolayısıyla emekli maaşını siz otomatiğe bağladınız. Bu ülkeyi TÜİK'in memurları yönetiyor, AK PARTİ'nin Maliye Bakanı ya da AK PARTİ iktidarı yönetmiyor. Niçin? Çünkü 5 Temmuzda TÜİK neyi açıklarsa siz emekliye onu vereceksiniz. O hâlde siz ne iş yapıyorsunuz? 16 milyon emeklinin sorunlarını TÜİK'in açıkladığı oran çözecekse bırakın o koltukları, işgal etmeyin, bırakın TÜİK bu ülkeyi yönetsin. TÜİK'in rakamlarıyla emeklinin derdine çare olmak demek, otomat iktidarıdır. Otomatiğe bağlıyorsunuz, düğmeye basıyorsunuz, TÜİK'in zammı neyse bunu emekliye, memurlara uygula. Ya, bunu yapmak için bir makine bile yeterli, insan unsurunu heba etmeye gerek yok. Dolayısıyla bugün 35 bin TL açlık sınırının olduğu bir yerde 16 milyona yakın insanı 20 bin TL'ye reva görmek kul hakkıdır, kul hakkı; insan utanır. Kendi çoluk çocuğunun yüzüne bakarken 20 bin TL'yle kendi ailesini geçindirmek zorunda kalan yaşlı insanların durumuna bakar diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Gelin, hiç olmazsa emeklilerin sorunları çözemiyorsanız bile emeklilerin sorunlarını konuşmaya mecalimiz olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)