GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:102
Tarih:16.06.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba yasayla karşınızdayım ama bir espri mi diyeyim, ironi mi diyeyim, oradan başlamak istiyorum: Son zamanlarda, biliyorsunuz, bu tavuk sektörüne de asliye cezadan bir kayyum atandı. Şimdi, bir de Grup Başkan Vekilliklerine de kayyum atarlarsa, bir de "Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerini İYİ PARTİ'ye, YENİ YOL'a atıyoruz." derlerse hiç şaşırmamak lazım. Başkanım, Grup Başkan Vekilliklerimiz de tehlikede.

SADULLAH KISACIK (Adana) - Başkanım, tüm önergeleri denetleyeceğiz, denetim kayyumu...

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bugün bu kürsüde bazı kanunlarda değişiklik yapan ama özü itibarıyla çok daha derin meseleleri barındıran bir kanun teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu teklif 26 maddesiyle 14 farklı kanunu değiştiriyor. Emniyet teşkilatından Orman Kanunu'na, basın özgürlüğünden vergi hukukuna, Merkez Bankasından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine kadar birbiriyle hiçbir organik bağı olmayan onlarca konuyu tek bir kanunun içinde değerlendireceğiz. Buna ısrarla "torba kanun" diyorsunuz, ben ise buna "hukuk ve yasama tanımazlığı" diyorum. Teklif esas komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü ve ihdas edilen maddelerle 26 maddeye çıktı. Tali komisyonlardan olan İçişleri Komisyonunda doğrudan Emniyet teşkilatını ilgilendiren 5 madde neden görüşülmedi? Bir diğer tali komisyon Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda ilgili diğer maddeler görüşülmedi. Gene etkin bir yasama faaliyeti ve gerekli incelemeler yapılamadan Genel Kurul gündemine getirildi.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin gerekçesini okuduğumuzda iktidarın şunu itiraf ettiğini görüyorsunuz: "Anayasa Mahkemesi kararlarından doğan hukuki boşlukları gideriyoruz." Peki, bu ne anlama geliyor? İktidar yıllarca Anayasa'ya aykırı kanunlar yaptı, Anayasa Mahkemesi bu kanunları iptal etti, şimdi de o yasa dışı boşlukları yeniden yasal kılıfa büründürmeye çalışıyorsunuz, sonra da "Reform içeriyor." diyorsunuz; bu, reform değil, geçmişteki hukuk hatalarını farklı kelimelerle yeniden üretmekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin belirttiği kanunilik, yasama yetkisinin devredilemezliği, belirlilik ve ölçülülük ilkeleri ise yok sayılmaya devam etmektedir. Bu durum Anayasa’nın 2'nci maddesinde belirtilen hukuk devletine aykırılıktır.

Değerli milletvekilleri, teklifin geneli hakkında özellikle belirtilmesi gereken meseleleri sıralamak istiyorum.

Birinci mesele: Madde 1'le, birinci sınıf Emniyet müdürü kadro oranı on binde 25'ten 65'e çıkarılıyor, ikinci sınıf Emniyet müdürü on binde 34'ten 75'e yükseliyor; en çarpıcı olan ise Emniyet amiri kadrosunun on binde 93'ten 300'e çıkarılması. Gerekçede liyakatten, kariyer planlamasından, operasyonel kapasiteden söz ediliyor ancak şunu sormak zorundayım: Bu oranlar hangi bilimsel analize, hangi kurumsal ihtiyaç tespitine, hangi nesnel verilere dayanıyor? Teklifte buna dair tek bir somut karşılaştırma, tek bir ölçülebilir kriter yoktur. Emniyet teşkilatında asıl sorun kadro oranları değildir; asıl sorun fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi, personelin psikolojik destek mekanizmalarından yoksun bırakılması, özlük haklarındaki yetersizlikler ve en temel mesele olan liyakat yerine sadakat esaslı terfi sistemidir, intiharlardır, mobbinglerdir. Bu teklif o sorunların hiçbirine çözüm üretememektedir.

İkinci mesele: Madde 4'le, devlete ait engelli ve yaşlı bakım merkezlerinin ormanlık alanlarda açılmasının önü açılıyor. Kimse engellilere ve yaşlılara hizmet edilmesine karşı çıkmaz, biz de çıkmıyoruz ama şunu sormak zorundayız: Neden orman? Türkiye'de engelli ve yaşlı vatandaşlarımız için şehir merkezlerinde ulaşıma yakın, sosyal altyapısı tamamlanmış alanlarda tesis kurulamaz mı, hazine arazileri yok mu buralarda? Engelli ve yaşlı bireyleri şehirden kopuk ormanda tecrit etmek modern sosyal hizmet anlayışıyla çelişiyor arkadaşlar ve bunun da ötesinde tarihe baktığımızda görüyoruz ki "devlete ait" ibaresiyle başlayan bu tür istisnalar zamanla "taşeronlaştırma, işletme devri ve ortak proje" adı altında özel sektöre ve belirli vakıflara orman arazisi tahsisinin ilk adımı olmuştur.

Beşinci mesele: bu teklifin en çarpıcı çelişkisi vergi maddelerinde yaşanıyor. Madde 5'le taksi şoförünün taksimetresi dijital sisteme bağlanıyor. Güzel. Günlük hasılatı kuruşu kuruşuna takip ediliyor, ne güzel. Madde 6'yla ticari plakaların satışından doğan kazançlar gelir vergisinden tamamen muaf tutuluyor. Madde 17'yle bu plakaların devri KDV'den istisna ediliyor. Yani burada, Mehmet Şimşek Bey'in acaba bu kanun teklifi yapılırken haberi oldu mu? Bence haberi olsa müdahale ederdi. Ne kadar gücü yeterdi onu da bilmiyorum ama. Değerli milletvekilleri, büyükşehirlerde bir ticari taksi plakasının değeri milyonlarca lira. Bu plakaları elinde bulunduranların büyük rant transferinden elde ettiği kazanç tamamen vergiden muaf tutulurken, o plakayla her gün direksiyon sallayan şoför esnafının her kuruşu dijital takibe uğruyor. Bu vergi adaleti değil, vergi ayırımcılığıdır. Hükûmet bir yandan asgari ücretlinin, emeklinin, dar gelirlinin tüketiminden alınan KDV'yi, ÖTV'yi artırırken, öte yandan, milyonluk rant transferlerini vergi dışı bırakıyor. Bu ikiyüzlülüktür, aynen büyük şirketlerin vergilerini sildikleri gibi. Sayın Mehmet Şimşek şöyle söylüyordu: "Silmiyoruz, biz onlarla uzlaşı yapıyoruz. Uzlaşma sonunda biz bunları belirli rakamlara indiriyoruz." O rakamlar da belli, sıfıra indiriyorlar.

Dördüncü mesele: 7 ve 8'inci madde Basın İlan Kurumunun yaptırım yetkisini yeniden düzenliyor. Anayasa Mahkemesi, Basın İlan Kurumunun özellikle muhalif medya kuruluşlarına yönelik sistematik ilan kesme uygulamalarının basın özgürlüğünü ihlal ettiğini açıkça tespit etmiştir. İktidar bu kararın ardından ne yapıyor? Mekanizmayı kaldırmıyor, aksine, aynı ekonomik baskı sopasını alt ve üst limitler koyarak yeniden yasal kılıfa büründürüyor. Mesela, ne yapmışlar? Kamu 10 milyon saniye reklam vermiş geçen sene, 10 milyon saniye televizyonlara reklam vermiş. Ya, bir tanesini NOW TV almamış, bir saniyesini Halk TV almamış, bir saniyesini TV5 almamış, bir saniyesini bir tane başka bir televizyon almamış. Belli televizyonlar alıyor, sonra da geliyorsunuz burada Hazreti Ali'den bahsediyorsunuz, Hazreti Muhammed'den bahsediyorsunuz, "Bir dakikalık adalet bin yıllık nafile ibadetten evladır." diyorsunuz, ardından da işte bunları yapıyorsunuz. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz değerli arkadaşlar. İktidar bu kararın ardından ne yapıyor? Mekanizma kaldırmıyor dedim, dahası internet haber siteleri de bu ceza mekanizmasının kalıcı bir parçası hâline getiriliyor. Basın ahlak esaslarına aykırılık gibi son derece muğlak, iktidarın yorumuna açık kriterler üzerinden kesilen ekonomik cezalar dijital medyadaki bağımsız sesleri susturmanın hukuki zeminine dönüşüyor. Bu madde basın özgürlüğünü korumak için değil baskı mekanizmasını meşrulaştırmak için yazılmıştır.

Beşinci mesele: Madde 15'le belediyelerin ve il özel idarelerinin taşınmazlarının taksitle satılabilmesinin önü açılıyor. Yüzde 25 peşin, geri kalan iki yıla yayılmış 12 taksitle ödeme. Hükûmet bunu yerel yönetimlere gelir akışı sağlamak diye sunuyor, oysa bu teklifte aynı iktidarın belediye hesaplarına bloke koyduğunu, İller Bankası paylarını kestiğini, muhalif belediyeleri borç sarmalına sürüklediğini hatırlatmak gerekir ve aynı zamanda devlet bankalarından kredi vermediğini veya kredi verilmediği zaman başka muhalif belediyeler yurt dışından kredi alıyorlarsa onları da çok geç tarihlerle Sayın Cumhurbaşkanının geç imzaladığını hepimiz biliyoruz. Şimdi, sıkıştırılan, borçlandırılan, hareket alanını daraltılan belediyeler personeline maaş ödeyebilmek için bu yasal kolaylıkla ellerindeki son kamu arazilerini de satmak zorunda bırakılacaklar. Bu yerel yönetimlere destek değil yerel yönetimlerin yapısal olarak kurutulmasıdır.

6'ncı mesele: Maddelerden 22 ve 23'le TOBB Genel Kurulunun toplantı takvimi en geç mayıs sonuna çekiliyor, mevcut birlik organlarının görevleri yeni organlar seçilene kadar süresiz devam edebiliyor, kanunla belirlenmiş dört yıllık görev süreleri bir kenara bırakılıyor. "Dijitalleşme ve hızlanma" ambalajıyla sunulan bu düzenlemenin asıl anlamı şu: Genel Kurulu aniden erken bir tarihe çekerek muhalif delege gruplarının organize olması engellenebilecek, iş dünyasının demokratik yönetim mekanizması idari hiyerarşinin anlık hamlelerine açık bırakılacak. Bu, iş dünyasını modernize etmek değil iş dünyasının yönetimini kontrol etmektir.

Değerli milletvekilleri, meseleler saymakla bitmiyor ancak temel kanun sistematiğinde bize ayrılan süre maalesef bitiyor. Bu teklife ilişkin söyleyeceklerimi şu temel tespitle tamamlamak istiyorum: Bu teklif yasama faaliyetinin şeffaflığını ortadan kaldırıyor, Meclisin denetim işlevini zayıflatıyor, her düzenlemenin kendi alanında, kendi uzmanları tarafından kamuoyu önünde ayrıntılı biçimde tartışılmasını imkânsız hâle getiriyor. Torba kanun anlayışı demokrasinin yasama ayağını işlevsizleştirmenin en kullanışlı aracına dönüşmüştür. Bu teklif vergi adaletsizliğini derinleştiriyor, basın üzerindeki ekonomik baskı mekanizmalarını yeniden üretiyor, yerel yönetimlerin mali hareket alanını daraltıyor, kamu mülklerini ranta açıyor ve Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenlemeleri şekil olarak değiştirerek geri getiriyor. Muhalefet olarak bu teklife karşı olduğumuzu bu kürsüden açıkça ilan ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Anayasa Mahkemesini zaman zaman kapatmak istiyorsunuz, zaman zaman da Anayasa Mahkemesini işlevsiz hâle getiriyorsunuz. Nasıl mı? Birkaç defa bu kürsüden söyledim ben, Anayasa Mahkemesinin üyelerinin tamamını siz atıyorsunuz. Siz derken kimi kastediyorum? Sayın Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğunluğu atıyor, burada 15 üyenin tamamını atıyorsunuz. Aynısı, Hâkim ve Savcılar Kurulunda da geçerli. Şimdi, Anayasa Mahkemesi geliyor, diyor ki: "Bunlar doğru değil."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bunları tekrar yeniden Parlamentoya gönderiyor. Siz ne yapıyorsunuz? Her zaman söylediğim gibi birinci paragrafı, dördüncü paragrafa, dördüncü paragrafı birinci paragrafa, üçü ikiye, ikiyi üçe alıyorsunuz, Anayasa Mahkemesine tekrar gönderiyorsunuz. Gözünüz aydın, Anayasa Mahkemesini de kapattınız. Anayasa Mahkemesi üyeleri, siz, şeklen oradasınız, ruhunuz çoktan öldürüldü.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (YENİ YOL, CHP, İYİ Parti sıralarından alkışlar)