| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 10.06.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, Irmak Ayşe Koparan Ağrı'da görev yapan genç bir öğretmendi ve henüz 24 yaşındaydı, bir eğitim emekçisiydi, 7 Haziranda evinde ölü bulundu. Ama geride bıraktığı belgeler, dilekçeler, tanıklıklar aslında onun hikâyesi açısından bize çok şey anlatıyor. Bu ülkede kadın olmak, kamu emekçisi olmak ve yalnız bırakılmaya dair aslında çok çarpıcı bir örnek olduğunu söylememiz gerekiyor.
Şimdi, öncelikle, kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına da baş sağlığı dileklerimi ifade etmek istiyorum. Kendisini kaybettikten sonra öğreniyoruz ki, aslında atandığı görev yerinde Irmak Ayşe Koparan bir ulaşım imkânsızlığı yaşıyor ve ciddi bir ekonomik çıkmaza giriyor. Her gün onlarca kilometre yolu kendi imkânlarıyla gidip gelmek zorunda kalıyor ve "Taksi ücreti maaşımı aşıyor." diye de aslında bunu ifade ediyor fakat çözüm bulunuyor mu? Maalesef, her zamanki gibi çalışanın, kadının, emekçinin sesi duyulmuyor, duyulamıyor ve bu duyulmama hâlini de sadece münferit, geçici bir durum olarak değil aslında sistemsel bir sorun olarak, idari bir eksiklik olarak ifade etmek sanırım yanlış olmayacaktır.
Şimdi, en önemlisi de kaldığı lojmanın güvenli olmadığını söylüyor fakat bu talebine de bir karşılık bulamıyor. O köyde kalmak istemediğini, başka bir yere tayin olmak istediğini söylüyor ve bütün bunların karşılığında bugün ne yazık ki aramızda yok.
Şimdi, bütün bunların üzerine aslında görev yaptığı okul açısından da duruma bakmak gerekiyor. Bu okulda mobbinge maruz kalıyor, hakarete maruz kalıyor ve hatta fiziksel şiddete maruz kalıyor. Tutanaklara göre, okul müdürü tarafından kendisine yönelik olarak "Çingene, sende aşağılık psikolojisi var, çocukluğunda ne yaşadın sen acaba? Sıkıntılı bir insansın, geri zekâlı." gibi ifadelerle hakaret ediliyor. Yetmiyor, fiziksel şiddete uğruyor ama bu fiziksel şiddete uğrayan öğretmenin hakkı korunmak yerine ne yazık ki onun idari olarak görev yerinin değiştirilmesi gibi bir başvurunun yapıldığını görüyoruz. Aslında burada şiddeti önlemek, şiddete maruz kalan mağduru korumak, bir kadını, bir eğitim emekçisini korumak yerine sistem her zamanki gibi güçlüyü koruyor, mevkiyi koruyor, iktidarı koruyor, koltuğu koruyor yani yerleşik olarak ne varsa o düzenden yana tutum aldığını görüyoruz.
Şimdi, burada sormamız gereken birkaç tane soru var: Neden bu kadını kamu koruyamadı, bunu açık ve net sormamız gerekiyor. Bir eğitim emekçisini neden koruyamadı? Neden şiddet iddiaları ciddiye alınıp soruşturulmadı ve neden ekonomik, sosyal ve psikolojik koşullar bu kadar görmezden gelindi ve bir cana mal oldu? Burada aslında sistemsel bir sorun yaşadığımızı, kadın emeğinin değersizleştirildiğini, kamu hizmetlerinin güvencesizleştirildiğini ve en önemlisi de aslında kamuda büyük bir denetimsizliğin, büyük bir başıboşluğun olduğunu görüyoruz. O anlamıyla burada yapısal ve büyük bir sorunla karşı karşıyayız. O anlamıyla burada da yapısal önlemler alarak ancak bunun önüne geçilebilir. O anlamıyla bireysel bir şiddet meselesinden değil, münferit bir şiddet meselesinden değil, münferit bir cezasızlık politikasından değil sistematik bir sorundan bahsediyoruz ve ancak bu sistem değişip dönüştürülerek, sistem demokratikleştirilerek, katılımcı bir akılla düzeltilebilir bunu ifade etmemiz gerekiyor. Eğer bunlar yapılabilirse bir daha bu ülkede hiç kimse güvende olmadığı için belki de böyle şeyler yaşamayacak, hiçbir eğitim emekçisi ekonomik ya da başka nedenlerle bu sorunlara maruz kalmayacak. İnsana değer veren, emekçiye değer veren, kadına değer veren bir sistemi, insana değer veren bir sistemi hep beraber inşa etmemiz gerekiyor. O anlamıyla Irmak Ayşe Koparan'ın yaşamını yitirme meselesinin bu tartışmaları başlatmak açısından da en azından başlangıç olmasını diliyoruz ki yeni Ayşeler yeni Irmak Ayşeler hayattan kopmasın diye.
Sayın Başkan, sayın vekiller; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi biliyorsunuz sık sık Türkiye aleyhine kararlar alıyor ve son Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel ve Ali Ürküt başvurularında da Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını, ifade özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiş. Bakın, kişi özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı yani bizim buradan her gün dile getirdiğimiz, bu ülkede yok olduğunu söylediğimiz her şeyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de başvurucular açısından karar altına alınmış ve "Evet, bu haklar ihlal edilmiştir." demiş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN ?KILIÇ ?KOÇYİĞİT ?(Kars) - Şimdi, aynı zamanda mahkeme tutuklama açısından daha makul bir şüphe standardının karşılanmadığını açıkça ortaya koymuş. Özellikle bu kararın en kritik yönü Ali Ürküt ve Sebahat Tuncel bakımından 18'inci madde ihlali verilmiş olması. Daha önce de hatırlarsınız, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş bakımından da 18'inci madde ihlali verilmişti. Neydi 18'inci madde, hep beraber hatırlayalım: Aslında yargı eliyle, siyasetin, daha doğrusu iktidarın siyasi rakiplerini diskalifiye etmesi, siyasi rakiplerini elimine etmesi meselesi. Yani Kobani kumpas davasının arkasında hukuksal bir gerekçenin olmadığını, siyasal bir gerekçenin olduğunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi daha önce de kayıt altına almıştı, bu kararla bir kez daha 18'inci maddeden ihlal vermiş oluyor.
Şimdi, buradaki mesele neye getiriyor bizi? Bu ülkede aslında yargının araçsallaştırıldığını, yargının muhalefetin sırtında, başında Demokles'in kılıcı gibi sallandırıldığını, yargı eliyle siyasetin dizayn edildiğini, yargı eliyle toplumsal hayatın dizayn edilmeye çalışıldığını, yargı eliyle bu ülkedeki muhalefetin eşitlik, özgürlük ve demokrasi taleplerinin bastırılmak istendiğinin belki de son defa -yani birçok karar var ama- bir kez daha karar altına alındığını da bize gösteriyor.
Bir de bu kararın alınış biçimi açısından da bu kararın bir önemi var. O da nedir? Söz konusu kararları AİHM İkinci Bölüm Komitesi tarafından verilmiştir. Yani komite usulü, yerleşik içtihadın açık olduğu, ihlalinin tartışmasız görüldüğü dosyalarda uygulanır. Yani AİHM diyor ki: "Türkiye bunu sistematik olarak yapıyor. AKP iktidarı ve onun denetimindeki yargı aslında sistematik olarak 18'inci madde ihlali yapıyor, yargıyı araçsallaştırıyor ve yargı üzerinden de siyaseti dizayn ediyor." diye çok ağır bir tespitte bulunuyor ama ne yazık ki bunu duyan yok, gören yok. O anlamıyla bir kez daha hem Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven bakımından hem Ali Ürküt ve diğer Kobani kumpas davasındaki bütün arkadaşlarımız bakımından hızlı bir şekilde tahliyelerinin yapılması ve bu garabet davanın da beraatle sonuçlanması gerektiğinin bir kez daha altını çizmemiz gerekiyor. Artık Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde madde 18 ya da farklı maddelerden ihlal alan bir ülke değil, gerçekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerine götürülecek dosyaların görülmediği, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmediği bir ülke yani demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir ülke olmak için çalışmalı ve bunun için de samimiyetle adım atılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu nedenle de hızlı bir şekilde tahliyelerin yapılması gerektiğini ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde, biliyorsunuz, buğday alım fiyatlarını çokça konuşuyoruz; bugün Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuya değindi, oraya geleceğim. Toprak Mahsulleri Ofisi 2026 yılı hububat fiyatlarını -buğdayın tonunu 16.500 lira, arpanın torunu 12.750 lira olarak- açıkladı. Şimdi, zaten ülkede ciddi bir enflasyon var; yetmedi, bölgesel savaş nedeniyle, İran'a müdahale nedeniyle girdi maliyetleri arttı, mazotun fiyatı arttı, gübrenin fiyat arttı. Sadece son bir yılda mazot yaklaşık yüzde 40, gübre yüzde 60 oranında zamlanmış. Peki, buna karşılık buğdaya ne kadar zam yapılmış? Sadece yüzde 22, arpaya yüzde 15 oranında zam yapılmış. Şimdi, bu çiftçi nasıl üretsin, tarlasını nasıl eksin?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hadi diyelim ki tarlasını ekti, peki, gübreyi neyle alsın, tarlasına nasıl gübre atsın? Gübresini atmadığı zaman düşen rekoltenin sonucunda zararını nasıl karşılasın? Bütün bu soruların yanıtsız kaldığını görüyoruz.
Diğer bir mesele var. Şimdi, TMO, Toprak Mahsulleri Ofisi alım yapıyor ama parayı kaç gün sonra ödüyor? Kırk beş gün sonra ödüyor. Peki, çiftçinin kırk beş gün dayanacak gücü var mı, kırk beş gün boyunca borçlarını bekletecek durumu var mı? Hayır. Ne oluyor bunun sonucunda? Direkt tüccara satıyor, ucuz fiyata satmak zorunda kalıyor ve bir yıllık emeğinin karşılığını ne yazık ki alamıyor. O nedenle, bütün bunları giderilmesi ve bu konuda hızlı bir şekilde üreticiyi destekleyen destek paketlerinin açıklanması gerekiyor. Hem buğday ve arpa fiyatlarındaki bu çok sınırlı olan fiyatların hızla yukarıya çekilmesi gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
GÜLÜSTAN ?KILIÇ ?KOÇYİĞİT ?(Kars) - Ayrıca da bugün gerçek anlamda küçük üreticiyi, yerinde, köyünde üretim yapan, bu ülkede gıda güvenliği açısından gerçekten çok önemli iş yapan, çok önemli bir hizmet gören insanların korunması gerekiyor. Bugün gıda güvenliğini konuşuyoruz. Bakın, Türkiye gıda enflasyonunda dünyada 4'üncü, OECD ülkeleri içerisinde 1'inci. Gıda güvenliği stratejik bir mesele diyoruz ama ne yazık ki gıda güvenliğine stratejik bakmayan bir akıl olduğunu görüyoruz. Bunu nereden anlıyoruz? Tarım politikasının olmamasından, üreticinin, çiftçinin, hayvan üreticisinin desteklenmemesinden aslında bu ülkenin bir tarım politikası olmadığını ve bir gıda güvenliği stratejisinin olmadığını görüyoruz. İthalata dayalı bir anlayış var, "Her şeyi ithal ederiz, parasını veririz, gideriz, alırız." diyen bir anlayış var ama şunu gördük: Pandemide gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu, kendi kendine yeten, kendi ülkesinde üreten bir yaşamı var etmemiz gerektiğini de söylememiz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım, lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN ?KILIÇ ?KOÇYİĞİT ?(Kars) - Şimdi, bu üretimin düşmesi demek yani insanların üretimden vazgeçmesi, köyden kente göç etmesi demek, üretimden el çekmesi demek. Bütün bu üretimden el çekmenin sonucunda fiyatların, işte arpanın fiyatının artması yemin fiyatlanması demek, buğdayın fiyatının artması ekmeğin pahalanması demek. Bunun sonucunda ne oluyor? Bu ülkede yaşayan 86 milyon yurttaşın her şeyi çok daha pahalı alması gibi bir sonuçla karşılaşıyoruz. O anlamıyla, basit bir buğday alım fiyatından bahsetmiyoruz, her sabah soframıza gelecek ekmeği konuşuyoruz. Her sabah bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın nasıl besleneceğini konuştuğumuzu asla unutmamamız gerekiyor ve bu perspektifle de mazot ve gübredeki bütün ekstraların kaldırılması, çiftçinin borçlarının silinmesi, çiftçinin desteklenmesi için acil bir paket açıklanması çağrısını bir kez daha yapmak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.