GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:100
Tarih:10.06.2026

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir İBB davası görüşülüyor -nereye getireceğim- bu İBB davasında Fatoş Pınar Türker'in anlattıkları ürkütücü ve üzücü. Çıplak aramalardan başlayarak çocuklarıyla tehdit edilme ve işkence, mobbing iddiaları. Bakın, iddiaları diyorum ve buradan "Alo Adalet" Bakanına da sesleniyorum: Sayın Bakan, bunu bu hanımefendi söylüyor, derhâl ifadesi alınmalı ve gerekli kişiler hakkında da gerekli işlemler derhâl yapılmalıdır. Eğer bunlar yapılmazsa ne oluyor söyleyeyim sizlere: Türkiye gri listeye alınmıştı bütün bu olaylardan dolayı. Bir yandan bu tür işkenceler, mobbingler, çıplak aramalar, bir diğer yandan Türkiye'deki uyuşturucu ticaretinin, uyuşturucunun tamamen çocuklarımıza kadar, dokuz yaşındaki çocuklara kadar sirayet etmesi; baronların, mafyaların, sokaklarda çatışmaları neticesinde gri listeye almışlardı bizi, sonra çıkabilmek için de âdeta göbeğimiz çatlamıştı ve tekrar çıkmıştık. Peki, bu tür olaylar Avrupa basınında duyuldukça neler oluyor? Söyleyeyim sizlere: Daha önce dünyanın önemli markalarından bir tanesi Volkswagen-Skoda Manisa'da çok büyük bir yatırım yapacaktı, bütün vergi indirimleri ve muafiyetleri kendilerine sağlandı, araziler tahsis edildi ve 10 bin kişinin çalışacağı bir Skoda fabrikası ve yaklaşık 50 binin kişinin de yan sanayide ekmek yiyeceği bir iklim oluşturulacaktı fakat Türkiye'den uzaklaştılar. Neden uzaklaştılar? Çünkü Türkiye'de hukuk devletinin inşa edilmediğini, hukukun Türkiye'de çok ciddi şekilde rafa kaldırıldığını gördüler, gördükten sonra da dediler ki: "Biz buradan gidiyoruz." Nereye gittiler? Slovakya'ya gittiler. Şimdi yeni bir gelişme daha oldu, büyük bir şaşaayla ve aynı zamanda törenlerle duyurulan Manisa'da BYD fabrikası kuruluyordu. BYD'de yine 10 bin kişi çalışacak, yaklaşık 20 bin kişi de yan sanayide çalışacaktı, bunlara da aynı zamanda Çinlilerle ilgili, Çin'den gelecek olan işçilerle ve teknik elemanlarla ilgili Çinli mahalleleri oluşturulacaktı ve bununla ilgili olarak da inşaatları başlatılacaktı. Ne oldu sonra? Bu her türlü imkâna rağmen 150 bin araç üretilecekti yılda ve Avrupa'ya ihraç edilecekti ve dün karar aldılar, dediler ki: "Artık Türkiye'de bu yatırımı yapmayacağız." Bu nedir Aynı zamanda? Başka firmaların, yabancı firmaların Japonya'dan, Avrupa Birliği ülkelerinden, Benelüks ülkelerinden gelecek olan firmaların veya Kanada'dan, Avustralya'dan gelecek firmaların da Türkiye'ye gelmemeleri demektir. Yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelmemesi demek, aynı zamanda döviz sıkıntısı çekmemiz demektir. Yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelmemesi demek aynı zamanda istihdam sıkıntısı yaşamamız demektir, aynı zamanda da Türkiye'nin, işsizlikle ve yoksullukla ve enflasyonla da boğuşması demektir. O nedenle, bugünkü Hükûmet tekrar, yeniden hukuku gözden geçirmelidir ve "Alo Adalet" dediğimiz bir iklimde de Adalet Bakanı bunlarla da uğraşmalıdır. Her zaman söylüyorum bu kürsülerden, dedim ki: Türkiye'ye Hazine ve Maliye Bakanı para getirmez veya Ticaret Bakanı para getirmez, Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı getirir; onlar Türkiye'de hukuku gerçek manada adaletle buluştururlarsa, onlar İçişleri Bakanlığı olarak Türkiye'de sokakların güvenliğini sağlarlarsa buraya paralar gelir, buraya yatırımcılar gelir, yerli yatırımcılar da başka yerlere gitmez diye söylemiştim. O nedenle, Fatoş Pınar Türker'in dediklerine kulak verilmesini dikkatlerinize sunuyorum değerli arkadaşlar.

Fenerbahçe Kulübünde bir başkanlık seçimi yapıldı ve yıllar sonra Aziz Yıldırım kulüp başkanı olarak seçildi ve kendisine başarılar diliyorum bir Beşiktaşlı olarak, yıllarca futbol oynamış birisi olarak da inşallah Fenerbahçe bir rekabet unsurunu oluşturur ve bu rekabet unsuru da diğer takımlarla beraber Türkiye'de kaliteyi getirir, futbolda kaliteyi getir ama dikkatinize sunmak isterim, özellikle iktidar partisinin dikkatine sunmak istiyorum: Burada bu kulüplerin borçları 25-30 milyarı bulmuş vaziyettedir. Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın, Galatasaray'ın, Trabzonspor'un, bunların borçları her birinin 25-30 milyardır, bunları kim ödeyecek? Ve Türkiye'de bunlarla ilgili olarak bir kanunun çıkarılması lazım. Burada 2 defa kanun çıkarıldı, eksikti ve bu eksik kanunlar bunları tamamlamadı. Buralar şirket olmalı, kârlarına da zararlarına da ortak olabilmeli diyorum. O nedenle bu paralar da seyircilerden çıkacak.

Asgari ücretle ilgili bir konu var. Dün, burada Bülent Kaya Bey, Grup Başkan Vekilimiz dile getirmişti. Asgari ücret yılda 2 defa güncellenmelidir. Bir Ocak ayında güncellenmeli 2 Temmuz ayında güncellenmeli. Memurlar 2 defa zam alıyorlar; onlara göre, siz enflasyona göre memurlara ve emeklilere bir maaş oranı sunuyorsunuz, yüzdesi sunuyorsunuz. Niye asgari ücretlilere sunmuyorsunuz? Burada sendikalar nerede? Ve asgari ücretlerin de sendika üyesi olabilmesi için de diğer bir şekilde kanuni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir ve burada beş ay içerisinde kayıpları yüzde 16'dır, yaklaşık 5 bin lira civarında bir kayıpları vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ekonomik sıkıntıların yaşandığı böyle bir iklimde, iktidarın burada, asgari ücretin bugünkü yaşadığı bu enflasyon karşısındaki değer kaybını tekrar gidermesinin yolu da temmuz ayında bunlarla ilgili bir asgari ücret görüşmesinin yapılmasıdır.

Diğer bir konu: Memurlar ve emekliler. 28'inci Döneminin başlangıcında da olağanüstü Parlamentoyu devreye sokmuştuk ve o zaman da demiştik ki bakın, memurlara zam yapıyorsunuz, emeklilere zam yapıyorsunuz, o zaman yüzde 25 civarındaydı. Şimdi, bu memurlara yaklaşık 8 bin lira civarında seyyanen zam yapıyorsunuz, emeklilere de verin dedik, 17 milyon emekli oldu bugün Türkiye'de, vermediniz. Şimdi aynı şekilde, bunlara da "enflasyon oranında" diyorsunuz. TÜİK, allem ediyor, kallem ediyor, illüzyonistlik yapıyor veya medyumluk yapıyor ve ardından da gerçek enflasyon rakamlarını sunmuyor. Gerçek enflasyon rakamlarını bizlerden para alırken sunuyorsunuz yani vergi borçlarımız varsa veyahut da imar, emlak borçlarımız varsa veyahut da arabalarımızın motorlu taşıtlar vergisi varsa, muayenesi varsa orada gerçek bir enflasyon üzerinden bizlerden parayı alıyorsunuz ama gerçek olmayan enflasyon üzerinden de bizlere zam yapıyorsunuz yani memurlara ve emeklilere zam yapıyorsunuz. Bir yandan bu yapacağınız yüzde 17'lik zam bunları telafi etmez. Bu enflasyon rakamlarını zaten Sayın Mehmet Şimşek de tekrar yeniden güncelledi, 26'lara çıkarttı, oysaki 30'larda, 40'larda, dünyanın hiçbir yerinde de böyle bir enflasyon rakamı yok arkadaşlar. OECD ülkelerinin toplamından daha fazla bir enflasyon rakamıyla, daha fazla bir faiz rakamıyla karşı karşıyayız. O nedenle, bu zamları yaparken de seyyanen zam yapmanın yollarını araştırmanızı istiyoruz.

Nevruz Bayramı: Bakınız, Nevruz Bayramıyla ilgili geçen gün Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkan Yardımcısı dedi ki: "Ekim ayı açıldığında, ekim ayı geldiğinde yani Parlamento tekrar yeniden açıldığında biz bu kanunu gündeme getireceğiz." Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'mizi biz çok önce verdik arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı konuşmadan önce verdik ve Sayın Cumhurbaşkanı Başbakanken de ben Adalet ve Kalkınma Partisinin Milletvekiliyken de Sayın Başbakana bir rapor vererek nevruzun Türkiye'de mutlaka ki bir anma günü, bir kutlama günü olmasını da o zamanlar söylemiştim. Şimdi de yine söylüyorum: Bakın, ipe un sermenize gerek yok, getirin hemen, bir günlük iş. Söyleyin, bir torba yasanın içerisine getirin, ayrı bir yasa getirin hep beraber... Zaten burada DEM PARTİ'nin de bu şekilde kanun teklifi var, diğer partilerin de kanun teklifleri var, bunu yapmamız gerekiyor çünkü bu bayram aynı zamanda Türk dünyasında başlayan, Orta Asya'dan itibaren ve Mezopotamya'da da kutlanan Kürtlerin, Türkmenlerin, Anadolu coğrafyasında bulunan bütün hakların kutlamış olduğu bir bayram değerli arkadaşlar.

Önemli bir konu: Dün, biliyorsunuz vize şirketlerini gündeme getirmiştik. Bunlarla ilgili olarak ben Türkiye'deki savcıları göreve çağırıyorum ve Adalet Bakanını göreve çağırıyorum. Hani diyordu ya Adalet Bakanı: "Bundan böyle 'Alo adalet' diyeceksiniz, adaleti arayacaksınız." Sanki daha önceki bakanlar yani Sayın Abdülhamit Gül Bey Adalet Bakanı değilmiş gibi, Sayın Tunç Adalet Bakanı değilmiş gibi veya diğer Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Adalet Bakanı değilmiş gibi kendisi "Alo adalet hattını kuruyorum." dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tamamlıyorum.

Bir noktada arkadaşlarını da ilzam ediyor burada, arkadaşlarına da diyor ki: "Siz yapamadınız, ben daha iyisini yaparım." Şimdi, bu vize şirketleri, bu vize şirketleriyle ilgili iddialar şudur: Bazı AK PARTİ'li milletvekillerinin, bazı bakanların -eski, yeni- buralarla, bu şirketlerle akrabalık ilişkilerinin olduğu söylenmektedir ve bu ilişkiler nedeniyle de derhâl işlemler yapılması gerekmektedir. Ticaret Bakanlığının bu şirketlerle ilgili denetim mekanizmalarını devreye sokması yetmez arkadaşlar, Adalet Bakanlığının devreye girmesi lazım, savcıların devreye girmesi lazım ve bunlarla ilgili işlem yapılmasını lazım, Hakan Fidan'ın da devreye girmesi lazım. Bu şirketler çok sıkı denetlenmeli ve görevlerini istismar edenler, görevlerini kötüye kullananlar; vatandaşlardan haksız yere onlarca, yüzlerce, binlerce dolar alanlar hakkında işlemler yapılmalı ve bu işlemler Dışişleri Bakanlığının -buradan çıkan kanun gereği- vakıfları üzerinden yapılmalı ki biz çok rahat bir şekilde bu işin üstesinden gelelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SELÇUK ?ÖZDAĞ ?(Muğla) - Sadece başka ülkelerden Türkiye'ye geleceklerin vizeleri Afganistan'dan, Pakistan'dan, Hindistan'dan, Türki Cumhuriyetlerden, Afrika ülkelerinden; Türkiye'den de başka ülkelere gidenler, iş adamları vize alamıyor, üniversite hocaları vize alamıyor, bir milletvekili vize alamadı. Oysaki Sayın Ahmet Davutoğlu döneminde, benim de kendisinin Başkan Yardımcılığını yapmış olduğum dönemde biz Avrupa Birliğiyle şu anlaşmayı yapmıştık: Vizesiz, çok rahat bir şekilde seyahat yani serbest dolaşım hakkını. Bir ay daha görevde kalmış olsaydık bu çok rahat bir şekilde yapılmış olacaktı, Türkiye'deki herkes çok rahat bir şekilde 26 Avrupa Birliği ülkesine vizesiz seyahat edebilecek, ticaretler yapabilecekti. Şimdi, bununla ilgili olarak da Hükûmete diyorum ki: Gelin, o günden itibaren yani 2016 yılından bugüne kadar yapmadığınızı yapın. Eğer hakikaten güçlü bir ekonomiye sahipseniz, güçlü bir dış politikaya sahipseniz; eğer hakikaten Türkiye'nin parası ve pasaportu değerliyse bizim pasaportumuzla biz Avrupa Birliği ülkelerine veya Avrupa'daki ülkelere, İskandinav ülkeleri dâhil olmak üzere serbestçe dolaşalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bunu yapalım diyorum ama gördüğümüz şu ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden bugüne kadar bizim pasaportumuz değersizleşmiş, bizim paramız değersizleşmiş ve vize almak için müracaat edenler vize alamıyorlar, aylarca sıra bekletiyorlar Amerika Birleşik Devletleri geçmişte milletvekilliği yapan bir şahsa vize vermedi. Sonra da biz diyoruz ki: "Biz çok itibarlı bir ülkeyiz, biz çok büyük bir devletiz, çok büyük bir milletin çocuklarıyız." doğru, milletin çocuklarıyız ama bizim devletimizi yönetenler maalesef layıkı veçhile yönetmedikleri için de bugün bunlar bizim bir noktada ayıbımız olarak karşımıza çıkmaktadır. UEFA Kupası Türkiye'de yapıldı hatırlarsanız, final karşılaşmaları, Almanlar ve İngilizler ellerini kollarını sallayarak geldiler çocuklarıyla eşleriyle beraber İstanbul'a, hiçbir vize takibine uğramadılar, çok rahat bir şekilde maçlarını izlediler, gezdiler, yemeklerini yediler ve gittiler. Ama biz bırakın seyahati, bırakın gezmeyi, ticaret amaçlı veya eğitim amaçlı gitmek istesek dahi biz Dışişleri Bakanlığımızdan referans istiyoruz, onlarca kişi de bana müracaat etti.

İyi bir yasama günü olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum.