GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Geçen hafta KYK yurtlarında yaşamını yitiren 3 gence, AKP iktidarının gençlik politikalarına, İran’daki idamlara ve demokrasi güçlerine, Çorum Uluslararası 1’inci Alevilik Çalıştayı Kongresi’ne ve Rıza Şehri Alevi Canlar Buluşması’na ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:99
Tarih:09.06.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu selamlıyorum.

Şimdi, geçtiğimiz hafta yalnızca üç gün içerisinde KYK yurtlarında 3 genci kaybettik. Bu tablonun ne kadar korkunç olduğunu tarif etmeye inanın ki kelimeler ve cümleler yetmiyor. Buna susmak, seyirci kalmak bir insan olarak, bir milletvekili olarak, bir anne olarak mümkün değil. Gerçekten çok büyük bir acı, onu ifade etmek istiyorum. Yakınlarını tahmin edemiyorum; o anne-babaları, sevenlerini, gerçekten nasıl bir ruh hâli içinde olduklarını, nasıl bir acı olduğunu hayal bile edemiyor insan. O anlamıyla buradan hem kendilerine başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum hem de yaşamını yitiren 3 gence yani Zehra Kaçar, Halil İbrahim Gökşen ve Zeynep Dicle Çalışır'a da Allah'tan rahmet diliyorum.

Şimdi, 3 insandan bahsediyoruz, 3 yaşam, 3 umut, 3 gelecek; bunları niye yitirdik? Bu soruyu bu Meclisin ve bütün milletvekillerinin de önce kendine sorması gerekiyor. Bu anlamıyla, aslında burada sadece 3 öğrencinin yaşamını yitirmesini değil, koskoca bir gençlik politikasını, gençliğin geleceksizliğini konuştuğumuzu da ifade etmek istiyorum. Bu anlamıyla, gençliğin yüz yüze kaldığı, özellikle üniversite gençliğinin yüz yüze kaldığı sorunlara dönüp yeniden derinlikli bakmak ve bunlara da çözüm üretmek gibi bir sorumluluğumuz olduğunu da tekrar hatırlatmak istiyorum.

Bugün, en büyük meselelerden biri Türkiye'deki iktidarın gençliğe karşı kendisini sorumlu hissetmeyen tutumları. Derin bir barınma ve yaşam krizi var, derin bir ekonomik kriz var, gençlerin üniversite mezuniyetinden sonra büyük bir işsizlik krizi var ve neredeyse yaşı 25 üstüne gelmiş genç ya da gençliğin hemen üstündeki insanlar hâlâ ailelerine bağımlı olarak yaşıyorlar. Bir kafeye gidip arkadaşıyla kahve içemeyen, bir yerden bir yere seyahat edemeyen, gerçek anlamda sinemaya, tiyatroya gidemeyen, yaşamına hiçbir şekilde bir şey katamayan ve günü koskoca bir hiçlik içinde geçiren bir gençlikle karşı karşıyayız. O anlamıyla, bunun bir tesadüf olmadığını, tam da AKP iktidarının gençlik politikaları nedeniyle olduğunu söylemek zorundayız.

Şimdi, diğer bir şey, 3 öğrenciden bahsettik, KYK yurtlarında üç gün içinde 3 öğrencinin hayatını kaybetmesinden. Bunları asla tekil görmüyoruz, asla tesadüfi bir olay olarak da görmediğimizi ifade edelim. Burdur'da Zehra Kaçar'ın yurtta düşerek yaşamını yitirmesi, Kırklareli'de Halil İbrahim Gökşen'in yaşamına son vermesi, İzmir'de Zeynep Dicle Çalışır'ın yurtta şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmesi gençler ile yaşam arasındaki bağın aslında ne kadar zayıfladığını, gençlerin ne kadar kırılgan olduğunu da bize bir kez daha gösteriyor. O anlamıyla, buradaki meseleye derinlikli bakmamız gerekiyor ve bugün güvencesizlik sorununu, barınma sorununu, eğitim sorununu ve gençliğin diğer bütün geleceksizlik sorunlarına gerçekten sistematik olarak eğilmek ve bir gençlik politikasını hep beraber tartışıp ortaya koymak ve bunun da yol haritasını, bunun da pratik sahalarını inşa etmemiz gerekiyor.

Bu anlamıyla, kamusal sorumluluğun geri çekildiği alanları aslında bugün başka yapıların doldurduğunu da görüyoruz. O anlamıyla devletin gençliğe karşı sorumluluğunu ve Meclisin gençliğe karşı sorumluluğunu özel olarak belirtmek gerekiyor.

Bakınız Sayın Başkan, 2025 yılında kamuoyuna yansıyan verilere göre Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde görev yapan psikolog sayısı 452. Peki, manevi danışman sayısı ne kadar? 1.208. Peki, bu 1.208 manevi danışman ne yapar, ne yer, ne içer; bu gençlere ne faydası var? Yani gerçekten gençlerin psikolojik sorunlarında ya da onların desteğe ihtiyaç olduğu zamanlarda bir psikoloğa erişemediği kurumların hâlâ 21'inci yüzyılda olmuş olmasını neyle izah ediyor bu iktidar? Gerçekten merak ediyoruz. Yani bu olsa olsa, açık ve net bir şekilde, aslında bu ülkede gençliği ciddi anlamda ihmal eden, yok sayan ve onu ideolojik, politik bakış açısına göre şekillendirmeye çalışan bir anlayışın dışa vurumu olabilir çünkü gençler farklı. Gençler farklı inançtan, mezhepten, kimlikten, kökenden geliyorlar ama her birisinin bir ortak kimliği var; gençler ve sorunları ortak. O nedenle gençliği bir kalıba sıkıştırmaya çalışmak, gençliğe bir gömlek biçmeye çalışmak, gençliği bir homojen yapı olarak görmeye çalışmak ve onu kendi ideolojik, politik motivasyonuna göre şekillendirmeye çalışmak gençliğe yapılacak en büyük ihanettir. Gençlik işte buralardan yara alıyor ve buralardan yaşamını yitiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - O anlamıyla, buradan bir kez daha, bu ölümlerin açığa kavuşturulması, soruşturma süreçlerinin şeffaf olması, KYK yurtlarındaki sorunların bir an önce giderilmesi, gençliğin barınma, eğitim ve diğer bütün sorunlarını giderecek bir gençlik politikasının ve gençliğe destek paketlerinin, gençliğe destek politikalarının hayata geçmesi gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Özellikle yurtların fiziki koşullarının düzeltilmesi, yemek koşullarının düzeltilmesi, sosyal donatılarının düzeltilmesi ve en önemlisi de bu alanların gerçek anlamda psikolog ve sosyologların da içinde yer aldığı özgürlükçü alanlar olması, özgür ortamlar olması için de çalışma yapılması gerektiğini ifade etmek gerekiyor.

Biz bir kez daha DEM PARTİ olarak şunu ifade ediyoruz: Gençlerin yaşam hakkı, barınma hakkı, güvenli yaşam talebi ertelenemez, parçalanamaz ve pazarlık konusu yapılamaz. Bu temel bir insan hakkıdır ve siyasal iktidarlara göre şekillenmemesi gerekir, her iktidara göre şekillenen bir gençlik politikası olmaz. O anlamıyla, bütün iktidarlardan ve ideolojilerden bağımsız bir gençlik politikasına ihtiyacımız olduğunu ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın vekiller; biliyorsunuz, İran, aslında diğer adıyla "İran İslam Cumhuriyeti" diye bilinir ama "İran idam cumhuriyeti" de desek yeridir çünkü sistematik olarak halkını sürekli idam eden, toplumsal muhalefeti sürekli idamlarla susturmaya çalışan, ülkedeki demokrasi güçlerini sürekli idamlarla susturmaya çalışan bir rejimle karşı karşıyayız. Özellikle bölgesel savaşı da kendisi için bir gerekçe yaparak idamlara daha fazla ağırlık verdiğini görüyoruz. Son olarak, Kürt gençleri Ramin Zele ve Kerim Marufpur'un adil yargılanma hakkı bile gözetilmeden, kamuoyuna "çevrim içi duruşmalar" olarak yansıyan süreçlerle hızlı bir yargılanma, hukuksuz bir yargılanma sonucunda idam edilmiş olmalarının temel hukuk devleti ilkesine, insan haklarına aykırı olduğunu ve İran'daki bu idam rejimini ve bu idam anlayışını da nefretle kınadığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. İdam edilen gençlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

İran'daki demokrasi güçlerinin bugün zorlu bir sınavla karşı karşıya kaldıklarını çok iyi biliyoruz. Bir taraftan İran idam rejimi, bir taraftan emperyal güçlerin saldırıları altında kendi eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelelerini yürütmeye çalışıyorlar ve bu ceberut sistemi demokratikleştirmek için çalışıyorlar ve bunun karşısında da ne yazık ki boyunlarına yağlı urgan geçiriliyor. Özellikle Jina Mahsa Amini'nin idamından sonra başlayan ve "..."(*) felsefesini bütün dünyaya tanıtan İranlı Kürt kadınların, İranlı bütün kadınların...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...ve bütün devrimci güçlerin bu özgürlük mücadelesini selamladığımızı, onların yanında olduğumuzu da bir kez daha ifade edelim.

Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bütün uluslararası kurumlara, bütün uluslararası insan hakları örgütlerine ve elbette Dışişleri Bakanlığına da buradan çağrı yapmak istiyoruz: Bu idamlara seyirci kalınamaz, bu idamlar sadece ve sadece seyredilemez, yaşam hakkı kutsaldır, hiçbir rejim, hiçbir siyasal iktidar insan canına kıyamaz; bunun adı "siyasal cinayet"tir, bu bir ceza değildir. Yanı başımızda siyasal bir cinayet rejimi her gün insanları asarken Türkiye'den ses çıkmamasını, Dışişleri Bakanlığından da buna dair bir söz kurulmamasını kabul etmediğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

İran'da Kürtler, Beluçlar, Azeriler, Farslar ve diğer bütün muhalifler yan yana gelecekler. Demokratik, özgür, eşit bir İran'ı da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...birlikte kuracaklarına inanıyoruz, onların demokrasi mücadelesini de buradan selamladığımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz ve herkese evrensel ilkeleri benimseme çağrısı yapıyoruz.

Son olarak, Sayın Başkan, hafta sonu Çorum'daydık. Çorum'da Uluslararası 1'inci Alevilik Çalıştayı Kongresi ve Rıza Şehri Alevi Canlar Buluşması'na katıldım; gerçekten çok muazzam bir buluşma olduğunu ifade etmek istiyorum. Buradan da Çorum'daki herkese çok çok sevgilerimizi, selamlarımızı iletiyoruz ve Hacı Bektaş Veli Vakfı olmak üzere emeği geçenlerin her birine de çok çok teşekkürler.

Şimdi, gördüğümüz neydi? Bu ülkedeki Alevilerin bütün zulümlere rağmen, bütün katliamlara rağmen aslında barışa olan özleminin ve demokrasiye olan inancının, özgürlük tutkusunun ne kadar diri olduğunu gördük. Alevilerin aslında bu ülkenin özgürlüğünün teminatı olan toplumsal yapılardan biri olduğunu gördük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez açayım, tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bugün Aleviliğin barış ve demokratik toplum sürecinin dışarıdan destekçisi değil, bizzat kurucu öznesi olduğuna ve barış için gerçekten mücadele ettiklerine de tanıklık ettik. O anlamıyla şunu ifade edelim: Evet, çok zulüm gördü Aleviler, çok badire atlattılar; hâlihazırda bu ülkede eşit yurttaş olarak görünmüyorlar ama şunu çok iyi biliyorlar: Bu ülkede Kürt sorununun demokratik çözümü, barış mücadelesi ile Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi yan yanadır, iç içedir ve birbirini tamamlayan, birbirini destekleyen mücadelelerdir. O anlamıyla, Rıza Şehri'nde özellikle orada yaş almış yaşlıların kalması için yapılan tesisin de çok iyi olduğunu ve bu dayanışmanın Alevi toplumunu daha da güçlendireceğini ifade ediyor, bir kez daha, orada emeği geçen herkese teşekkürlerimi iletmek istiyorum, sağ olsunlar, var olsunlar; ayaklarına taş değmesin.

"Aşk ile." diyorum.

Teşekkür ederim.