GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, topraklarımızın şirketler tarafından kuşatıldığı, yaşam alanlarımızın sermayenin sınırsız kâr hırsına teslim edilmek istendiği bir dönemde bu kanunu konuşuyoruz. Bölge illeri başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında meralar, yaylalar, otlaklar, ormanlar, dağlar ve su kaynakları şirketlerin işgaline açılmıştır. Üretimin ve emeğin değersizleştirildiği, her şeyin paraya çevrildiği bu sistem kapitalizmin en vahşi yüzünü ortaya çıkarmaktadır. Bitlis bu talanın en ağır sonuçlarını yaşayan illerden biridir; adımbaşı taş ocağı, GES, HES, RES, JES, maden projeleriyle karşı karşıyayız; en acısı ise yüzlerce proje ruhsat almak için sırada ve masada beklemektedir. Yüzlerce şirket gözünü halkın toprağına, merasına, yaylasına ve suyuna dikmiş durumdadır. Eğer bu anlayış durdurulmazsa sermaye bu ülkenin her karış toprağına çökecektir. Karşımızda, dağa bakınca heybet, ovaya bakınca huzur, suya bakınca umut gören bir anlayış değil, Sevgili Demirtaş'ın da dediği gibi, ağaca bakınca odun gören bir zihniyet vardır. Sermayenin gözünde dağ, maden sahası; dere, enerji kaynağı; mera, rant alanı; orman, ekonomik değerdir; toprak ise alınıp satılacak bir metadır.

Değerli milletvekilleri, Bitlis'in Ovakışla beldesinde bugün halk bu talan anlayışına karşı direnmektedir. Merasını, yaşam alanını, toprağını savunurken iktidardan güç devşiren şirketler ise kolluk kalkanlarının arkasına sığınmaktadır. Köylüler sadece meraları için mücadele etmiyor, çocuklarının geleceği için, yaşam hakkı için toprakla bağlarını koparmamak uğruna mücadele ediyor. Buradan, GES talanına karşı direnen Ovakışla halkının direnişini selamlıyorum.

Bölgede uygulanan politikalar bir yandan doğayı tahrip ederken öte yandan toplumu da toprağından koparıyor, köylüyü üretimden uzaklaştırırken, gençleri göçe zorluyor, bölge âdeta insansızlaştırılıyor, tarımı ve hayvancılığı tasfiye ediyor.

Bakınız, Bitlis'in Ahlat ve Adilcevaz ilçeleri Türkiye'de patates üretiminde önemli bir lokasyondur ancak üretilen patatesler bugün yüzlerce depoda alıcı bulamadığı için çürümeyle yüz yüze kalmış durumdadır. 30 bin patates, çiftçinin alın teri, emeği, ailesinin rızkı göz göre göre çürümeye terk edilmiş; ne TMO ne de herhangi bir ilgili kurum bu soruna çözüm bulmuyor. Köylü borcunu ödemek için traktörünü, tarlasını satmak zorunda kalmış. Söz konusu sermaye olunca koşarak giden iktidar üreticinin feryadını, çığlığını duymazlıktan geliyor. Bu örnek bile Türkiye'de iktidarın kime ve neye hizmet ettiğinin en büyük göstergesidir. Çiftçiye bilinçli bir şekilde destek verilmeyerek toprakları şirketlere peşkeş çektiriyorsunuz. Üretimi teşvik ettiğinizi söylerken üretimin temel öğesi olan toprağı, suyu, meraları sermayenin hizmetine açıyorsunuz, sonra da tüm bunlara "yatırım" diyorsunuz; bu ne yatırımdır ne de kalkınmadır; bu düpedüz bir yağma ve talan düzenidir. Kâr şirketlere kalıyor, ihaleler şirketlere gidiyor, teşvikler şirketlere veriliyor ama geriye toz, gürültü, kuraklık, susuzluk, yoksulluk ve talan edilmiş bir doğa halka kalıyor. Bu toprakları koruyacak olan, halkın örgütlü iradesidir; bu meraları koruyacak olan, köylülerdir; bu dereleri koruyacak olan, o derenin suyuyla büyüyen çocuklardır; bu yaşam alanlarını koruyacak olan, demokratik toplumun ortak vicdanıdır. Bu nedenle, Bitlis halkına ve bütün bölge halklarına sesleniyorum: Toprak yalnızca üzerinde yaşadığımız bir zemin değildir; varlığımızın, kültürümüzün ve geleceğimizin teminatıdır. Eğer bugün sessiz kalırsak yarın çocuklarınıza bırakacak ne bir mera ne bir yayla ne bir dere ne de nefes alabilecek bir doğa kalacaktır.

Bizler bu talan düzenine boyun eğmeyeceğiz; bu talan zihniyetinin karşısında halkımızla birlikte direneceğiz, mücadele edeceğiz diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)