| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 97 |
| Tarih: | 02.06.2026 |
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, teşekkür ederim. Ben de geçmiş bayramınızı tebrik ediyorum.
Çokça konu var, sekiz dakikalık süre içerisinde imkân oldukça değineceğim.
Bu gündem sıkışıklığına bir de Sayın Hasan Turan'ın gündem dışı konuşması hakkında konuşmak icap etti. Başlık "Gazze barış süreci hakkında bilgilendirme" diye bütün notlara geçmiş, böyle bir başlığı Sayın Hasan Turan'ın tercih etmeyeceği düşüncesiyle kendisinin vermiş olduğu dilekçeye baktım, dilekçede de böyle yazmış. Sayın Turan, hepimizin rahatlıkla altına imza atacağı bir konuşma yaptınız ama birkaç açıdan birkaç notu düşmemiz gerekiyor; birincisi, böyle bir konuşmayı bu Mecliste herkes yapabilir ama Filistin Dostluk Grubu Başkanı ve iktidarın önemli siyasetçilerinden birisi olarak siz yapmamalısınız. Size düşen icraattır, Gazze Barış Kurulu'ndaki tiyatroya son vermek, oradan çekilmektir Hangi barış sürecinden bahsediyoruz ki konuşmamızın başlığını Gazze barış süreci, Filistin barış süreci hakkındaki değerlendirme diye koyuyoruz.
Bir başka konu, Sayın Hakan Fidan'ın bu hafta mutlak butlan tartışmalarının gölgesinde kalan bir beyanatı oldu, Nikkei Asia gazetesinde geniş bir mülakat verdi Sayın Bakan. Mülakatta öne çıkan konulardan, başlıklardan biri şu oldu: "İsrail 1967 sınırlarına dönmeyi taahhüt ederse bölgesel yeni bir güvenlik paktı kurulabilir, o zaman İsrail de İran da bunun bir parçası olabilir." Yas evinde barış konuşulmaz, Gazze'de henüz bir soykırım sürecinin içerisindeyiz çünkü açlıkla öldürme politikası hâlâ devam ediyor. Yapılan onca anlaşmaya rağmen saldırılar bir yandan devam ediyor, gıda yardımlarının dahi Gazze'ye ulaştırılması engelleniyor. Biz böyle bir ortamda "İsrail şunu yaparsa biz normale döneriz." deme lüksüne sahip değiliz. Netanyahu Hükûmeti, savaş kabinesi bir soykırım suçunun sanığıdırlar ve öncelikle, bu fiillerinin hesabını vermek zorundadırlar. Bunun hesabını verdikten sonra biz bir dil kurabiliriz. Bu kurduğumuz dil, bugün için, soykırımı görmezden gelen, savaş suçlarını görmezden gelen ve 67 sınırları gibi bir ütopik şeye dönüşen, talep yoluyla dahi olsa, İsrail'i normalleştiren bir dildir. Bu dil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Dışişleri Bakanına yakışmamıştır, Türk milletinin Bakanına yakışmamıştır. Gazze Barış Kurulundaki tiyatronun bir parçası olmakla bunu yan yana koyunca da bunun içeriğe yönelik şu kürsüde ifade edilen dil ile dış politikadaki sürdürülen politika arasındaki geniş açı farkı maalesef bizim vicdanımızda gayretullaha dokunuyor; biz bunu kabul etmekte zorlanıyoruz, bu şerhi düşmek istiyoruz.
Bayram konuşmasından, bayram mevzusundan önce, geçtiğimiz hafta yine ifade edildi, İstanbul'un fethiydi. İstanbul fethini biz de burada analım ama iki boyutuyla analım. Biri, kendi döneminin fetih kültürü içerisinde Fatih Sultan Mehmet'in entelektüel yapısı, kişiliği ve İstanbul'un fethine giden yolu önemseyerek analım. İkincisi ise devralmış olduğu Doğu Roma İmparatorluğu'nun müktesebatını yıkarak ve yok ederek değil onun üzerine koyarak, onu dönüştürerek ve kendini de "Kayser-i Rum" olarak tarif eden bir hükümdar ve bir Osmanlı anlayışı içerisinde İstanbul'dan nasıl bir medeniyetin harmanlanarak bugüne geldiğini hatırlatmış olalım.
Bayram trafiğinde hepimizin bir eli yüreğindeydi; insanlar trafikte, trafik kazaları, yakınlarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, hemşehrilerimiz... Maalesef, her ne kadar son yılların kaydedilen en az ölümlü vakalarından biri olsa da 70 vatandaşımızın hayatını kaybettiği bir bayram geçirdik. Burada yanarak hayatını kaybeden Eyüp Miraç Şen evladımız da vardı. Böyle bir bayramda insanlarımız aslında çok az yer değiştirebildiler uçak, otobüs bilet fiyatları nedeniyle ve çok az kurban kesebildiler, birçoğu da kurbanını kesip konu komşusuna üçte 1 dağıtmak yerine Afrika'daki kuruluşlara yardım yapmayı tercih etmek zorunda kaldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Eğer bayram normal bir bayram olmuş olsaydı muhtemelen biz emekliyi, asgari ücretliyi, açlık sınırını, Merkez Bankasının bir türlü tutturulamayan ve her gün güncellenen enflasyonunu, vatandaşın krediye ulaşamayışını, küçük esnaf ve KOBİ'nin artan maliyetlerini, sanayicinin girdi fiyatlarını, kiralardaki yükselişi, konut sorununu, genç işsizliği ve daha birçok konuyu konuşacak idik ama maalesef bütün bayram mutlak butlan tartışmalarının gölgesinde geçti. Elbette çok partili siyasi hayatımızda hatta öncesinde yargı yoluyla siyasete yapılan ilk müdahale bu değildi, son müdahale olmasını dileriz. Burada partilerimiz yani YENİ YOL Grubunun 3 Sayın Genel Başkanı da partisi de tutumunu ortaya koydu ama şöyle biraz serinkanlı bir şekilde birkaç hususa bir hasar tespiti babında değinmek istiyorum. Buradan geriye dönüp baktığımızda bu dönemde yaşanan tartışmaların demokrasimizi, çok partili seçim zeminimizi siyasi partilerimize olan güveni ve inancı zayıflattığını görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Burada Türk vatandaşlarının siyasete ve siyaset yoluyla iktidarın değişeceğine olan inancının zayıfladığını görüyoruz ve hukukçuların arasında hem yargılama yolu hem yargılama usulü hem de verilen tedbir kararı açısından ciddi görüş farklılıkları doğdu, burada vaktimiz bunları irdelemeye müsait değil ama bir yandan da şunu görüyoruz: Bu karar vatandaş tarafından zaman ayarlı, gündem ayarlı ve siyasi mühendislik içerikli bir karar olarak kabul edildiği için bu kadar ciddi bir şekilde bir tartışma yarattı. Aksi hâlde, şöyle bir hava olsaydı; CHP içerisinde bazı delegeler bir başvuru yaptılar, yargı da kendi olan seyri içerisinde bir karar verdi. Birçok bilinen ifadeyle "Şeriatın kestiği parmak acımaz." der geçerdik ama...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakika...
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - ...öyle olmadığını hem görüyoruz hem de yaşıyoruz.
Burada AK PARTİ açısından şöyle bir tablo var: İlk dönemde AK PARTİ sorunları çözerek siyaset yapmayı tercih ediyordu. Daha sonra sorunları çözmek yerine yönetmeyi tercih etmeye başladı. Şimdi ise sorunları büyüten bir yerden meseleye yaklaştığını görüyoruz. Eğer böyle olmasa -bütün tartışmalarından ari olarak söylüyorum- İBB operasyonunun da bu kongre tartışmalarının da Türk siyasetine hem mevzuat olarak hem siyasetin yapısı olarak taalluk eden boyutları hakkında şurada samimi birtakım girişimler önümüze gelirdi, mesela bir siyasi etik yasası gelirdi. "Efendim, bizim belediyelerimiz tertemiz, hiçbir AK PARTİ'li belediyede bir sorun yok ama böyle sorunlar da oluyormuş. Gelin, bir siyasi etik yasası çıkaralım, bu sorunlar bir daha işlenmesin." denirdi.
Delegenin iradesinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı verdim, uzatmıyoruz.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Uzatmayayım ama bu duruma özgü olarak tamamlayayım efendim.
BAŞKAN - Uzatmıyorum yani genelde.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Vallahi kabul de bugüne özgü Başkanım, özür dileyerek.