GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:96
Tarih:20.05.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün üzerinde konuşacağımız bu yasa teklifiyle birlikte kamuoyunca "varlık barışı" olarak bilinen 8 düzenleme yapılmış. Ekonomistler bu durumu artan finansman ihtiyacına karşılık hızlı kaynak yaratma arayışı olarak tanımlıyorlar ve aslında istisnai olması gereken bir durum. Ülkeye geçici hızlı döviz girişi bekleniyor ve on sekiz yılda iktidar bu yönteme 8 defadır ihtiyaç duyuyor. Bu, yönetilemeyen bir ekonomi politikası demek. İstisnai olması gereken bir durum rutin hâline gelmiş ve artık bu bir ekonomik model olmuş ve öncekiler gibi geçici bir rahatlamanın dışında ancak birilerine bazı ayrıcalıklar tanımanın ötesine de gitmeyecek çünkü üretimin, yapısal dönüşümün yerine, daha toplumsal bir ekonomi politikası yerine günü kurtarmaya dönük bir girişim olarak kalacak ve toplumsal refaha hiçbir katkısı olmayacak Şimdi iktidara sormak lazım: Bu düzenlemeler kayıt dışılığı özendirmiyor mu? Kayıt dışı serveti düşük vergi oranlarıyla sistem içine çekme çabası değil mi? "Nasıl olsa vergi affı gelir, bir düzenleme olur." beklentisini büyütüp vergi uyumunu zayıflatmıyor mu? Türkiye'nin kara para, gri listelerde olmasının en başta nedeni bu tür ekonomi politikler ve bu listeden yeni çıkmışken, çıkılmışken "Nereden bulduğunu sormayacağım." denilmesi durumunda kayıt dışıyla nasıl mücadele edilebilir? Gri listede olmanın ekonomik maliyetini büyük yaşadık ve bu maliyet bugün ekonominin bu durumda olmasının belki de başlıca sebeplerinden biri. Bu listeden çıkabilmek bile başlı başına aynı zamanda bir maliyet. Bugün dış sermayeyi haksız ve eşitlikçi olmayan bir biçimde özendirmeye çalışan bu paket, kayıt dışı olanı da katarak sonuçta ülkeyi gri listeye yeniden sürükleyecek. Bu durum yine paradoksal olarak yani "Yatırım artsın, döviz gelsin." derken uzun vadede doğrudan yatırımı olumsuz etkileyecek. Bakınız, FATF raporlarında kaynağı sorgulanmadan sisteme giren varlıkların finansal şeffaflık standardıyla çelişki yarattığından sürekli söz ediliyor. Şunu açıkça ortaya koymak gerekiyor: "Varlık barışı" dediğiniz şey bir şekilde birikimlerini sistemden saklamış ve kayıt dışına çıkarmış veya kayıt dışı olarak kazançları olan ve bunu sistem içi kayıt altına almak konusunda vergi ve benzeri yükümlülükler nedeniyle gönüllü olmayan sermayeyi teşvik etmek demek, cazip çıkarlar nedeniyle yatırımını dışarıda tutana "Sermayeni ülkeye getir, sana daha cazip kıyaklar yaparız." demek. "Yurt dışına yatırım yapmışsın veya nasıl kazandıysan parayı, bilmiyoruz ve bir yolunu bulup ülkeye sokamıyorsun çünkü hesabını veremiyorsun; bizim de dövize ihtiyacımız var." Birisine "Senden vergi almayacağız." diğerine de "'Nereden buldun?' diye sormayacağız; al, gel." yasası bu yasa. "Hırsızlık mı mafya, uyuşturucu, insan ticareti mi tarihî eser mi kaçırdın; orası sende kalsın, hepsi bizim için ak paradır, kabulümüzdür." diyorsunuz. Bu durumda büyük sermaye sahipleri, patronlar, büyük şirketler, büyük tacirler ve tüccarlar, silah lobisinin üyeleri, çete, mafya, kara para düzeninin elitleri bu fırsatı kaçırmazlar; kazançlarına kazanç katacaklar. Diğer taraftan, vergi yükümlülüğünü yerine getirenler var, düzenli, sorumlu davrananlar var, ona da "Kaçırsaydın vergini, vermeseydin." falan mı demiş oluyoruz bu yasayla? "Kayıt dışı çalış, şirket kur, bir türlü yolunu buluruz; işte, böyle kurumlar vergisi falan, biz yaparız günü geldiğinde bir kıyak." demiş mi oluyorsunuz? Bir grup da var ki onların hiç şansı yok, ne vergi kaçırabilirler ne kayıt dışı. Bunlar daha parası cebine girmeden vergisi kesilenler, her ay biraz daha yukarıdan maaşları budananlar ve çaresiz buna seyirci kalanlar, aldıkları para 3 kuruş olduğu için eldekini, avuçtakini zorunlu harcayıp tüketenler. Emekçi, işçi, memur, emekli bu sınıfta; toplumun en fukara kesimi, bunların bu vergi barışıyla alacakları hiçbir şey yok. Devlet daha ücretleri ceplerine inmeden veya çarşıda, pazarda aldıkları ürünler evlerine girmeden çöküyor ceplerine. Burada bir haksızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk var. Bunun adı nasıl varlık barışı olur? Varı yoğu hiçbir şey olanın, kafası önünde ekmek peşinde yaşamış solanın hiç yüzüne bakmıyor. Malı, mülkü, serveti, sermayesi olana, zaten gününü gün edene gülücükler dağıtan bir paket var karşımızda; varsıl daha varsıl, yoksul daha yoksul oluyor. Gelir adaletsizliği daha da artarken bu nasıl bir barış? Zaten "istisna teşvik" dediniz, kolladınız; zaten ihalesi, özelleştirmesi, doğa talanıyla, emek sömürüsüyle semirttiniz, yurt dışına güvenli limanlara gitmelerine izin verdiniz. Şimdi, tüm bunları toplum, emekçi, işçi, fakir fukara, ezilen, sömürülen, asgari ücretli, emekli görmüyor mu sanıyorsunuz? İşçi sınıfı, doğa savunucuları, hak savunucuları görmüyor mu sanıyorsunuz? İyice bileniyor toplumun ezilenleri, yoksulları; iyice bileniyor bu yasalarınız yüzünden işçi sınıfı. Bunun adı nasıl barış?

Toplumsal adaletsizliği, eşitsizlikleri, gerilimi büyütüyorsunuz bu yasa teklifiyle. "Kurumlar vergisini yükselttik, kim demiş zenginden vergi almıyoruz?" diye her bütçe dönemi söz kestiniz, şimdi ihracatçı şirketler için bu oranın yüzde 9'a kadar düşürülmesi söz konusu. Bakın, sermaye devleti olduk, büyüme oranlarımız sermayenin büyümesiyle doğru orantılı olmuş, geniş toplum kesimine yansıyan bir refah payı yok. İşte, ortada sürekli enflasyona ezdirilen bir işçi var, emekli var, emekçi var. Bugün bir varlık barışı yapılacaksa eğer geniş halk kesimleriyle yapın bunu, hiç itirazsız bugüne kadar düzenli vergisini aldığınız üretici, çiftçi, esnaf, işçi, memur, emekli, emekçiyle yapın. Bir teşvik destek sunacaksınız eğer vergi dilimi yüzünden, enflasyon ve kesintiler yüzünden daha yılın ilk üç ayından maaşının 1/3'ünü gasbettiğiniz bu insanlar için yapın.

Bakın, bugün en düşük gelirli yüzde 20'lik nüfusun enerji tüketimi toplam tüketim paketi içindeki payı yüzde 7,5. Peki, en zengin yüzde 20'lik grup? Onlarınkisi ise yüzde 3,5. Bir zenginin kullandığı araçlar, kullandığı teknolojik ev aletleri, ulaşım araçları düşünüldüğünde buna rağmen fakirin tükettiği enerji payı zengine göre ne kadar yüksek kalıyor. Zengin dilediği gibi yaşar, tüketir bu ülkede ve bunun ona maliyeti oransal olarak ancak ihtiyaçları kadar, hatta daha azını kullanan bir fukaradan daha azdır. İşte, burada yarattığınız adaletsizliği çözün ki bir varlık barışından söz edebilelim. Aynı gıdada olduğu gibi bugün yoksul, gıda yoksulu; bugün yoksul, enerji yoksulu. Bu ülkede her dört saatte bir işçi ölüyor, hesap veren yok. Meslek hastalıklarından on binlerce işçi ölüyor yılda ve hesap veren yok. 301 madenci Soma'da göçük altında can verdi, hakkını aradığı için tekmelendi. Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı işçinin, ağacın yanında, emeğin, doğanın tarafında, bu ülkenin en değerli varlıklarının yanında durdukları için cezaevinde. Şimdi, sizin bizi sömüren, köleleştiren emek düşmanı politikalarınızın yandaşı sermayedarlar mı bizim varlığımız yoksa emeğin sahibi işçi, ağacın sahibi doğa ve onu savunanlar mı bizim varlıklarımız, değerlerimiz? Eğer bir varlık barışı olacaksa hukuksuzca tutsak ettiklerinize bakın. Doğamızı talandan vazgeçin, emeğin karşılığını verin ve önce işçiyle, doğayla, hak savunucularıyla barışın. Diyadin'de, Mollakara'da Koza Altın Madenciliği tarafından kirletilen Murat Nehri'yle, merası işgal edilen Bezirgan köylüsüyle, İkizköy'le, Akbelen'le, ormanla, zeytinle, incirle barışın. Ülkenin dört bir yanındaki doğa talanından vazgeçin, doğayla barışın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Bu ülkenin inançları, kadim halkları, dilleri, kültürleridir bu ülkenin değerleri, varlıkları. Ezilenleri, ötekileştirilenleri, dili yasaklanan, mülksüzleştirilen, zorla yerinden edilen, hakkını, onurunu savunduğu için tutsak edilenlerdir varlığımız, değerlerimiz; Selahattin Demirtaş'tır, Doktor Selçuk Mızraklı'dır, kayyumlarla iradesini gasbettiğiniz onurlu halklarımızdır, onlarla barışın; kaynağı belirsiz servet ve varlık affını bize "barış" diye yutturmayın. İlle de para ise mesele, anladığınız dilden konuşalım. 4 trilyon dolara neden olan savaşın karşısında barışı getirin, bu ülkenin kaynakları heba olmasın. Barış ve demokratik toplum sürecinin barışına ayak diremeyi bırakın, barışla barışın.

Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)