GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:95
Tarih:14.05.2026

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz teklifin 5'inci maddesi ilk bakışta Türkiye'ye nitelikli yatırım çekmeye yönelik teknik bir teşvik düzenlemesi gibi sunulmaktadır. Oysa, bu maddeye biraz dikkatle bakıldığında vergi adaletini zedeleyen, eşitlik ilkesini bozan ve belli bir zümreye yeni ayrıcalıklar üreten bir yaklaşımın devamı olduğu görülmektedir. Bu maddeyle nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personelin ücretlerinin belirli bir kısmı gelir vergisinden istisna tutulmaktadır. İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösterenler için ise bu istisna daha da artırılmaktadır yani aynı ülkede, aynı ekonomik düzen içinde sırf belli bir merkezin, belli bir yapının, belli bir statünün içinde yer aldığı için farklı bir vergi rejimi kurulmaktadır. Vergi sistemi imtiyaz üretme aracı değildir. Vergi sistemi adaletin en somut sınandığı alandır. Aynı ülkenin vatandaşı olan, aynı ekonomik külfeti taşıyan, aynı enflasyonun altında ezilen insanlara farklı farklı muamele yaparsanız orada vergi hukukundan önce güven duygusunu yaralarsınız. Bir yere finans merkezi yapmak istiyorsanız bunu gökdelen dikerek yapamazsınız. Bunu vergi ayrıcalığı dağıtarak da yapamazsınız. Gerçek bir finans merkezi hukuk güvenliğiyle kurulur, öngörülebilir ekonomi yönetimiyle kurulur, bağımsız kurumlarla kurulur, şeffaflıkla kurulur. Yatırımcıyı çeken esas güç binanın camı değil, devletin sözüne güven duyulmasıdır. Siz ise yıllardır ekonomiyi güven veren bir yapıya kavuşturmak yerine menfaatinize göre meseleyi çözmeye çalışıyorsunuz. O yüzden ortaya finans vizyonu değil, ayrıcalık haritası çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, bugün esnaf vergisini tam ödüyor, sanayici vergisini tam ödüyor, ücretli çalışan daha maaşı eline geçmeden vergisini peşin ödüyor, emekli aldığı üç kuruş maaşla dolaylı vergi ödüyor. Pazarda, markette, faturada, akaryakıtta herkes vergi yükünü omuzluyor fakat iş belli merkezlere, belli yapılara, belli sermaye çevrelerine gelince birdenbire istisna konuşuluyor, muafiyet konuşuluyor, kolaylık konuşuluyor. Bu milletin sırtına vergi yükünü bindirip ayrıcalığı yüksek ücret gruplarına ve belirli finans çevrelerine dağıtamazsınız. Üstelik mesele sadece 5'inci maddeyle de sınırlı değildir. Teklifin bütününe baktığımızda aynı mantığın başka maddelere de yayıldığını görmekteyiz. Mesela, 1'inci maddede, kamu alacaklarının taksitlendirilmesinde azami sürenin otuz altı aydan yetmiş iki aya çıkarılması öngörülmektedir. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu, mükellefe nefes aldıran bir adım gibi görülmektedir fakat sahadaki gerçek hiç de öyle değildir. Hepimiz biliyoruz ki mevcut otuz altı aylık imkân bile geniş biçimde kullandırılmamaktadır. Bu imkân çoğu zaman idarenin dar takdir alanında, sınırlı ve seçilmiş çevreler için işletilmektedir. Esnafın, küçük işletmenin, dürüst mükellefin önüne ise çoğu zaman bürokratik duvarlar çıkarılmaktadır. Şimdi soruyorum: Otuz altı ay fiilen kullandırılmıyorsa yetmiş iki ay kimi rahatlatacaktır? Gerçekten zor durumdaki mükellefi mi yoksa büyük borçlarını daha uzun vadeye yaymak isteyen nüfuz sahibi yandaşlarınızı mı? Otuz altı ayı kullandırmıyor, takdiri idarenin elinde tutuyor, ayrıcalıklı çevreleri imtiyazlı hâle getiriyorsunuz. Yetmiş iki ayı kime kullandıracaksınız? Bunun cevabını vermelisiniz. Eğer gerçekten mükellefi rahatlatmak istiyorsanız, gelin, süreyi artırmakla yetinmeyelim, yetmiş iki aya direkt yükseltelim. Bu hakkın kullanımını idarenin keyfî takdirine değil, mükellefin talebine ve objektif şartlara bağlayalım. Bunu bir kez daha tekrar ediyorum, bu hakkın kullanımı mükelleflere ait olmalıdır, idarenin keyfî takdirine bırakılmamalıdır, mükellefin talebine ve objektif şartlara bağlanmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)