| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 95 |
| Tarih: | 14.05.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada görüşmekte olduğumuz düzenleme teknik bir vergi meselesi değildir. Bugün konuştuğumuz mesele, devletin vergi anlayışının, ekonomik tercihinin ve adalet duygusunun nasıl şekillendiği meselesidir. Çünkü "varlık barışı" adı altında önümüze getirilen bu düzenleme artık istisnai bir uygulama olmaktan çıkmıştır. Mevcut iktidar döneminde ekonomi yönetiminin kalıcı bir refleksi hâline getirilmiştir. Bakınız, Türkiye'de son on sekiz yılda 9'uncu kez varlık barışı düzenlemesi getiriliyor, son on yılda ise 6'ncı kez yani neredeyse her ekonomik sıkışıklık döneminde iktidarın ilk refleksi şu oluyor: Kaynağını sormadan parayı getir, vergi de yok, hesap da yok.
Şimdi soruyoruz: Böylesi bir durumda siz vatandaşın vergiye gönüllü uyumunu nasıl sağlayacaksınız? Vergisini zamanında ödeyen esnafa diyorsunuz ki "Borcun varsa yüzde 40'a yaklaşan faizlerle ödeyeceksin." Küçük işletmeye diyorsunuz ki: "SGK borcunu geciktirdin mi hesabına bloke koyarım." ama milyonlarca doları yurt dışında tutmuş, yıllarca beyan etmemiş kişilere gelince "Hiç sorun değil, getir paranı, sana hiçbir soru sormayacağız." diyorsunuz. Bu mudur vergi adaleti? Bakınız, Hazine ve Maliye Bakanlığı geçtiğimiz dönemde binlerce vatandaşa yazı gönderdi "Kredi kartı harcamaların ile beyan ettiğin gelir uyuşmuyor." dedi yani vatandaşın harcamasını didik didik inceleyen devlet, iş milyarlarca dolarlık kaynağı belirsiz servete gelince "Ben görmedim, duymadım, bilmiyorum." noktasına geliyor. Biz burada şunu soruyoruz: Bu ülkeye getirilecek paranın kaynağı araştırılacak mı, kara para incelemesi yapılacak mı, suç gelirleriyle ilgili bir denetim mekanizması kurulacak mı? Çünkü siz kaynağını sormadığınız her bir servet için aslında uluslararası ölçekte çok tehlikeli bir kapıyı aralamış oluyorsunuz. Şimdi, deniyor ki "Türkiye'ye döviz lazım." Doğrudur ama bir ülke sürekli sıcak paraya muhtaç hâle geldiyse orada yapısal bir sorun var demektir. "Varlık barışı" dediğiniz şey ekonomiyi düzeltmez, sadece günü kurtarır, geçici bir pansuman yapar. Varlık barışıyla gelen para bugün gelir, yarın ilk riskte gidiverir.
Sayın milletvekilleri, bugün Türkiye dünyanın en yüksek faizlerinden birini veriyor. Enflasyon hâlâ kontrol altına alınabilmiş değil. İnsanların bırakın yatırım yapmayı, mevcut birikimlerini korumaya çalıştığı bir dönemde "Böylesi bir ortamda vergi muafiyeti verirsek herkes parasını Türkiye'ye getirir." anlayışı son derece yüzeysel bir yaklaşımdır.
Bakın, Dubai örneği veriliyor. Savaşta Dubai'den çıkan sıcak paranın Türkiye'ye getirileceği anlatılıyor. Değerli arkadaşlar, öyle değil; Dubai'nin arkasında yıllardır süren kur istikrarı var, düşük enflasyon var, ciddi bir enerji geliri var, öngörülebilir hukuk sistemi var, net vergi mevzuatı var. Siz bunları oluşturmadan sadece "Vergiyi düşürelim, para gelsin." mantığıyla hareket ederseniz sonuç alamazsınız.
Şimdi, burada çok önemli bir başka mesele var. Bu düzenleme kimin için hazırlanıyor? Asgari ücretli enflasyon karşısında eziliyor ama burada onun için bir düzenleme yok. Çiftçi mazot desteği bekliyor ama burada onun için bir adım yok. Çalışanlar vergi dilimi mağduriyetinin çözülmesini bekliyor ama burada o da yok. Emekliler her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor ama burada onun için de hiçbir şey yok. Esnaf, vergi ve SGK borçları için nefes almak istiyor ama burada ona dair gerçek bir çözüm de yok. Peki, ne var? Kaynağı sorgulamayan servetler için vergi muafiyeti var yani bu ülkede emeğiyle yaşayanlar için kemer sıkma politikası uygulanıyor ama servet sahiplerine sürekli yeni yeni kapılar açılıyor.
Bakın, değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'de esnaf gerçekten tarihinin en ağır dönemlerinden birini yaşıyor. Anadolu'nun herhangi bir ilçesine gidin, herhangi bir sanayi sitesine gidin, herhangi bir çarşıya gidin insanların artık kazanç konuşmadığını sadece borç konuştuğunu görürsünüz. Sabah dükkanını açan esnaf "Bugün ne kadar iş yapacağım?" diye düşünmüyor artık "Bugün hangi ödemeyi erteleyeceğim." diye düşünüyor. Elektrik faturası ayrı bir yük, kira ayrı bir yük, SGK primi ayrı bir yük, kredi faizi ayrı bir yük. İnsanlar artık mal satıp kâr etmeye değil, günü kurtarmaya çalışıyor; çark dönsün diye kredi çekiyor, kredi borcunu kapatmak için başka kredi çekiyor. Bu sürdürülebilir bir ekonomik düzen değildir. Bugün küçük esnafın en büyük problemi finansmana erişememesi. Bankaya gidiyor yüksek faiz nedeniyle kredi kullanamıyor, kredi kullansa bile bu kez geri ödeyemiyor; devlet destekli kredi programları açıklanıyor ama çoğu esnaf zaten sicil sorunu yaşadığı için bu imkânlardan da faydalanamıyor. Bir yandan satışlar düşüyor, diğer yandan maliyetler katlanıyor.
Daha vahim olan şu: Vergi daireleri ve SGK artık tahsilat baskısını olağanüstü artırmış durumda. İnsanların banka hesaplarına bloke konuluyor, pos hesaplarına haciz geliyor, fatura kestiği müşteriye yazı gönderiliyor ama adam ticaret yapamaz hâle geliyor. Bugün piyasada çok sayıda işletme fiilen ayakta görünse de aslında borç yükü altında nefes alamaz durumda.
Şimdi, burada çok temel bir adaletsizlik ortaya çıkıyor. Bu Meclis bugün yurt dışındaki kaynağı belirsiz servetler için özel kolaylıklar getiriyor ama mahalledeki bakkal için, küçük sanayide çalışan tamirci için, 3 personelle ayakta kalmaya çalışan işletme için gerçek anlamda hiçbir çözüm üretemiyor.
Bakınız, otuz altı aylık tecil süresini yetmiş iki aya çıkarmak tek başına şüphesiz ki çözüm değildir çünkü mesele süre değil, mesele faiz yüküdür. Siz yüzde 40'a yaklaşan bir yükle insanlara ödeme planı sunduğunuzda aslında borcu yapılandırmıyorsunuz, sadece zamana yayıyorsunuz. Bakın, 2023'te 400 bin lira borcu olan bir vergi mükellefinin yetmiş iki ayın sonunda ödeyeceği rakam tam 2 milyon 186 bin liraya ulaşıyor. Bu olacak iş mi Allah aşkına? Esnaf bu taksitleri nasıl ödeyecek? Bu taksitleri öder ise nasıl geçinecek?
Değerli arkadaşlar, bugün yapılması gereken nettir: Borcun faizi silinmeli ve anaparaya dönülmelidir; anapara sadece ve sadece enflasyonla güncellenmeli, toplam borç dondurulup bir yıl ödemesiz olmak kaydıyla taksitler hâlinde ödenmelidir. Bunun aksi bir yaklaşımla yüksek faizde ısrar etmek esnafın derdine derman olmayacaktır.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede vergisini düzenli ödeyen, istihdam oluşturan, üretim yapan insan mı daha değerlidir yoksa yıllarca servetini yurt dışında tutup şimdi hiçbir sorguya tabi olmadan geri getirenler mi daha değerlidir? İktidar maalesef bu soruya verdiği cevabı çıkardığı kanunlarla göstermektedir. Biz ekonomiyi üretimle, hukukla, güvenle ayağa kaldırmak zorundayız. Türkiye'nin ihtiyacı sürekli sıcak para aramak değildir, Türkiye'nin ihtiyacı yatırımcının güven duyduğu, vatandaşın geleceğe umutla baktığı, gençlerin ülkeden gitmek istemediği bir ekonomik düzendir. Bakın, helal sermaye güven ister, kara para boşluk arar; siz sistemi güven üzerine değil denetimsiz para akışı üzerine kurarsanız uzun vadede bunun bedelini toplum öder. Biz Türkiye'nin kara parayla, kayıt dışı servetle, oligark düzeniyle anılan bir ülke olmasını istemiyoruz. Biz üretim ekonomisini savunuyoruz. Biz alın terinin değer gördüğü bir düzen istiyoruz. Biz vergisini zamanında ödeyen vatandaşın enayi yerine konulmadığı bir Türkiye istiyoruz çünkü devlet dediğiniz şey sadece para toplayan bir mekanizma değildir. Devlet aynı zamanda adalet duygusunu korumak zorundadır, vergide adalet yoksa toplumda huzur da olamaz. Bu nedenle, biz bu düzenlemeye sadece teknik bir vergi meselesi olarak bakmıyoruz. Bu teklif, iktidarın ekonomiye nasıl baktığının da açık bir göstergesidir. Biz rantla değil üretimle büyüyen bir Türkiye istiyoruz. Biz sıcak paraya değil, güçlü kurumlara dayanan bir ekonomi istiyoruz. Biz ayrıcalıklı servet düzenini değil, sosyal adaleti savunuyoruz. Biz haram olanı getirmeye harcanan çabanın helal olanı kaçırmamaya gösterilmesini istiyoruz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)