| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 93 |
| Tarih: | 12.05.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller; saygıyla selamlıyorum.
Yeni bir torba teklifle karşı karşıyayız. Bu seferki torbada, amiyane tabirle, para toplamak için şirketlere vergi kıyakları ve teşvikler içeren pek çok düzenleme var. Bu teklifin arkasında "Körfez'de savaş var, Dubai'den çıkışlar oldu; bu sermaye çıkışları İstanbul'a, Türkiye'ye gelir." mantığını işleten bir akıl var yani iktidar diyor ki: "İran saldırdı, Körfez tedirgin, Dubai'den sermaye kaçıyor; hadi, gelin, biz yakalayalım." Bu hesap yapılıyor ama bu düz mantıkla bir yere varmak mümkün değil.
Kanun teklifinin gerekçesinde, sıklıkla Türkiye'nin bir cazibe merkezi olmasından bahsediliyor. Türkiye zaten hâlihazırda sermaye için oldukça cazip bir yer sayın vekiller. Bakın, 2026 yılının, bu yılın ilk çeyreğinin, ocak, şubat ve mart aylarının şirket bilançolarından da bunu görmek mümkün. Örneğin, bankalar 2026 yılının sadece ilk üç ayında yaklaşık 90 milyar Türk lirası yani yaklaşık 2 milyar dolar kâr elde etmiş durumdalar; cazibe ortada. Bu torbaların ve yaklaşımın emekliye, asgari ücretliye, kadına, küçük esnafa, çiftçiye, işsize, öğrenciye, engelliye bir faydası yok. Bakın, iki üç örnek vermek istiyorum: Yılın ilk dört ayında işçilerin toplam enflasyon ve vergi kaybı 607 milyar Türk lirasını aşmış vaziyette. Var mı bir barış? Yok. İşçilerin birikimli toplam enflasyon ve vergi kaybı 2025'in ilk dört ayına göre yüzde 42,9 artmış. Var mı bir barış? Yok. İşçiler, Nisan 2026'nın en az on bir gününü vergi kesinti ve enflasyon için çalışmış. Var mı bir barış? Yok. Örnekleri artırabiliriz.
Emekçiler giderek yoksullaşırken Türkiye'de 30 milyon dolar üzerinde servete sahip kişi sayısı yani ultra zengin sayısı son beş yılda 2 kat artmış durumda. Türkiye'de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı 2 binden 4 bin kişiye çıkmış; küsuratı da var, söylememe gerek yok. Çiftçinin, köylünün, küçük üreticinin mazotundan ÖTV almaya devam eden, emekçiyi yüksek enflasyon, düşük ücretler ve vergilerle yoksulluğa sürükleyen iktidar, bu kez de bu kanun teklifiyle "varlık barışı" adı altında çeşitli vergi muafiyetleri yoluyla gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışındaki ve kayıt dışı varlıklarını -para, altın, döviz, menkul kıymet- 31 Temmuz 2027 tarihine kadar beyan ederek sisteme dâhil etmelerini öngörmektedir. Barış var mı? Var. Burada var ama işçiler, emekçiler söz konusu olunca barış yok.
Sayın vekiller, bir uygulama belli aralıklarla tekrarlanırsa bu uygulama istisna sayılabilir mi? Sayılamaz. Bakın, 2008, 2013, 2016, 2018, 2019, 2020, 2022 yani 2008'den 2022'ye kadar varlık barışı sürekli uygulanan bir hâl olmuş. Bu yıllarda kanun çıkarılmış yani sürekli olmuş, istisna değil belli aralıklarla uygulanıyor; kayıt dışına kıyak defalarca uygulanmış oluyor. Varlık barışı kriz dönemlerinde başvurulabilir bir araç olarak değerlendiriliyorsa bu uygulama AK PARTİ iktidarı döneminde ekonomi politikalarının kalıcı bir parçası hâline gelmiş, bu yıllar onu gösteriyor. Varlık barışı artık ekonomik modelin yapısal bir bileşeni olmuş bu iktidar döneminde. Şimdi bir kez daha bununla karşı karşıyayız.
Türkiye, vergi adaletsizliğinin o kadar yaygın ve yüksek olduğu bir ülke ki bunu her seferinde, vergiyle ilgili her torba geldiğinde bir kez daha tartışıyoruz ve konuşuyoruz. Bu sıralardaki hiç kimse "Türkiye'de vergi adaletsizliği yoktur." diyemez. Vergi adaletsizliği çok büyük ve şimdi bir kez daha bu vergi adaletsizliği duygusunu güçlendirecek bir teklifle karşı karşıyayız. Kurumların vergisi düşürülüyor, dolaylı vergilere dokunulmuyor, halk ezildikçe eziliyor. Yurt dışında edinilmiş ve kayıt dışı tutulan servetin, belki de kara paranın Türkiye'ye getirilmesini teşvik eden bir teklifle karşı karşıyayız. Bu teklif, yalnızca vergi sistemi değil genel olarak hukuki öngörülebilirlik açısından da ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Varlık barışı, kaynağı belirsiz para girişi nedeniyle kara para aklanmasına yol açabilecek bir potansiyeli güçlü bir biçimde taşımaktadır.
Sayın vekiller, "varlık barışı" isimli uygulamanın en önemli sorunlarından biri vergi adaleti duygusunu yok etmesi ve toplumsal eşitlik algısını yerle bir etmesidir. Bu düzenlemeyle, kayıt dışı servetin düşük maliyetlerle sisteme dâhil edilmesi sağlanıyor. Hep kayıt dışına varlık barışı uygulanıyor. Peki, vergisi stopaj yoluyla kaynağında kesilen emekçiler ve işçiler ile vergisini düzenli şekilde ödeyen yurttaşlar açısından, mükellefler açısından barış uygulamayı hiç düşündünüz mü? Hayır. Neden düşünmediniz? Çünkü politik tercihiniz, bu iktidarın politik tercihi hep servetten yana, yoksuldan ve dar gelirliden yana değil. Vergi uyumunu ve adaletini teşvik etmiyorsunuz. Tam tersine, vergisini ödeyeni âdeta cezalandırıyorsunuz; bu ciddi bir sorun. Bu uygulama, servet sahipleri için bir tür fiilî af anlamına geliyor, eşitlik ilkesini yok ediyor. Verginin yükünü taşıyan emekçiler, işçiler açısından, dar gelirliler açısından baktığımızda çok ciddi bir eşitsizlik duygusu gelişiyor. Bu istisna ve muafiyetler çok ciddi bir sorun yaratıyor. Adaletsizliğin şahını yaratıyor, vergi ahlaksızlığını körüklüyor. Vergi ahlakını siz sadece hukuki ve mali yaptırımlarla sağlayamazsınız. Aynı zamanda adalet duygusunun gelişmesiyle biçimlenir vergi ahlakı. Sık sık çıkarılan bu düzenlemeler bu algıyı da aşındırıyor.
Sayın vekiller, genellikle, getirilen bu varlıkların bir kısmı finansal varlık olarak sistemde kalıyorlar ama bir süre sonra yeniden yurt dışına çıkıyorlar yani yapısal sorunları çözmek yerine sadece zaman kazandıran bir köprü işlevi görüyor varlık barışı. Varlık barışının sıklıkla ilan edilmesiyle beraber ekonomideki aktörler gelecekte yeni bir barış düzenlemesi çıkabileceğine dair beklentiye giriyor ve öyle de oluyor zaten. Dolayısıyla kayıt dışına yönelme de bundan sebepleniyor. Siz bu yaptığınızla kayıt dışına meşruiyet sağlıyorsunuz aynı zamanda.
Bir kez daha söyleyeyim: Yapısal değişim sağlamayan bu tür adımlar yanlış adımlardır. Kısa vadede rahatlama ama uzun vadede belirsizlik yaratan adımlardır. Bunu size tekrar hatırlatmak için söylüyorum. Kur korumalı mevduat da bu yanlışları içeriyordu, bugün "carry trade" de bu yanlışları içeriyor, varlık barışı da aynı şekilde yanlıştır. Yapılması gereken şey vergi adaletini sağlamaktır, kurumsal güven ve ekonomik yapı açısından sorunlar barındırmayan önlemler almaktır. Türkiye, büyük adaletsizlikler ülkesi hâline gelmiştir. Gelir dağılımı adaletsizliği var, vergi adaletsizliği var, bölüşüm adaletsizliği var, servet adaletsizliği var; say say bitmez bu adaletsizlikler. Bu adaletsizlikler, ekonomi açısından baktığımızda son derece ciddi bir durum yaratmaktadır. Bu durumu değiştirmenin en temel yollarından biri vergi adaletsizliğini giderecek bir vergi reformunu yapmaktır. İktidarın yanaşmadığı, kaçtığı şey esas itibarıyla budur. İktidar ısrarla bunun uzağında duruyor ama tam tersine, bu adaletsizliği derinleştirecek adımlar atıyor. Vergiyi sadece devletin boşalmış olan kasasını dolduran teknik bir araç olarak görmeye başladığınızda yanlış bir iş yapıyor olursunuz. Vergi; bir toplumun nasıl bölüştüğünü, kimin yük taşıdığını, kimin ekonomik açıdan korunduğunu gösteren en çıplak ve açık göstergelerden bir tanesidir. Bu yönüyle baktığımızda vergi belki de modern devletin meşruiyetinin temelidir diyebiliriz. Bu bütün dünya için geçerli olan bir şeydir yani yurttaş ile devlet arasındaki görünmez ama en güçlü sözleşmedir vergide adalet ama bizde büyük bir adaletsizlik var. Vergi aynı zamanda siyasal bir ilişkidir, ahlaki bir ilişkidir; yurttaş vergi öder, devlet ise bu kaynağı adil, şeffaf ve kamusal yarar doğrultusunda kullanma sorumluluğu taşır. Bizde öyle mi oluyor? Öyle olmuyor. Bu denge çok uzun zamandır bozulmuş vaziyette ve bu dengenin yeniden kurulabilmesi için de herhangi bir adım atılmıyor. O nedenle, varlık barışıyla ilgili gelmiş olan bu torbaya ilkesel ve temel itirazlarımız var.
Vergi sisteminde yapılan her yeni düzenleme, sistemin başka bir alanında yeni ihtiyacın ortaya çıkmasına neden oluyor. Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirme yapmak gerekiyor. Sürekli değişen vergi düzenlemeleri öngörülebilirliği de zayıflatıyor. Kurumlar Vergisi Kanunu, sık sık değişikliklerle yamalı bohçaya dönmüş vaziyette. Kaynağı belirsiz olan kara parayı da içeren paraları Türkiye'ye nasıl çekebiliriz çabası doğru değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Özellikle Orta Doğu'daki sermaye açısından, birikmiş varlıklar açısından baktığımızda kara paranın, her türlü gayriahlaki -içinde uyuşturucudan aklanan paralar dâhil olmak üzere- işin döndüğü bir bölgeden Türkiye'ye para getirerek krizi aşma fikrinin doğru olmadığını önümüzdeki yıllarda hep birlikte göreceğiz, bir kez daha bunları konuşacağız ve tartışacağız.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)