GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:93
Tarih:12.05.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 270 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, kanun teklifine geçmeden önce, az önce yerimden söz alarak bir geçmiş olsun dileğimi ilettim, tekrarlamak istiyorum: Samsun Havza ilçesinde -benim de doğup büyüdüğüm ilçede- büyük bir sel felaketi yaşandı. Çok şükür, şu ana kadar raporlanan bir ölüm yok, can kaybı yok ancak çok ciddi bir hasar var, çok ciddi bir maddi kayıp var; işyerlerinin neredeyse tamamı sular altında kaldı, araçlar hep pert oldu. Tabii, burada yapılması gereken işler zamanında yapılmadığı için bu iş oldu. Hani, böyle herkes şimdi geçmiş olsun diyor da yirmi beş yıldır bu ülkeyi de Havza'yı da AK PARTİ yönetiyor. Orada bir sel kapanı projesi yapılması gerekirdi, çok önceden beri gündemde olan bir projeydi, o proje yapılmadı, bir. İkincisi, AK PARTİ hükûmetleri döneminden önce ilçeden ırmak geçiyor, ırmağın üzeri kapatılmıştı. Bunun kapatılmasının ne kadar büyük risk oluşturduğunu herkes biliyordu, daha önceden de defalarca sel bastı. "Bu ırmağın üzeri açılsın." denildi, yirmi beş yıldır Türkiye'yi yöneten, Havza'yı yöneten AK PARTİ o konuda adım atmadı, bugün felaket oldu. AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarımız -sağ olsunlar- işte büyükşehrimiz, DSİ'miz "Devlet orada çalışıyor." diyor; sel olmuş, milletin malı gitmiş, siz çalışsanız ne olacak? Bunu önceden çalışmak gerekirdi. Tabii, bütün bunlara rağmen hemen bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi lazım ve zararların bir an evvel tazmin edilmesi lazım ama kalıcı çözüm, az önce bahsettiğimiz o sel kapanı projesinin yapılması ve ırmağın üzerinin açılmasından geçiyor.

Değerli arkadaşlar, bugün bir torba kanun görüşüyoruz, ekseriyetle vergiye ilişkin konuların işlendiği bir torba kanun. Çok kısa bir başlangıç için özetleyeyim. Bir varlık barışı konusu var, bunu irdeleyeceğiz. Bir İstanbul Finans Merkeziyle ilgili hem yeni istisnalar var hem de sürelerinde bir uzatım var. Bu İstanbul Finans Merkezi işini tamamen yanlış bir şekilde yönetiyor. Vaktim olursa o konulara gireceğim. Kurumlar vergisinde bir oran değişikliği var ama daha önemlisi, tabii, vatandaşın hükûmetten beklentileri nelerdi, burada neler var; vatandaşın hükûmetten beklediği ve sıkıntılı olduğu vergiye ilişkin durumlar neler, onları irdelemeye çalışacağım.

Şimdi, bir defa, kanun teklifinin gerekçesine baktığımızda, bu gerekçe ile kanun teklifinin içeriğinin hiçbir alakası yok değerli arkadaşlar. Ya, bir gerekçe yazıyorsanız onun teklifle bir benzerliğinin, bir uyumunun olması kabaca beklenir. Mesela ne diyor gerekçede? "Vergiye gönüllü uyum sağlanacaktır. O amaçla bu kanun teklifi getiriliyor." Fakat kayıt dışılığın önünü açan, kayıt dışılığı teşvik eden unsurları bünyesinde barındırıyor. Bunlardan bir tanesi "varlık barışı" adı altında getirilen husus. Parayı kaçır, vergiyi kaçır; ister ülkede olsun ister dışarıda olsun kaçır ama böyle bir kanun çıkınca gel, beyan et, kurtul, tertemiz olsun. Bu, kayıt dışılığın önünü açan bir şeydir, vergiye gönüllü uyuma tam tersi istikamette yapılan bir iştir.

Mesela "Üretim yatırımı teşvik ediliyor." deniliyor. Hiçbir kayıt yok arkadaşlar. Burada dünya kadar istisna getiriliyor. Bu bir kapitülasyon yasasıdır esasında, tamam mı? Burada dünya kadar istisna var ama bir tanesinde Allah rızası için demiyor ki: "Ya, bu getirdiğiniz parayı üretimde, yatırımda kullanma zorunluluğunuz var." "Ne olursa olsun, sıcak para gelsin, ne olursa olsun; iyi olsun, kötü olsun, kirli olsun, temiz olsun, para gelsin." mantığıyla yapılmış bir kanun teklifi.

"Atıl kaynakları ekonomiye kazandıracağız." deniliyor. Allah, Allah! Ya, Türkiye'deki en büyük atıl kaynak, insan gücü. Yüzde 31,5 olan atıl iş gücüdür en büyük atıl kaynak. İstihdam artırmaya yönelik bir şey var mı burada? Maalesef o da yok.

Dolayısıyla, kanun teklifinin gerekçesi bir şey söylüyor, içeriği başka bir şey söylüyor. E, burada Mehmet Şimşek'i her defasında dinliyoruz. Temel politikaları söylerken neler söylüyor mesela? Biz şöyle eleştirmiştik Hükûmeti: Aldığınız tedbirleri hep yaygın halk kitlelerinin, garibin gurebanın, fakirin fukaranın üzerine bindiriyorsunuz; kurumların üzerine bir şey bindirmiyorsunuz diye eleştirmiştik. Bir süre sonra kurumlar vergisinde beş puanlık bir artış yapılmıştı. Bize karşı dedi ki: "Ya, hep öyle diyorsunuz. Bak, kurumların da vergisini artırdık." Burada şu anda kurumların vergisi düşürülüyor arkadaşlar yani temel bir politika ortaya koyuyorsun ama o politikadan çok büyük bir sapma var. "Dolaysız vergileri artıracağız." deniliyor, getirilen bütün istisnaların -burada istisnalar getiriliyor- hepsi dolaysız vergileri azaltmaya yönelik. Hani dolaysız vergilerin payını artıracaktınız? Veya "İstisnaları azaltacağım." diyorsunuz, istisnaları artırıyorsunuz.

Günübirlik yaşanıyor; söylenilen sözlerle, orta vadeli programda ortaya konulan politikalarla veya hatta kanununun gerekçesiyle kanun teklifinin içerisindeki maddelerin hiçbir şeyi yok. Burada bir üretim yok, yatırım yok. Burada "Ne olursa olsun, sıcak para gelsin, aman sıcak para gelsin; işte, seçime kadar şu işi bir devirmeden götürelim." mantığıyla hazırlanmış bir kanun teklifidir.

Tabii, idarelerin güçlü olmadığı, özellikle gelir idarelerinin güçlü olmadığı ülkelerde bu kadar çok istisna getirirseniz vergi kaybınız getirdiğiniz istisnayla sınırlı kalmaz; normal ödenen vergiler de güçlü idareniz olmadığı için o istisna kapsamına doğru itilir yani orada bir suistimal alanı yaratırsınız.

Şimdi, burada -o kadar zamanımız yok, Plan ve Bütçe Komisyonunda bunları görüştük- o kadar çok suistimal alanı oluşturuluyor ki biz sadece istisna ettiğimiz vergi kaybıyla kalmayacağız, şu anda tahsis ettiğimiz bir kısım vergilerin de oraya kaydırılması suretiyle başka kayıpları da karşılayacağız.

Şimdi, bu varlık barışı meselesi... Hani işi uzatmaya gerek yok "Yurt içinden veya yurt dışından paranı getir, kaydet, belli bir süre sistemde tut, senden vergi almayacağım; işte, az tutarsan yüzde 1, 2, 3 vergi alacağım." şeklinde bir şey getiriliyor. Önce bunu sormak lazım: Ya, kim bunlar? Türkiye'ye kim para getirecek, birisi bize bunu söylesin. Ya, bu millet parasını yurt dışına kaçırırken Türkiye'ye kim para getirecek? Kim böyle mülkiyet güvencesinin olmadığı, hukukun olmadığı bir ülkeye helal parasını getirir arkadaşlar? Kimin parası için çıkarılıyor, bu sorunun cevabını iktidar bize vermek durumunda. Bunu kim talep etti, kimin parası için çıkartılıyor? Buradan kaçan paralar yurt dışında daha güvensiz bir ortam oluştuğu için acaba Türkiye'ye mi sokulmaya çalışılıyor, bunu bilmek zorundayız. Türkiye'de yolsuzlukla, hırsızlıkla çıkartılmış paraların bir kısmı Türkiye'nin menfaati için değil bakın, Türkiye'nin menfaati için değil, dışarı daha güvensiz hâle geldiği için ülkeye getirilmeye çalışılıyor, başka bir şey yok. Yoksa Hükûmetin kafa yorması gereken şey şudur: Yani bu ülkeden paralar niye çıkıyor, önce bunu tespit etmesi lazım. Bunun nedenlerini ortadan kaldırması gerekirken bu yapılan şey, bu varlık barışı belli bir zümre için yapılmış bir şeydir. Türkiye tekrar gri listeye girmekle, risklerle karşı karşıyadır. Ha, şunu da teslim edelim: Burada Mehmet Şimşek'in ve altındaki birkaç vatansever bürokratın efendim, emeğidir. Geçmişteki varlık barışları çok daha kötüydü, onlardan bir miktar iyi ama özü itibarıyla kötü arkadaşlar, özü itibarıyla kötü. Bu parayı kimden bekliyorlar, bunu söylemeleri lazım. Sıcak parayı ödüllendiren, yatırımı, üretimi hiç önemsemeyen bir anlayışla, ne olursa olsun Türkiye'ye para gelsin anlayışıyla hazırlanmış bir kanun teklifidir.

Şimdi, "Dubai" deniliyor. "Ne değişti?" dediğimizde "Dubai" deniliyor. İşte, İran savaşı nedeniyle Dubai'den bir kısım sermaye kaçtı, onlar Türkiye'ye gelecekmiş. Değerli arkadaşlar, zamanında niye gelmedi? Türkiye çok daha iyi olduğu durumlarda dahi bu paralar niye gelmedi, bu insanlar Türkiye'ye niye gelmedi, niye Dubai'ye gitti, niye başka bir yere gitti buna bakmak lazım.

Türkiye 143 ülke içerisinde Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 118'inci sırada. Hükûmetin yetkilerinin sınırlandırılması, bakın, en önemli endekstir bu, tek adam rejimi diyoruz ya, bakın, 143 ülke içerisinde 136'ncı sırada. Hükûmetin yetkisini sınırlandıran bir tane unsur sistemde kalmamış, böyle bir ülkeye para gelir mi? Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 124'üncü sırada, Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 159'uncu sıradaki bir Türkiye'ye para gelmez. Bu sorunların çözülmesi lazım. Bunları çözmedikten sonra bu sıcak paracılara belli bir rahatlama getirirsiniz çünkü ne deniliyor? "Hiçbir soruşturma yapmayacağım." Plan ve Bütçe Komisyonuna onu da söyledim; ya, bir de Allah rızası için "Hiçbir soruşturma yapmayacağım, yeter ki para getir." dediğin insanlara dediğin gibi bir kerede bu ülkede vergisini zamanında ödeyen bir insana bir güvence var değil mi. Onlara da "Kardeşim, Allah razı olsun, sen vergini zamanında ödüyorsun. Bunda sonra sana da soruşturma yapmayacağım." de. Dürüst insanın burnundan getiriliyor, ondan sonra hırsızlara, arsızlara da güvence verilen bir kanun teklifiyle maalesef karşı karşıyayız.

Sürenin 2027'de olması -31/7/2027'de olması- çok manidar. Bugüne kadar bu kadar uzun vadeli bir varlık barışı çıkartılmadı. Bu, seçimle ilişkilendirilmiş bir husustur.

Şimdi, teknik olarak size de ben izah ettim, burada bir sürü kaçak olabilecek alanlar da var çünkü. Mesela, bir tane şeyi söyleyeyim, deniliyor ki: "Efendim, bir matrah farkı bulursa vergi müfettişi, o bulduğunuz matrah farkını siz de varlık barışı kapsamında bir bildirimini yaparsanız, o bildirim yaptığınız miktar kadar bulunan matrah farkından dolayı vergi alınmaz. Şimdi, bu kadar uzun bir süre içerisinde herkes vergi planlaması yapacak, göze alacak, matrahını düşük tutacak ama o arada da bir bildirimde bulunacak; yakalanırsa "Zaten burası vardı." diyecek. Bunların da yolunu açan, teknik olarak onları biz arkadaşlara izah ettik, umarım bunu önergelerle dikkate alırlar; böyle bir durumla daha karşı karşıyayız.

Şimdi, bu borçluların, kamu alacaklarının veya işte, vatandaşın borcunu otuz altı aydan taksitlendirilmesi yetmiş iki aya çıkartılıyor. Şunu sorduk arkadaşlara: Bizim bildiğimiz -sizin gizli kapaklı yaptığınız değil- bize bir tane örnek gösterebilir misiniz? Otuz altı ay kullanılmıyor zaten. Gidin sorun eşinize dostunuza, işte Manisa'da sorun vergi borcu hiç otuz altı ay taksitlendirilen olmuş mu? Bu, sadece sınırlı sayıda insanlara yapılan bir şey. On iki ayın üzerinde hiçbir taksitlendirme yok. Otuz altı ayı yetmiş iki aya çıkarmanın vatandaşa ne faydası var? Bu da yine sadece yandaşa faydalı olacak bir şeydir. O büyük borçları olan bir kısım mükelleflerin hiç kimsenin haberi olmadan onlarınkini yetmiş iki aya çıkarmak onlara bir refah alanı tanımaya yönelik bir şeydir ama burada esas yapılması gereken şey şu anda bileşik faizi yüzde 62 olan bu cezaların gecikme faizlerinin düşürülmesidir. Yüzde 62'yle ister otuz altı ay ister yetmiş iki ay bunu sen taksitlendir, vatandaşın zaten bunu ödeme imkânı olmayacaktır değerli arkadaşlar.

Dolayısıyla Hükûmete önerilere geçmek istiyorum, eleştireceğimiz çok yer var. Birinci önerimiz şudur: Bu taksitlendirme süresi niye otuz altıdan yetmiş ikiye çıkar? Ama uygulamada on iki aydan fazla yapmadığın taksitlendirmenin daha uzun sürelerde yapılması gerekir ama esas yapılması gereken şey TEFE, TÜFE'yle endeksli bir şekilde bu yüksek olan faizlerin yani erteleme faizlerinin mutlak surette aşağı çekilmesi lazım. Başka türlü vatandaşın nefes alması, esnafın özellikle nefes alması mümkün değil. Bu mutlak surette Hükûmetten beklentimiz, buna ilişkin de önergelerimiz olacak.

Şimdi, diğer bir önerimiz vergiye ilişkin. Hadi yapısal reformu artık bu Hükûmetten biz beklemiyoruz, hiçbir yapısal reform beklemiyoruz. Hiç olmazsa bir kısım kolay yapılabilecek işleri öneri olarak burada sunacağım. Şu vergi dilimlerinin güncellenmesi lazım. Adı konulmamış bir şekilde çalışanlar, özellikle beyaz yakalılarda ciddi bir vergi artışı var, adı konulmamış bir vergi. Dilimi düşük artırıyorsun dolayısıyla insanlar patır patır yüksek vergi dilimlerine giriyor. Bunun mutlak surette yapılması lazım. Buna ilişkin önerge verdik. Önergemiz, tabii, her zaman olduğu gibi AK PARTİ ile MHP oylarıyla reddedildi.

Tamam, "Yapılandırma yapılsın." diyoruz ama vergisini zamanında ödeyen mükellefler de var. Bunlara da teşvik yüzde 5, sadece yüzde 5 teşvik var, verginin yüzde 5'i kadar bir teşvik var. Bunun da yüzde 25'e çıkarılması lazım. Vergiye gönüllü uyum böyle sağlanır arkadaşlar. Gerekçede söylediniz, vergiye gönüllü uyumu sağlamak istiyorsanız bu teşvikin artırılması lazım. Buna ilişkin de önerge verdik. Yine, önergemiz Cumhur İttifakı'nın oylarıyla reddedildi.

Diğer bir önerimiz şu: Nakliyeci esnaf özellikle bu mazot fiyatlarının son dönemde çok artmasından dolayı... Zaten çok artıyordu da İran savaş nedeniyle daha fazla arttı. Nakliyeci esnaf ve çiftçide çok büyük sıkıntı var. Tamam, ÖTV'leri şu anda alamıyoruz eşel mobilden dolayı ama KDV'ler var, KDV'lerin belli bir süreyle sıfırlanması lazım. Bakın, sürekli KDV sıfırlanması demiyorum yani makulü söylemeye çalışıyorum. ÖTV'ler sürekli sıfırlanmalı ama belli bir süre için, biraz daha işler makule dönünceye kadar hem nakliyeci esnafı için hem de çiftçi için KDV'lerin de sıfırlanması gerekir; Hükûmetten böyle bir beklentimiz var, vatandaşın böyle bir beklentisi var.

Şimdi, bu basit usulden gerçek usule geçiş meselesi var büyükşehirlerde. Arkadaşlar, vergide çok büyük bir yanlıştır yani vergilemeyi büyükşehir olup olmadığına göre yapamazsınız. Ben şimdi Samsun'dan örnek vereyim, hani Samsun çok büyükşehir değil ama Samsun'un bir İlkadım ilçesi var, efendim, bir de orada Asarcık'ı var, Alaçam'ı var, Vezirköprü'sü var veya İstanbul'da Beyoğlu, Kadıköy de büyükşehir, Vezirköprü de büyükşehir. Ben hafta sonu Vezirköprü'deydim, taksici esnafı dedi ki: "Kadıköy'deki taksiciyle aynı muamele yapılıyor bana." İkisi de gerçek usule geçti büyükşehrim diye. Böyle bir şey olur mu? Geliri ölçeceksiniz, statü üzerinden veya coğrafi tarife üzerinden vergileme olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir rezalet yok arkadaşlar, bunların düzeltilmesi lazım artık, hangi çağdayız? "Yapay zekâyla denetim yapıyorum." diyen Mehmet Şimşek niye bunlara bakmıyor? Olmaz böyle bir şey. Bu basit usulden gerçek usule geçiş terörünün bir an evvel Türkiye'de sonlandırılması lazım.

Şimdi, KDV iadeleri... Türkiye'de indirimli KDV oranları çok yaygın, bir defa, bunun düzeltilmesi lazım. Bakın, yani popülizm çerçevesinden baktığınız zaman bir milletvekilinin söylememesi gereken bir şey bu ama yirmi altı buçuk yıl devlette bürokratlık yapmış birisi olarak şunu söylüyorum: İndirimli KDV oranlarını azaltmamız lazım, bunları azaltacağız ama o genel KDV oranını da yüzde 20'den aşağı çekebiliriz o zaman. Şimdi ne oluyor biliyor musunuz? Adamın, bir firmanın girişleri yüzde 20, çıkışı yüzde 1'lik bir ürün, devletten sürekli bir KDV alacağı var. Şimdi, enflasyon yüzde 30, 40, 50; kredi faizlerinin yüzde 60, 70 olduğu bir dönemde bir yıldan fazla KDV alacakları bekliyor yani parası yarı yarıya kayboluyor. Firmalarımız çok zor durumda, Hükûmet bunu görmek durumundadır. Şimdi, bunu görmeden olmaz, dolayısıyla KDV iadelerinin hızlandırılması lazım.

Başka bir sorun daha var: Diğeri de bir sorun, biliyor musunuz? Şimdi, yüzde 1'le girişi... Bir tane lokantayı düşünün, girişi yüzde 1; eti yüzde 1'le alıyor ama çıkış KDV'si yüzde 10. Şimdi, lokantacı da şikâyet ediyor. O da ne diyor? "Kardeşim, çünkü fiyatı KDV dâhile göre fiyat verilmesi lazım. Öyle bir fiyat politikası da olmadığı için ben yüzde 1, her sattığım maldan yüzde 9 ilave vergi ödüyorum." diyor. Dolayısıyla, bunları bir miktar indirerek -indirimli KDV oranlarının- azaltarak bu şikâyetlerin -iki taraftan da şikâyet var- azaltılması lazım.

Yeri gelmişken bir husus daha var, bu konuda çok şikâyet alıyoruz; eminim, buradaki milletvekillerin tamamı da bu şikâyeti alıyordur. Şimdi, kasapsınız siz ama bir tarafta da pişirme sistemi kurmuşsunuz daha fazla mal satayım diye orada pişiriyorsunuz. Şimdi, kasapta ette yüzde 1 KDV var, pişirdiğiniz zaman yüzde 10. Ne yapıyor maliyeci? Geliyor, tamamından -kasap kısmından da- yüzde 10 KDV alıyor; böyle olmaz. O zaman sen idareysen ayrıştır bunu. Ona lokanta muamelesi yapıyorsan ondan yüzde 10 alacaksan al ama normal sattığı, pişirmeden sattığı etteki yüzde 1 olan KDV'yi niye yüzde 10 olarak alıyorsun? Bunun düzeltilmesi lazım, burayla ilgili çok ciddi şikâyetler var vatandaşımızdan.

Şimdi, bir şeyler yapmamız lazım, sadece sermaye kesimine yapmakla olmaz. Mesela söylüyoruz, ben defalarca buradan da söyledim, işte sosyal medya hesaplarımızdan söylüyoruz. Ya, şu dönemde hiç olmazsa kiraların çok arttığı, esnafın zor durumda olduğu şu dönemde kira stopajlarını yüzde 20'den yüzde 10'a çekin, bir miktarda esnafa bir şey yapın; değil mi? Bir kolaylık sağlayın, hep sermayeye kolaylık sağlamakla olmaz ki. Dolayısıyla, Hükûmete bunu tekrar buradan ikaz ediyoruz, böyle bir beklentimiz var, bu önemli bir şeydir. Gerçekten insanlar kirasını ödeyemiyor, esnaf dükkânının kirasını ödeyemiyor, bunları kolaylaştırmamız lazım devlet olarak. Bunlar da yarın bu iş yerleri kapatılıp da devletin kapısına ya sosyal transfer için ya iş için geldiğinde daha mı iyi olacak değerli arkadaşlar? Veya bu küçük esnafı da AVM'lere teslim ettiğimizde daha mı iyi olacak? Ülkenin kaynakları yurt dışına aktığında daha mı iyi olacak? Dolayısıyla, bunun için burada da bir kolaylaştırma bekliyoruz.

Şimdi, bakın, geçen Samsun'da söylendi, çok küçük borçlular için, 3 bin lira için -büyükşehrin aldığı bir ilan, tabela vergisi borcu- 3 bin liralık bir vergi borcundan dolayı -adamın haberi bile yok- çocuklarıyla bayrama giderken kontrole takılıyor, ve arabası bağlanıyor, arabasını alıyorlar, götürüyorlar. Yani devlet biraz ciddiyet ister. Yani, şimdi, Demirören parasını ödememiş, ondan sonra Tosyalı'nın parasını ödemediği ortaya çıktı, bunların hiçbirisi devlete borcunu ödemiyor, ondan sonra sen 3 bin lira için bu milletin arabasını bağlıyorsun bayram gününde, böyle bir şey olmaz. Ben bunu Plan Bütçe Komisyonunda söyledim, sağ olsun, Mehmet Muş "Evet, limitleri yükseltelim." filan demişti ama üzerine yattılar, hiçbir şey olmadı. En azından bir 100 bin liraya çıkartılması lazım. Yani 3-5 kuruş vergi borcu için insanları bu kadar çok mağdur etmenin gereği yok.

Biliyorsunuz, kredilerde bir miktar limiti var, aylık yüzde 2'den fazla büyüyemez diye makro ihtiyati tedbir var. Piyasa çok sıkıştı, faizler zaten çok yüksek, hem krediye erişilemiyor, erişilen krediye de yüksek faizle erişiliyor ama yine de iflas etmemek için insanlar kredi peşinde. Faktoring şirketleri şu anda yüzde 90'ın üzerinde faizle vatandaşa borç veriyor. Yüzde 90'la kredi alacaksınız da ondan sonra siz ayakta kalacaksınız; böyle bir şey yok. Şu kredi limitlerinin rahatlatılması lazım; tabii, faizlerin düşürülmesi lazım ama bu kafayla bu ülkede faiz düşmez, düşmeyecek, zaten bu programın başarılı olma imkânı da yok ama hiç olmazsa şu kredi limitleri bir miktar artırılırsa insanlar, vatandaş iflas etmez.

Şimdi, kayıt dışılıkla mücadele güzel bir şey, destekliyoruz ama bunun bir ayarının olması lazım. Ya esnaf, küçük esnaf; arkadaş, kuyumcusu aynı şeyi söylüyor, lokantacısı aynı şey söylüyor, kafecisi aynı şeyi söylüyor: "Sabahleyin geliyor, vergi memurunu oraya oturtuyoruz, akşama kadar orada nöbet tutuyor." Ondan sonra geliyorsunuz, vatandaşın boğazına sarılmışız, efendim, KURGAN'la itibarını zedelemişiz; olmaz, bunları daha düzgün bir şekilde yapmamız lazım. Özellikle piyasanın bu kadar sıkıştığı bir ortamda da azıcık insanlara, azıcık esnafa ne yapmamız lazım? Nefes aldırmamız var.

Az önce söyledim işte: İGA. Kim? Kalyon ve Cengiz İnşaat. Ne kadar borcu var devlete, Maliyeye ne kadar borcu var, kira borcu var İstanbul Havalimanından dolayı? Ödedi mi parasını? Ödemedi. Bunlar parasını ödemiyor, sen 3 kuruş için, 5 kuruş için esnafın gidiyorsun boğazını sıkıyorsun; böyle bir şey olmaz, milletin itibarıyla da oynamanın bir gereği yok.

Şimdi, vergi dışında da birkaç tane konu var. Dedim ya, büyük konuları zaten hallettiğiniz yok, hiç olmazsa şu küçük konuları halledin. Kredi kartlarından komisyon oranlarının indirilmesi. Arkadaşlar, şu anda kredi kartlarında POS cihazı kullanıldığınızda 3,65 şey alınıyor. Bu, banka kartlarında da vardı, biz ısrar ettik, onu aşağı çektiler ama hâlâ kredi kartlarında bu çekilmedi. 3,65 çok yüksek. 1 puan rahatlamış da olsa insanlar bir miktar nefes alabilir, esnaf açısından.

Kısa çalışma ödeneği, pandemide olduğu gibi, mutlak surette devreye alınmalıdır. Ciddi istihdam kaybı var, sanayide özellikle ciddi istihdam kaybı var, bunu görmemiz gerekir ve dolayısıyla kısa çalışma ödeneğinin şartlarını kolaylaştırarak devreye alınması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) - Berber ve kuaförlerde -geçen bir başka şehre, Kocaeli'ye gittiğimizde bu bize söylendi- çıraklık ödemelerinin tekrar başlatılması gerekiyor. Kesilmiş, aslında güzel bir uygulamaydı, "Çırak yetiştiriyorduk, şimdi o ödemeleri kestiler." dediler.

Döviz dönüşüm desteği, ihracatçı için yapılması gereken şey. Kurumlar vergisini konuşamadık, bir yanlış yapılıyordu, yanlıştan kısmen dönüldü ama ihracatçının rahatlatılması gerekir. İhracatçı zor durumda ama yapılması gereken şey onun kurumlar vergisini indirmek değil. Para kazansa vergi versin, adam para kazanamıyor. Döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3'ten yüzde 8'e çıkarılması lazım. İhracat reeskont kredilerinde gecikmenin yaşanmaması lazım. Faizinin önden kesilmesi uygulamasına da son verilmesi gerekir. Bir kısım uygulamalarla ilgili sorunlar var. Bugün bir esnaf aradı, diyor ki: "Banka bir yandan, sağlık bir yandan, tarım bir yandan, zabıta bir yandan; herkes boğazımıza sarıldı. Ya, ben nasıl yaşayacağım? Ben iş yerimi kapatınca bu Hükûmete, bu devlete ne faydası olacak?" Dolayısıyla, uygulamayla ilgili de ciddi sıkıntılar var. Bunların hepsinin rahatlatılması lazım. Bu sorunları çözmeye Hükûmeti davet ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)