| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 93 |
| Tarih: | 12.05.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Bugün bu kürsüden sadece bir davanın usul hatalarını konuşmak için değil, adaletin can çekiştiği, yargının bir giyotin gibi toplumun üzerinde sallandığı bir rejimin iflasını teşhir etmek için, bir bütün olarak Türkiye'de demokrasiyi tasfiye etmeyi amaçlayan yargıyı bir operasyon aygıtına dönüştüren kumpas rejimini konuşmak için söz almış bulunmaktayım.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve diğer isimler hakkında açılan siyasal casusluk davası Türkiye'de hukukun geldiği son noktayı göstermektedir ancak bu dava tesadüfi bir yargı hatası değil, yıllardır bu ülkede uygulanan siyasi kırım operasyonlarının İstanbul ayağıdır. Bu ülkede asıl casusluk halkın iradesini çalmak, Anayasa'yı askıya almak ve yargıyı bir siyasi partinin seçim ofisi hâline getirmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türk Ceza Kanunu'nun casusluk maddesi iktidarın beka kaygılarını korumak için muhalifleri tasfiye etme aracına dönüştürülmüştür. Casuslukla suçlanan Hüseyin Gün mahkemede "Ben bu çalışmaları devletin en üst makamlarının onaylarıyla yürüttüm." diyor. Belgeler ortada, yetkilendirmeler ortada. Dün devletin has adamı olanlar bugün muhalefetin seçim stratejisine dokundukları anda ajan ilan ediliyor. Bu, devlet ciddiyetinin bittiği yerdir; bu, yargının bir siyasi partinin genel merkezine şube açtığının kanıtıdır. Bugün İstanbul'da İmamoğlu'na kurulan bu casusluk kumpası yıllardır Kürt siyasetçilere reva görülen hukuksuzluğun bir kopyasıdır. Yıllardır bu Parlamentoda halkın iradesini temsil eden ancak uydurma dosyalarla cezaevlerinde rehin tutulan Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların maruz kaldığı düşman hukuku bugün tüm Türkiye'ye yayılmaktadır. Selçuk Mızraklı neden tutukludur? Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış neden hapishanededir? Hakkâri'de, Batman'da, Esenyurt'ta halkın iradesine kayyum atayarak aslında tüm Türkiye'ye şu mesaj verildi: "Siz seçseniz de biz yönetmenize izin vermeyeceğiz." Diyarbakır'da, Van'da Hakkâri'de kayyımlarla halkın iradesini gasbedenler şimdi aynı yöntemle İstanbul halkının iradesine göz dikmişlerdir. Biz dün "Kayyım rejimi bir darbe rejimidir." dediğimizde sessiz kalanlar bugün o darbe mekanizmasının casusluk suçlamasıyla kapılarına dayandığını görmek zorundadır. Demokratik bir ülkede bir belediye başkanının seçim çalışması yapması, bir gazetecinin analiz yapması ne zamandan beri devlet sırrına saldırı olmuştur? Eğer demokratik siyaset "casusluk" olarak tanımlanırsa orada demokrasiden değil ancak polis devletinden söz edilir. Kürt halkının siyasi statü hakkıyla ilgili çözümsüzlüğü derinleştirenler, seçilmişleri zindanda rehin tutanlar, gazetecileri "casus" diye yaftalayanlar Türkiye'yi karanlık bir tünele sokmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Gerçek bir adalet reformu ancak seçilmişlerinin özgür olduğu, yargının saraydan talimat almadığı bir iklimde mümkündür. Bu davayla hedeflenen toplumda bir korku iklimi yaratmak, muhalefeti gayri millî ilan ederek halkın gözünde itibarsızlaştırmaktadır ancak unutulmasın ki asıl casusluk, halkın vergileriyle ayakta duran yargı mekanizmasını bir partinin çıkarları için kullanmaktır. Asıl suç Anayasa'yı rafa kaldırıp seçme ve seçilme hakkını yok saymaktır. Cezaevlerindeki rehin siyasetçiler serbest kalmadan, kayyım rejimi son bulmadan ve casusluk gibi uydurma suçlamalarla açılan bu torba davalar sonlandırılmadan Türkiye'de hukuk devletinden bahsedilemez. Cezaevlerindeki tüm siyasi tutsaklar özgürleşmeden, kayyım rejimi son bulmadan ve bu uydurma davalar düşmeden bu ülkede helalleşme de normalleşme de mümkün olmayacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)