| Konu: | Hemşireler Günü’ne, Türkiye’nin son derece önemli bir meselesini nasıl öğrendiklerine ve Millî Savunma Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 93 |
| Tarih: | 12.05.2026 |
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün Hemşireler Günü; fedakârlığın, sabrın ve insan hayatına adanmış büyük bir emeğin günü. Yıllarca hemşirelerimizle, kardeşlerimizle, meslektaşlarımızla birlikte çalıştım. Bir hastayı hayata döndürebilmek için bazen saatlerce, bazen de günlerce, gecelerce birlikte nasıl mücadele ettiğimizi, ne büyük emekler harcadığımızı en iyi bilenlerdenim. Yalnızca hastaların tedavi süreçlerine değil, onların umutlarına, morallerine ve yaşam mücadelelerine de dokunan, gece gündüz demeden görev yapan tüm fedakâr hemşirelerimizin bu anlamlı gününü kutluyor, emekleri, sabırları ve katkıları için yürekten teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bundan yaklaşık iki yıl kadar önce İsviçre'de "Ukrayna Barış Zirvesi" adı altında bir zirve gerçekleştirildi. Bu zirveye devletler çağrıldı, Rusya hariç dünyanın birçok ülkesi çağırıldı ve Türkiye'den de devlet adına davetli giden Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan'dı. Bu toplantıda çok enteresan bir şey oldu. Sayın Fidan'ın karşısına Patrik Bartholomeos oturtuldu ve Patriğin önüne de "ekümenik patrik" yazısı yazıldı yani bir devlet başkanı statüsü verilmişti kendisine. Bu toplantıda böyle bir manzaraya tanık olunca biz eleştirdik ve bunun düzeltilmesi gerektiğini söyledik. Sayın Fidan'a uyarıda bulunduk ve Sayın Fidan bir açıklama yaptı, dedi ki: "Bu konuda İsviçre'den bir izahat istedik." Yaklaşık iki yıl oldu, İsviçre demek ki bu izahatı yapmadı ya da yapıldıysa da bizim haberimiz yok. Patriğe o yıl yani iki yıl önce o toplantıda bir "ekümenik patrik" sıfatıyla koltuk verildi, hâlbuki kendisi Fatih Kaymakamlığına bağlı bir ünitenin başında ve aynı zamanda Türk vatandaşı. Şu devletin düştüğü hâle bakın, Türkiye'den bir vatandaş bizim devletimizi temsil eden bir Dışişleri Bakanının karşısına devlet başkanı olarak oturtuluyor ve bu devlet başkanı statüsüyle resmî belgelere imza atıyor, o toplantılara katılıyor, sonra da biz bunu eleştirdiğimiz zaman Dışişleri Bakanımız diyor ki: "Aslında bizim haberimiz yoktu, bizim bilgimiz dışında olmuş. Biz bu konuda kendilerinden bir izahat istedik." Hâlâ izahat falan yok.
Aradan bir süre geçiyor, Patrik Bartholomeos Selanik'te bir toplantıya katılıyor -Bizans Selanik Merkezinin açılışı, Yunan basınından öğreniyoruz- diyor ki Bartholomeos: "Elli üç yıldır kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu açılacak." Yunan basınından öğreniyoruz Patriğin yaptığı bu açıklamaları ve orada çok önemli bir cümle sarf ediyor, diyor ki: "Talimat Erdoğan'dan geldi." Yine haberimiz yok, yine bilgiyi Yunan basınından öğreniyoruz ve Sayın Erdoğan'ın vermiş olduğu talimatı Bartholomeos Yunanistan'da paylaşıyor.
Aradan bir süre geçiyor, Papa'nın Türkiye'ye ziyareti planlandığında yine bakıyorsunuz, Papa, Patrik Bartholomeos'la toplantılar yapıp bu ziyaretinin planlamasını yapıyor.
Geçen yıl tam da İstanbul'un fetih günü Yunanistan Genelkurmay Başkanı geliyor ve yine burada resmî ziyaretler yaptıktan sonra Patrik'le bir temasta bulunuyor, Patrik kendisine bir harita hediye ediyor. Bu haritaya baktığınız zaman Batı Trakya Yunanistan sınırlarında görünüyor ve Yunanistan Genelkurmay Başkanına bizim bir vatandaşımız böyle bir haritayı takdim ediyor hem de İstanbul'un fetih gününde ve yine bizim yetkililerden bir tek kelime açıklama, bir tek kelime izahat ya da eleştiri yok. Bu arada hâlâ bekliyoruz yapılacak bir açıklama oldu mu, bir izahat geldi mi diye; bir izahat hâlâ gelmemiş.
Geçen yıl kasım ayı, geçen yıl kasım ayında Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Tom Barrack çok önemli bir açıklama yapıyor, diyor ki: "Bizim hedefimiz Türkiye'de Eylül 2026'da Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılması." Bu ifade Amerikan Büyükelçisine ait yani Amerika'nın bizim ülkemizdeki bir memuru, bizim ülkemizin iç meselesi olan bir konuda kendi hedefleriymiş gibi bir açıklama yapıyor. "Bizim hedefimiz Eylül 2026'da Heybeliada Ruhban Okulu açmaktır." diyor. Bu korkunç bir skandal. Yine, bununla ilgili bir tek kelime yorum yok, bir tek kelime eleştiri yok, "Sen kimsin!" demek yok, nota vermek yok ve parmak sallayan bir Büyükelçiye Türkiye'den, Türk makamlarından, yetkililerinden herhangi bir izahat, bir açıklama yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Geçtiğimiz günlerde Yunan basınına bir haber düştü. Yunan basınına düşen haberde Patrik Bartholomeos bir açıklama yapıyor, diyor ki: "Heybeliada Ruhban Okulunun bina komplekslerindeki kapsamlı yenileme çalışmalarını tamamlıyoruz, eylül ayında -yani bu yıl tam da Tom Barrack'ın işaret ettiği tarihi de tekrar ederek- muhteşem bir törenle, görkemli bir törenle Heybeliada Ruhban Okulunu açacağız."
Şimdi, bunları alt alta koyduğumuz zaman Türkiye'nin son derece önemli bir meselesini biz ya yurt dışında çıkan gazetelerden öğreniyoruz ya da Amerikan Büyükelçisinden öğreniyoruz. Kaldı ki bu mesele tamamen Lozan'a aykırı. Bizim Parlamentomuzda, bizim ülkemizde yetkililer tarafından yapılmış hiçbir izahat yok, hiçbir açıklama yok. Allah aşkına, bu ülkeyi siz böyle mi yöneteceksiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Kaldı ki Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığı kendi müftülerini bile seçemezken, oradaki okullar tek tek kapatılırken sesiniz çıkmıyor, bir yorum yapmıyorsunuz; Amerikan Büyükelçisi parmak sallar gibi tarih veriyor, "Bizim hedefimiz şu tarihtir." diyor. "O tarihte açılacaktır." diyor, "Hedef koyduk." diyor, Bartholomeos gidiyor Yunanistan'da Yunan gazetelerine beyanat veriyor; sizin bir tek kelime izahatınız yok, açıklamanız yok, yorumunuz yok, değerlendirmeniz yok, kaldı ki Parlamentonun çatısı altında sarf edilmiş bir tek cümleniz yok. Buradan AK PARTİ'nin Sayın Grup Başkan Vekiline ricada bulunuyorum, bu konuyla ilgili, lütfen, Dışişleri Bakanıyla görüşün, bu Parlamentoya bilgi verin, bunların tamamını biz dış basından, yabancı misyon şeflerinden değil sizden duymak isteriz, sizden öğrenmek isteriz. Tercihen de gelir Dışişleri Bakanı burada, bu yüce çatı altında Parlamentoya, milletvekillerine, milletin temsilcilerine bilgi verir.
Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde bir tayin yapıldı, bir atama yapıldı, çok konuşuldu ama burada, Parlamentonun çatısı altında bu atamanın konuşulması son derece önemli çünkü bu basit bir atama değil, bu atama haddizatında devlet kurumlarının nasıl yönetildiğinin, devletin ne hâle geldiğinin ya da getirildiğinin bir göstergesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - 33 yaşında bir kaymakam Millî Savunma Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne tayin oldu. Olabilir mi? Olabilir ama 33 yaşında, hiçbir tecrübesi olmayan, o alanda hiçbir birikimi olmayan, hiçbir altyapısı olmayan birisinin "Ben yaptım, oldu." anlayışıyla o makama getirilmesi son derece büyük bir hatadır, yanlıştır, devlet kurumlarının çiğnenmesidir, devletin "Ben yaptım, oldu." anlayışıyla yönetilmesidir. Bakıyorsunuz, aynı kişinin daha önceden atmış olduğu "tweet"ler var, mesajlar var "Dayım, canımdır." diyor Erdoğan'a; olabilir, çok seviyor olabilir ama "Dayım, canımdır." diyen birisini siz getirip 33 yaşında devletin en üst makamlarına oturtacaksınız ve kendisine milyarlarca liralık bütçeleri, harcama kalemlerini teslim edeceksiniz ve Sayın Erdoğan'ın yeğeni bu makama oturacak ama "Ben Atatürk'ün askeriyim." diyen teğmenimiz, okulunu 1'incilikle bitirmiş olan teğmenimiz rütbeleri sökülerek okulundan atılacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Şimdi, kaymakam beyimizin geçmiş dönemdeki başarılarına şöyle bir bakalım: Araştırdım, ilk kaymakamlığa intisap ettiğinde sınava girmiş mi? Evet, girmiş. Aldığı not son derece net, kendisi 81,61 puan almış girdiği sınavdan; 81,61 ve o sınavda, bu liste içerisinde kendisi 57'nci olmuş. Olabilir fakat aynı zamanda, kendisini mülakata almışsınız ve mülakatta 99,333 puan vermişsiniz ve bu puanla kendisini bu listenin 3'üncü sırasına taşımışsınız. Ya, siz değil miydiniz, seçim öncesinde "Mülakatı kaldıracağız." diyen? 47'nci, 57'nci sıradakileri alıyorsunuz, en yüksek puanı veriyorsunuz, ondan sonra da 3'üncü sıraya yerleştirip, götürüp devletin en önemli makamlarına tayin ediyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, istirham ediyorum, lütfen.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ederim.
Ha, bu arada aynı listede başkaları da var, yazılıda 100 puanı almış başkası da var; ona da kalkıp 78 puan vermişsiniz, sıranın ta, en altlarına yerleştirmişsiniz. Bu, kul hakkı yemektir. Bu, insan hakkı yemektir. Bu, bilgiye; bu, emeğe saygısızlıktır; bunun altını çizerek söylüyorum.
Şimdi, başka bir konu daha var: Sayın Kaymakam Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne atandı; 33 yaşında, kendisi 1993 doğumlu. Kendisinin doğumundan iki yıl önce -bir daha söylüyorum- harp okulunu bitirmiş yani 1991 yılında harp okulunu bitirmiş bir tuğgeneral var; o tuğgeneral, beyefendinin, kaymakamın -kendisine şimdi apoletler takıldı ya, general yapıldı, tümgeneral- altında çalışacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, son bir cümle daha istirham ediyorum, bitireceğim, bağışlayın.
BAŞKAN - Peki, buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Yani, daha kendisi dünyaya gelmemişken harp okulunu bitirmiş; bütün kademelerini, takımını, bölüğünü, taburunu, alayını, tugayını tek tek bitirmiş, çalışa çalışa, tırmana tırmana, mücadele ede ede, bu ülkeye hizmet ede ede buralara gelmiş birisinin harp okulunu bitirdiği tarihte daha kaymakamımız dünyada yok ama kendisini götürüp buraya tayin ediyorsunuz. Sonra da CV'sine bakıyoruz, efendim, İngilizce öğrenmiş. Nasıl öğrenmiş? Devlet cebine parasını koymuş, Sheffield Üniversitesine göndermiş, orada dil tahsil yapmış. Dil tahsili yapmış olmak böyle bir makama getirilmek için yeterli bir sebep midir, gerekçe midir ya da Sayın Erdoğan'ın yeğeni olmak gerekçe midir? Bunu kabul etmiyoruz. Bu, devlet kurumlarının ayaklar altına alınmasıdır, devletin hiçe sayılmasıdır, devlet sisteminin çürütülmesidir. Ha, bunun bir başka mahzuru daha var; bakın, şu anda Türkiye'de tam 5,5 milyon ev genci var, bu 5,5 milyon ev genci umudunu kaybetmiş, hayallerini kaybetmiş, gelecekle ilgili kaygıları zirve yapmış, artık gelecekten hiçbir beklentisi olmayan gençler; şimdi bu atamaya bakıp diyecekler ki: "Ben niye çalışayım, çalışsam ne olacak ki, 100 puan olsam ne olacak ki, beni getirecekleri yer belli. Dayım olmadığı sürece, AKP'ye yaslanmadığım sürece bir yere gelme şansım yok."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Devleti böyle yönetmeye hakkınız yok, devleti doğru düzgün yönetin. Zaten yakında çekip gideceksiniz. Biz geldiğimiz zaman da olması gerektiği gibi yöneteceğiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.