GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:92
Tarih:07.05.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller; bugün Somali'yle yapılmış olan uluslararası sözleşme hakkında konuşmak üzere söz aldım. Somali'yi de içerecek bir şekilde genel dünya durumu, gelişmeler ve ilişkiler üzerine değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Sayın vekiller, önce küresel bazı gelişmelere dikkat çekmek istiyorum. Bugün dünyanın durumu nedir diye soracak olursak bir cümleyle belki şöyle özetleyebiliriz: Dünya bu dönemde çok parçalı, pazarlıklarla şekillenen, silahlanmanın arttığı ve her türlü normun ve kuralın esnediği bir ara düzene girmiş vaziyette. Biz buna "yeni bir dünya düzensizliği" de diyebiliriz. Bugün artık dünyada kurallar değil, pazarlık belirleyici oluyor. Çok kutuplu ve çok katmanlı bir işleyiş içindeyiz, siyaset de buna göre şekilleniyor. Artık büyük güçler kendi alanlarında egemenlik arayışını sürdürüyorlar; orta güçler büyük güçlerin pozisyonu ve kendi çıkarlarına göre günübirlik siyaset izliyorlar. Türkiye'yi de belki bu orta güçler içinde değerlendirmek gerekir. Küçük ve zayıf güçler ise söylenenleri yapmak dışında herhangi bir iradeye sahip değiller artık, ya gelişmelere uyum içinde davranma ya da yok olma alternatifiyle karşı karşıya kalıyorlar. Bütün dünya açısından baktığımızda artık kurumlara güven gittikçe azalıyor, artık hukuk işlevsiz hâle geliyor, artık diplomasi pazarlık ve tehdit gücü olarak işliyor ve maalesef yine güvenlik her şeyin başı gibi görülmeye başlıyor. Büyük bir güç rekabeti artarak sürüyor ama bu rekabet artık daha çok altyapısal özellikler taşıyor yani güç artık yalnızca büyük uçak gemileri veya nükleer başlıklarla sağlanmıyor; tedarik zincirlerini kesebilme, yazılım standartlarını belirleyebilme, veri akışlarını kontrol edebilme ve teknolojik bağımlılık yaratabilmek kapasitesinden besleniyor ve büyüyor. Savaşlar geri döndü ama eski biçimiyle değil. Artık yapay zekânın kullanıldığı savaşlar yaşanmaya başlıyor. Savaş ile barış arasındaki çizgi iyice bulanıklaşıyor­. Artık birçok ülke ne tam savaşta ne tam barışta, kontrollü çatışma hâlinde yaşıyor. Özellikle İran-ABD-İsrail savaşı veya Ukrayna-Rusya savaşı buna dair önemli örnekler hâline gelmiş vaziyette. Egemenlik normu aşınıyor. Hatırlarsanız klasik uluslararası sistemin temel normu şuydu: Devletlerin sınırları dokunulmazdır. Bugün bu norm ciddi biçimde esnemiş vaziyette. 2026'da bakınca en büyük dönüşüm şu: Ekonomi, teknoloji, göç, sağlık, iklim, enerji ve gıda artık güvenlik meselesi olarak görünüyor. Bu yüzden de yeni norm olarak güvenlik her şeyin üstüne çıkmaya başlıyor. 2026 dünyasında ana mesele "Kim süper güç olacak?" sorusu değil. Asıl mesele şu: Kim krizleri kendi lehine yönetebilecek, maliyetleri başkalarına aktarabilecek ve kendi kırılganlığını stratejik avantaja çevirebilecek? Böyle bir dünyada yaşıyoruz artık.

Sayın vekiller, bu özellikleri Orta Doğu bölgesi açısından da ele alacak olursak şöyle özellikleri görmek mümkün: Bugün Orta Doğu'yu tek bir bölge gibi değil birbirine bağlanmış kriz havzaları gibi okuyabiliriz. Gazze-Filistin, İran-İsrail, Körfez güvenliği, Kızıldeniz-Yemen, Suriye-Irak-Lübnan hattı, Doğu Akdeniz ve enerji lojistik koridorları artık ayrı dosyalar değil; birindeki gerilim diğerinin maliyetini, ittifakını ve diplomatik dilini değiştiriyor. Orta Doğu'da artık barış düzeni veya savaş düzeni yok, bölge; kontrollü çatışma, ekonomik pragmatizm, çoklu hizalanma üçgeninde ilerliyor yani aktörler aynı anda hem normalleşiyor hem silahlanıyor, hem ticaret yapıyor hem vekil güçleri destekliyor, hem ABD'yle güvenlik ilişkisini sürdürüyor hem Çin, Rusya, Hindistan'la ilişkileri geliştiriyor. Diplomasi artıyor ama güvenlik kaygısı azalmıyor, normalleşme var ama savaş ihtimali de daha yakın. Yani baktığımızda Irak savaşından bugüne, arada Suriye savaşı ve bugün İran savaşı, Lübnan'daki durumlar; uzun yıllardır böyle bir durumu hep birlikte yaşıyoruz. Kızıldeniz ve Yemen örneğin bölgenin jeopolitiğini değiştirebiliyor, bu çok kritik bir dönüşüm; küçük veya orta ölçekli bir silahlı aktör küresel ticaret rotalarını etkileyebiliyor. Bu da Orta Doğu'da gücün sadece başkentlerde değil boğazlarda, limanlarda, "drone" menzillerinde üretildiğini göstermeye başlıyor. ABD bölgeden çekilmedi ama tek düzen kurucu olmaktan çıktı. Çin, Orta Doğu'ya askerî değil ekonomik, diplomatik güç olarak giriyor. Çin'in Orta Doğu'daki rolü ABD'nin yerine geçmek değil, Çin bölgeyi enerji güvenliği, Kuşak-Yol bağlantıları, limanlar, teknoloji, 5G dijital altyapı ve diplomatik prestij açısından değerlendiriyor. Bölge ülkeleri artık tek kamp seçmiyor Orta Doğu'da, konuya göre ABD, Çin, Rusya, Avrupa, Türkiye, Hindistan veya İran'la çalışabilir hâle geliyor. Dünya artık kurallı düzenle çıplak güç siyaseti arasında değil, kuralların güç tarafından yeniden yorumlandığı ara bir rejimde yaşıyor sayın vekiller. Savaşın merkezi cephe değil, boğazlar ve ağlar oluyor. 21'inci yüzyıl savaşları toprak işgalinden çok dolaşımın felç edilmesi savaşları olarak gelişiyor. Gemiyi durduruyorsun, fiyatı yükseltiyorsun, sigortayı pahalılaştırıyorsun, Avrupa sanayisini sıkıştırıyorsun, Çin'in enerji hesabını değiştiriyorsun; artık "cephe" dediğimiz şey harita çizgisi değil, küresel akışların ve ticaret koridorlarının düğüm noktası hâline geliyor. İran savaşı bize bunları anlattı özetle yani yeni dünya düzeninde egemenlik artık mutlak bir zırh değil, kapasitesi, konumu ve tehdidi olan devletlerin üzerinde sürekli pazarlık yaptıkları kırılgan bir statü hâline gelmiş vaziyette. Bu savaşta en büyük dönüşüm olarak da şunu gördük: Barış, savaşın yokluğu değil, kontrollü gerilim yönetimi hâline gelmiş vaziyette.

Evet, sayın vekiller, bu açıdan baktığımızda, Türkiye'den buraya Orta Doğu'ya baktığımızda neyi görüyoruz? "Suriye'de Kürt'le Arap'ı çarpıştıralım. İran'da Kürt'le Fars'ı birbirine düşürelim." diyen küresel ve bölgesel zihniyetlerle "Türkiye'de Kürt ve Türk birbirini kırsın." zihniyeti aynıdır, aynı amaca hizmet eder. Bunun altını özellikle çiziyoruz. Bugün bu zihniyetin, bu zehrin panzehri nedir peki? Çatışma değil, uzlaşma; düşmanlık değil, kardeşlik; kavga değil, ittifaktır. O nedenle bugün Kürt sorununun Türkiye'de ve bölgede barışçıl demokratik çözümü üzerine her zamankinden fazla konuşuyoruz, her zamankinden fazla tartışıyoruz ve fikirlerimizi, önerilerimizi anlatıyoruz, bunu yapmaya da devam edeceğiz.

Hep vurguladık: Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da Kürtlerin hakları Kürt Türk, Arap, Fars ve diğer halkların ve inançların bu coğrafyadaki ittifakıyla gelişebilir; Türkiye'nin bu konuda oynayacağı rol hem tarihseldir hem de konjonktüreldir. Bu hepimizi geliştirir, tüm bölge halklarını da büyütür ve güçlendirir; işte, gerçek olan budur ve tarihî fırsat da budur; ortak gelecek ancak böyle şekillenir, böyle kurulur dedik. Türk-Kürt ittifakıyla hem bölgede hem de dünyada ciddi bir güç yaratmak mı yoksa Kürtlerin haklarını yok sayacak politikalara yönelmek mi? Bu tercihe ve alınacak karara göre gelecek şekillenecek ve belirleyici olacak. Milyonlarca Kürtün yaşadığı bu coğrafyada aslında Türkiye'nin Orta Doğu'da en güvenebileceği, birlikte hareket edebileceği ve bu gelişmeler karşısında güçlü bir pozisyon geliştirebileceği politika Türk-Kürt ittifakı üzerinden şekillenebilir; tarihsel olarak da böyledir, konjonktürel olarak da böyledir; o nedenle, bu bakış açısından ilerlemek ve geleneksel politikalar, geçmiş politikalar yerine yeni dönemin dönüştürücü politikalarını kavramak ve uygulamak büyük önem taşıyor. "Türkiye, demokrasisi, hukuku, ekonomisi, ticareti, kültürel yapısı ve çoğulculuğuyla model bir ülke ve toplum hâline gelmelidir." derken bu anlayışla meseleye bakıyoruz. Demokrasi ve diplomasi, müzakere ve diyalog esas olandır, vazgeçilmez olandır. Hem Orta Doğu'da ve tabii ki kendi sınırlarımız içinde, ülkemizde Türk-Kürt ittifakının en güçlü şekilde tesis edilmesinin, geliştirilmesinin ve bununla imkânların ve fırsatların bütün toplum için kullanılmasının yolu genişletilmelidir. Dünyadaki yıkıcı değişimlere ve gelişmelere karşı dirençli olmanın, kararlı olmanın, değiştirici ve dönüştürücü olmanın yolu buradan geçmektedir. Diğer yolların hepsi, hangisi olursa olsun hepsi felakete sürükleyen yollar olacaktır; bir kez daha bunu hatırlatmak istedim.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

İyi akşamlar. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)