| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 92 |
| Tarih: | 07.05.2026 |
YILMAZ HUN (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha geçen hafta MESEM kapsamında çalıştırılırken yaşamını yitiren bir çocuğun acısı hâlen toplumun vicdanında tazeyken Millî Eğitim Bakanının "Kaza olma ihtimali var diye MESEM'den vazgeçmeyeceğiz." sözleri kabul edilemez. Bu ülkede çocuklar eğitim görmek yerine sanayi atölyelerinde ağır çalışma koşullarında yaşamını yitiriyor. İktidar ise bunu sıradan bir iş kazası gibi göstermeye çalışıyor. Bu asla kabul edilemez, çocuklarının ölümü kader değildir. MESEM, yoksul çocukları eğitimden koparıp sermayeye ucuz ve güvencesiz işçi olarak sunan bir sömürü sistemidir. Bu uygulamaya derhâl son verilmelidir.
Değerli milletvekilleri, 28'inci madde teknik olarak depremden etkilenen bölgelerde yürütülecek yeniden yapılandırma çalışmalarına, hak sahipliği süreçlerine ve konut teslimlerine ilişkin düzenlemeler içeriyor. İlk bakışta afetzedelere sağlanan hibe ve kredilerin haczedilememesi gibi olumlu ve insani hükümler barındırsa da bu düzenlemenin arka planı depremi bir mülkiyet transferi ve ticari faaliyet alanına dönüştüren zihniyetin parçasıdır.
Değerli milletvekilleri, düzenlemeyle deprem sonrasında üretilen ancak hak sahiplerinin teslim almaktan vazgeçtiği veya çeşitli nedenlerle boş kalan konutların Kentsel Dönüşüm Başkanlığına bedelsiz devredilmesi ve bu konutların Başkanlık üzerinden satılabilmesini öngörüyor. Gelinen noktada afet yönetimi ticari bir gayrimenkul projesine dönüştürülüyor. Biz DEM PARTİ olarak soruyoruz: Devletin afet sonrası birincil görevi ticari amaçlı gayrimenkul pazarlamak mıdır, yoksa yurttaşın anayasal barınma hakkını güvence altına almak mıdır? Afet bölgelerinde kamu arazileri ve üretilen konutlar birer gelir kapısı olarak görülmektedir. Bu madde afet yönetiminin odağını sosyal ihtiyaçtan çıkarıp geniş kapsamlı bir inşaat ve satış sürecine kaydırıyor. Özellikle teslim alınmayan bağımsız bölümlerin köhneleşmesinin engellenmesi gerekçesinin arkasına sığınılarak bu mülklerin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'ndan muaf tutulması denetimsiz ve şeffaf olmayan bir satış sürecinin önünü açacaktır.
Değerli milletvekilleri, bu teklifle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı AFAD'a ait olması gerekirken doğrudan Kentsel Dönüşüm Başkanlığına devredilmesi ciddi bir mali ve idari denetim zafiyetini doğuracaktır. Genel bütçe kapsamında yer almayan bu Başkanlığa kredi tahsis etme, taşınmaz satma ve hatta borçlanma yetkisi verilmesi paralel bir bütçe yönetimini oluşturmaktadır. 595 milyar liralık devasa ek ödeneklerin hangi kriterlerle ve kime aktarılacağı şeffaf değildir. Halktan toplanan deprem vergilerinin ve kamu kaynaklarının bu denetimsiz havuzda nasıl eriyeceği konusunda endişeliyiz.
Değerli milletvekilleri, 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıla yakın bir süre geçmesine rağmen bölgedeki barınma krizi kronikleşmiş durumdadır. Şubat 2025 itibarıyla hâlen 649 bini aşkın yurttaşımız insani olmayan koşullarda yangın riski ve hijyen krizleri altında konteynerlerde yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. İktidar ise konut teslim oranlarını yüzde 60 seviyelerinde tutarak başarı hikâyesini anlatmaya çalışıyor. Oysa gerçeklik şudur: Hak sahiplerine 160 metrekarelik evlerinin yerine 80 metrekarelik daireler dağıtılmakta, belirsiz maliyet hesaplarıyla depremzedeler ömür boyu sürecek bir borç sarmalına itiliyor. Yurttaş travmasını atlatamadan kapısına gelen ödeme planlarıyla mülksüzleştiriliyor.
28'inci madde hibe ve kredilerin haczedilemeyeceği kuralı bir lütuf değil devletin zaten yerine getirmesi gereken asgari bir yükümlülüktür. Mera Kanunu'nu delerek köy yerleşik alanlarının dışına da inşaat rantını açan düzenleme ekolojik bütünlüğü ve mülkiyet güvenliğini yok saymaktadır. Bizim ihtiyacımız olan depremi "asrın felaketi" retoriğiyle meşrulaştırıp sorumluluğu doğaya yıkan bir anlayış değildir. İhtiyacımız olan; demokratik denetime açık, bilimsel verilere dayanan, yerel yönetimlerin dışlanmadığı ve insan onuruna yaraşır barınma hakkını esas alan demokratik ve ekolojik bir yeniden inşa sürecidir. Halkın rızasının olmadığı, bilimin dışlandığı ve depremzedelerin sadece birer müşteri olarak görüldüğü bu rant odaklı politikalara karşı çıkmaya devam edeceğiz.
Son olarak, 15 Mayıs Kürt dil bayramı vesilesiyle bir iki kelam etmek istiyorum. Bir halkın dili yalnızca iletişim aracı değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
YILMAZ HUN (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Aynı zamanda o halkın hafızası, kültürü, tarihsel varoluşudur. Yıllardır inkâr, yasak ve asimilasyon politikalarına rağmen Kürt halkı kendi diline sahip çıkmaya ve yaşatmaya devam etmiştir. Kürtler bu toprakların asli unsurlarıdır ve onun dili olan Kürtçe görmezden gelinemez. Yapılması gereken, bu ülkenin çok dilli ve çok kültürlü gerçekliğini kabul etmektir. Ana dilinde eğitim hakkının tanındığı, Kürtçenin kamusal yaşamda özgürce kullanıldığı demokratik bir düzen herkes için daha eşit bir geleceğin kapısını aralayacaktır. Bu vesileyle 15 Mayıs Kürt dil bayramını kutluyorum, "..."(*) diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)