| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 92 |
| Tarih: | 07.05.2026 |
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, bu Parlamentonun mensupları olarak ülkenin bütün sorunlarına şüphesiz hepimiz vâkıfız, iktidar muhalefet fark etmiyor. Bu sorunların çözümlerine ilişkin de asgari müştereklerde birleşiyoruz çoğu zaman da çözümün nasıl olması gerektiğine ilişkin. Zira, Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok, geriye tek bir meselemiz kalıyor yani burada bir sorunu tespit ve bir sorunu çözebilmek için 3 unsura ihtiyaç var: Akıl vicdan ve niyet. Ben bu Parlamentodaki tüm milletvekillerinin aklına ve vicdanına kefalet koyabilirim ama iktidarın niyetine kefalet koyamam açık söyleyeyim. Dolayısıyla hepimiz, iktidar muhalefet fark etmiyor, bu Parlamentodaki tüm milletvekilleri kendi aralarında ya da birbirlerine karşı hitapta, dilde "adalet" denilen bir hayalet var. Herkesin dilinde somut olarak bir adalet var ama uygulamada bu adaleti kimsenin gördüğü, bu adaletten kimsenin nasiplendiği yok. Yani adalet gerçekten artık bu iktidar döneminde bir hayalet hâline gelmiş durumda. Öyle ki biraz önce de sayın hatip, Sayın Grup Başkan Vekili ifade etti, yaşlılıkta bile adalet yok. Yani yaşlıları kategorilere ayırıp ona göre huzur evlerine başvurularına ilişkin... Bu yaşlılara evlatlarının bakabilmesi ya da bu yaşlıların -yaş almışların ne doğrusu- huzur evlerine muhtaç olmadan, aileleriyle birlikte kalabilmeleri de artık bu ekosistemde artık mümkün hâle gelmiyor. Yaşlılıkta adalet yok, çocuklukta adalet yok, beslenen çocuk, beslenemeyen çocuk, özel okul, devlet okulu ayrımı.... Devlet okulu dışında yurtlarda adalet yok. Daha yeni Sungurlu'da, KYK'nin kız öğrenci yurdunda 77 gencimiz yemekten zehirlendi. Bakın, tekrar, vatandaşın devletle yaptığı akdin bir başka tezahürünü.. Bunu daha önce de ifade ettim yani devlet ile vatandaş arasında bir akit vardır, bir sözleşme vardır ve bu sözleşmeye göre vatandaşın iki sorumluluğu var: Bir, devletine sadakat sorumluluğu; iki, vergi sorumluluğu. Biz vatandaş olarak devletimize sadakat gösteriyor ve bütün vergilerimizi doğrudan, dolaylı ödüyoruz. Bunun karşılığında devlet bizlere bakacak, koruyacak, kollayacak. Çocuklarımız doğuyor, yenidoğan çeteleriyle katlediliyor. Devlet okullarına gönderilen öğrencilerimiz okullarda kurşunların hedefi oluyor. Gençlerimiz KYK yurtlarında asansörlerde... İşte, daha dün Sungurlu'da KYK kız öğrenci yurdunda 77 gencimiz yemekten zehirleniyor. Akademilere gönderdiğimiz, Polis Akademisine, Harp Akademilerine gönderdiğimiz gençlerimiz cemaatlere, tarikatlara âdeta peşkeş çekildi, bir nesil ortadan kayboldu. Türk Silahlı Kuvvetlerine emanet ettiğimiz çocuklarımız, hatırlayın, geçtiğimiz senelerde Hatay'da Peygamber ocağında susuzluktan şehit oldular. Yani devleti yöneten iktidar her seferinde bu akitte tek taraflı olarak akdi ve akdin kurallarını suistimal ediyor ve her suistimalin sonunda da o meşhur cümle: "İnceleme başlattık."
Ya, her şey ortada, neyi inceliyorsunuz? Her şey ortada. Bürokratlarınızın duyarsızlığı ortada, tedbir alma özrünüz ortada.
Her seferinde, bütün felaketler gelirken, burada uyarılırken, bilim adamları uyarırken, milletvekilleri uyarırken, sizlerin önüne bu konuyla ilgili raporlar gelirken kafanızı kuma gömüyorsunuz, felaket başınıza geldikten sonra da tedbir almak değil, direkt uygulamaya koyduğunuz, ama torba ama kod kanun olarak buraya getirdiğiniz yasaklar üzerinden her şeyi yasaklıyorsunuz, her şeyi. O kadar kolay ki, yasakladığınız zaman hiçbir şey kalmıyor geriye.
Evet, dün biz burada milletvekilleri olarak cumhuriyet ve değerlerini tartışırken Ankara'da güzide bir üniversitemiz olan ODTÜ'de çok vahim bir hadise yaşandı. Türkiye Cumhuriyeti devletinde Türk gençlerinin açmış oldukları Türk bayrağı, yine aynı alanda bulunan diğer gençler tarafından provokasyon olarak tanımlandı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bakın, altını çiziyorum: Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenlik sahasında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yurttaşlarının olduğu bir alanda, Türk gençlerinin açmış olduğu Türk Bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bayrağı provokasyon olarak kabul edildi. Bununla ilgili "Mustafa Kemal'in askerleriyiz." diyen gençler ellerindeki Türk bayraklarıyla darbedildiler. Yani bunun devamında kurulacak bütün cümleler o kadar nafile ki, o kadar acı ki. Bununla ilgili rektörlük bir açıklama yaptı "Efendim burası uzlaşı kültürü." falan. Ya, kardeşim, bırak uzlaşı kültürünü falan, orası bir üniversite, akademi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniversitesi, güzide bir üniversite. Orada açılan ve provokasyona konu olduğu iddia edilen şey Türkiye Cumhuriyeti devletinin bayrağı ve bunu orada açan gençleri provokatörlükle itham etme cüretine ve o gençleri darbetme cüretine. Bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür? Bu nasıl vandallıktır? Bu nasıl tahammülsüzlüktür? Bu nasıl bir ihanettir? Kendi vatanına, kendi devletine, kendi milletine ve kendi bayrağına karşı bu nasıl bir ihanettir? Bunu nasıl açıklayacağız? Bu sadece yargının konusu falan da değil, bu her şeyden önce ahlakın konusu. Yine inceleme başlatmışlar, meşhur laf "İnceleme başlattık." o meşhur laf. Herkesin teflon gibi elini yıkayıp çıktığı, üzerinden kaydırdığı mevcut durum: "inceleme başlattık."
Tekrar ifade ediyorum, bu yargının, adli ve idari birimlerin görevinden ziyade bir ahlak problemidir, bu bir ahlaksızlıktır, bu bir haysiyet yoksunluğudur. Vatanının, devletinin, milletinin bayrağına karşı geliştirilen bu tutum bir haysiyet yoksunluğudur. Türkiye'de her şeyin tartışılmaya açılmasının bir ilericilik, bir demokratlık gibi tanımlanması da -yine, biraz önce bahsettiğim gibi- her şeyden önce aynı zamanda da bir akıl ve vefa problemidir. Cumhuriyet, bunu tartışmaya açacağımız bir konu yok. Üniter yapımız, tartışmaya açacağımız bir konu yok. Millî şuur olma bilincimiz, bayrağımız, tarihimiz, devlet olma kültürümüz; bunlar bizim tartışmaya açacağımız konular değil, bunlar sahip çıkacağımız konulardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Belli konularda ve belli hadiselerde, bu değerlerde, bu kavramlarda, bu ülküde birleşemediğimiz sürece, bu ülkede işte, biraz önce söylediğim gibi, adalet dediğiniz hayaletin peşinde koşarsınız, tarif edemediğiniz bir dış cepheye karşı kendinizce iç cephe yaratmış olursunuz. Bunun ne memlekete ne millete bir faydası olmayacağı gibi, bu Parlamentodaki tüm mebuslara, tüm milletvekillerine, tüm parlamenterlere buradan seslenmek istiyorum: Bu hepimizin sorumluluğu, bu konulardaki hassasiyet hepimizin sorumluluğu. Bununla ilgili "asgari müşterek" diye bir kavram yok, bunların sınırları ve hudutları bellidir. Bu sınırlar ve hudutların dışına çıkmak, bu sınır ve hudutları zorlamanın da bu memlekete, bu millete ve bu şanlı tarihe hiçbir fayda getirmeyeceği ortadadır.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)