GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:91
Tarih:06.05.2026

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Değerli milletvekilleri, bir teklif düşünün 14 ayrı kanun ile bir kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılıyor. Mülkiyet hakkından çevre denetimine, belediyelerin ekonomik kararlarından yapı güvenliğine kadar son derece farklı alanlara müdahale ediliyor fakat böylesine kapsamlı bir teklif ilgili tali komisyonlarda gereği gibi konuşulmuyor, sonra da bu tabloya dönüp "sağlıklı yasama süreci" denilmesi bekleniyor; aksine, bunun adı siyasi çoğunluğun gücüyle teklifi süratle geçirip tartışmayı daraltmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ben özellikle 19'uncu madde üzerinde durmak istiyorum çünkü bu madde teklifin geneline hâkim olan anlayışın en sorunlu, en çarpıcı ve en dikkat çekici örneklerinden biridir. 19'uncu maddeyle kullanılmayan veya atıl durumda olduğu değerlendirilen hazine taşınmazlarının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca resen hazine adına tescil edilmesi, bedelsiz devredilmesi ve değerlendirilmesi öngörülmektedir. Bununla da yetinilmiyor, bu taşınmazların satışından veya değerlendirilmesinden doğacak gelirlerin belirli oranlarla paylaştırılması da düzenleniyor.

Şimdi, burada sorulması gereken çok temel sorular var: Kullanılmayan taşınmaz nedir? Atıl taşınmaz neye göre belirlenecektir? Bu değerlendirmeyi kim yapacaktır? Hangi idari merci hangi somut verilere dayanarak bir taşınmazı atıl kabul edecektir? Ne yazık ki bu soruların hiçbirine kanun metninde açık ve net bir cevap verilmemektedir. Sorun tam da burada başlamaktadır çünkü siz kavramları tanımlamaz, sınırları çizmezsiniz hukuku güçlendirmiş olmazsınız, idarenin hareket alanını genişletmiş olursunuz. Düzenleme yapmış gibi görünür ama gerçekte belirsizliği kurumsallaştırırsınız.

Mülkiyet hakkını ilgilendiren böyle bir düzenlemede kurallar açık olmalı, sınırlar net çizilmelidir ama bu maddede tam tersi yapılıyor; kavramlar belirsiz bırakılıyor, yetki tek elde toplanıyor ve sonuç doğuran kararlar idarenin takdirine bırakılıyor. Tam da bu noktada şu gerçeği hatırlatmak gerekiyor: Kullanılmayan veya atıl olduğu değerlendirilen taşınmazların her bir metrekaresi Türk milletinindir, 86 milyonun ortak malıdır. Bunu asla ama asla unutmayın. İşte, bu sebeple, tüm vatandaşlarımızın mülkiyet hakkına giriyorsunuz. Mesele sadece bu taşınmazları ekonomiye kazandırmak değildir; asıl mesele bu süreçte Türk milletinin hakkının ne kadar güvence altında olduğudur. İşte, bu yüzden diyoruz ki bu düzenleme yapılırken esas alınması gereken şey sadece tasarruf değil aynı zamanda milletin mülkiyet hakkını koruyan güçlü bir hukuk güvencesidir. Aksi hâlde, bu madde teknik bir düzenleme olmaktan çıkar, milletimizin hakkını zayıflatan bir anlayışın somut göstergesine dönüşür.

AK PARTİ'sinin yönetim anlayışı artık açıkça şunu dönüşmüştür: Net kurallar koymak yerine geniş takdir alanı oluşturmak, hukuki güvence sağlamak yerine merkezî idareyi büyütmek, belirsizliği gidermek yerine belirsizlikten güç üretmek. Hazine taşınmazlarının ekonomiye kazandırılmasına kimse karşı değil ama "kamu yararı" denilerek hukuk güvenliğini zayıflatılamaz, muğlak kavramlarla sınırsız yetki verilemez. Bir taşınmazın durumunun hangi ölçütlerle ve nasıl değerlendirileceği açık kurallarla belirlenmelidir, aksi hâlde hukuk değil, idarenin takdiri belirleyici olur. Bizim itirazımız da tam olarak bunadır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ'si iktidarı uzun süredir aynı yönetim refleksiyle hareket etmektedir; önce kavramları gevşetiyor, sonra yetkileri tek merkezde topluyor, daha sonra ortaya çıkan sakıncaları yönetmeliklerle, genelgelerle ve uygulama yorumlarıyla düzeltmeye çalışıyor. Yani kanunda güvence üretmesi gerekirken kanunla belirsizlik üretiliyor. Sonuçta vatandaşlarımız da kurum da yargı da aynı soruyla baş başa kalıyor: Kanun burada tam olarak ne demek istiyor? Oysa, hukuk devleti niyet okumaya dayalı bir rejim değildir; hukuk devleti açık normlarla ayakta kalır.

19'uncu madde aynı zamanda teklifin genel siyasi yaklaşımını da açıkça göstermektedir. Sanki her kararla yeni bir merkezî müdahale gerektiriyormuş gibi hareket edilmektedir; oysa, devlet yönetimi her başlıkla yeni bir vesayet halkası kurmakla değil, kurumları işler kılmakla ve hukuka güven vermekle güçlenir. Buradan AK PARTİ'si sıralarına açıkça sesleniyorum: Bu maddede kullanılan kavramların ölçütlerini neden kanuna yazmıyorsunuz? Neden açık tanımlardan kaçınıyorsunuz? Neden hangi mercinin hangi usulle ve hangi denetime tabi olarak işlem yapacağını açıkça göstermiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Unutulmamalıdır ki devletin takdir alanı genişlerken milletin güvencesi daralıyorsa orada hukuk devleti zemin kaybediyor demektir. Biz İYİ Parti olarak hazineye ait taşınmazların etkin değerlendirilmesine elbette ki karşı değiliz; biz, idarenin sınırları çizilmemiş yetkilerle donatılmasına karşıyız çünkü bizim için esas olan güçlü hukuk zeminidir.

Bu gerekçelerle, teklifin 19'uncu maddesine açık biçimde itiraz ediyor; dün ebediyete uğurladığımız, partimizin emektarlarından, Kıbrıs gazisi, namıdiğer, Yolyemez Sami dayıyı rahmetle anıyor, yüce Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)