GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:91
Tarih:06.05.2026

HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Görüşülmekte olan kanun teklifi yapı denetimi ve laboratuvar kuruluşlarına yönelik yaptırımları sıkılaştırıyor. İYİ Parti olarak can güvenliğinin her şeyin üzerinde olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle, yapı güvenliğini artıracak her olumlu adımın destekçisiyiz ancak değerli milletvekilleri, gerçekçi olalım, bizim sorunumuz sadece depremler değildir. Türkiye'de geçmişteki denetimsiz imar barışları ve kaçak yapılaşma yüzünden deprem bile olmadan kendi ağırlığıyla çöken binalarımız var. Önceki sarsıntılarda ağır hasar aldığı hâlde makyajlanıp üzeri örtülen binlerce yapı stokuyla karşı karşıyayız. İşte bu yüzden, kanun yapmak sadece cezaları artırmak demek değildir. Yapıyı denetleyenleri cezalarla boğarken imar disiplinini baştan aşağıya kurmalı, iyi niyetli teknik personeli koruyacak güvenceleri de hayata geçirmeliyiz. Aksi hâlde, sektörde çalışacak nitelikli uzman bulamayız.

Değerli milletvekilleri, söylemek gerekir ki teklifin genelinde ciddi hak kayıpları ve ölçüsüzlükler var. Benden önceki hatipler de değindi, ben de daha önce bu kürsüden ifade ettim. Biz İYİ Parti olarak bu aksaklıklara karşı yapıcı önergelerimizi sunduk ama ne yazık ki hepsi iktidar çoğunluğu tarafından reddedildi. Ölçüsüz yükümlülüklerin esnafımızı nasıl zora soktuğunu sadece inşaatta değil, hayatın her alanında görüyoruz. Bunun en somut örneği, ulaşım ve servisçi esnafımızın omuzlarına yüklenen anlamsız takograf yüküdür. Ben de bugün özellikle bu haksızlığı dile getirmek için esnafımızın sesi olmak istedim. Şubat ayında yürürlüğe giren düzenlemeyle 17 kişiden fazla kapasiteli otobüslere takograf zorunluluğu getirildi ancak bu zorunluluk sadece şehir içinde çalışan, güzergâhı belli, UKOME izni ve belediye ruhsatıyla faaliyet gösteren şehir içi servis araçlarımıza da aynen uygulanıyor. Yahu elinizi vicdanınıza koyun, şehirler arası yollarda giden bir otobüs ile sabah işçi, öğlen öğrenci taşıyan, günde toplasanız 30-40 kilometre yol yapan servis aracı aynı kefeye konulabilir mi? Bu araçlar zaten takip sistemleriylle saniye saniye izleniyor, bu esnafa bir de takograf masraflarıyla ceza risklerini yüklemek ölçülülük ilkesine aykırıdır. Gelin, şehir içi servislerimizi bu zorunluluktan muaf tutalım, bu mali eziyete son verelim.

Sayın milletvekilleri, esnafımızın tek derdi takograf da değil, basit usulden gerçek usule geçirilen servisçi, taksici, dolmuşçu ve minibüsçü esnafımız ağır bir maliyet altındadır. Bugün bir şoför esnafının KDV'si, gelir vergisi, şoför ücreti, SGK primi, araç bakımı ve yüzde 40'a varan akaryakıt vergileri üst üste konulduğunda kazancının neredeyse tam yüzde 75'i gider hanesinde yer alıyor. Alın teriyle gün boyu direksiyon sallayan bu insanlar, evine rızık götüremez hâle gelmiştir. Esnafımız yok olursa şehir içi ulaşım çöker. Çözüm son derece net ve adildir: Halk otobüslerinde uygulanan hasılata dayalı vergilendirme sistemi derhâl servis araçları, taksiler, dolmuşlar ve minibüsçüler için de geçerli kılınmalıdır. Bu sistem kayıt dışılığı önleyecek hem de esnafımıza nefes aldıracaktır. Küçük esnaf bu ülkenin omurgasıdır. Bu omurganın kırılmasına müsaade etmeyelim.

İYİ PARTİ olarak hem yapı denetiminde adaletin hem de sokakta alın teri döken ulaşım esnafımızın haklarının takipçisi olacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)