| Konu: | DEM PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 91 |
| Tarih: | 06.05.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Cezaevlerinde hemen hemen her gün ölüm, şüpheli ölüm veya bir intihar haberiyle karşılaşıyoruz açıkçası. Çünkü yaşam hakkını doğrudan tehdit eden, insanları duvarların arkasında öldüren ağır bir infaz rejimi var bu ülkede. Adalet Bakanlığının verilerine göre kapasitesi 304 bin olan cezaevlerinde Mart 2026 yılı itibarıyla 412 bin kişiyi aşkın, kapasitenin çok üzerinde hükümlü ve tutuklu bulunmaktadır. Devlet, insanları üst üste yığmış, sağlıksız, insan onuruna aykırı ve güvencesiz koşullarda mahpus etmeye devam ediyor. Her zaman ifade ettiğimiz gibi çözüm, daha fazla beton dökmek değil, daha fazla duvar örmek değil, insan onuruna aykırı yeni cezaevlerini yapmak değil, insan onuruna uygun cezaevleri ve hukuk sistemi oluşturmaktır. Türkiye'de bir hukuk sistemi olmadığı için cezaevleri dolup taşıyor. Bu da Türkiye'nin ihtiyacı olan toplumsal barışı büyütmüyor, aksine küçültüyor. Yoksulluğu, eşitsizliği, şiddeti ve çatışmayı ortadan kaldıran bütüncül bir politikaya ihtiyaç vardır. Cezaevlerini büyüten bir siyaset topluma kaybettiriyor ve ölümü çoğaltıyor; AKP iktidarının yaptığı da bu, ölümü çoğaltıp kendi iktidarını sürdürmektedir.
Daha çok cezaevi anlayışı daha çok kriz, daha çok yüksek duvarların arkasına saklanmak dışında hiçbir işe yaramıyor ne yazık ki. Şimdi, o duvarların arkasında yok olan hayatların verilerine bakacak olursak, 2018 ile 2023 yılları arasında 2.258 mahpus cezaevinde yaşamını yitirmiştir. Ardından yalnızca bir buçuk yıllık süreçte bu sayı 1.000'in üzerine çıkmış. Yine, 2024 yılı içerisinde en az 68 hükümlü ve tutuklu intihar kaydıyla yaşamını yitirmiştir. Ben de buraya gelmeden Meclisin tutanaklarına baktım, sörfledim, bu Mecliste cezaevleriyle ilgili 2.280 defa itiraz yayımlanmış ve milletvekilleri söz kurmuş, 2.280 defa söz kurulmuş. Ardından, Adalet Bakanlığına soruyoruz "Devletin gözetimi altındaki bu insanlar nasıl bu kadar kolay sürükleniyor ölüme? Neden? Hangi infaz anlayışı bu kadar ölümü olağanlaştırabilir? Hangi yönetim aklı bu rakamların ardında hâlen rutin bir işleyişin varlığından söz edebilir?" diye ama Adalet Bakanlığı soru önergelerine verdiği cevaplarda "Her şey hukuka uygun." diyor. Hatırlarsanız önceki Adalet Bakanının da "Adalet mülkün temelidir." gibi bir sözü vardı, biz onu buradan tekrar tekrar analım ama şimdiki Adalet Bakanının cezaevleriyle ilgili yaklaşımının olumlu yönde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
Bakın, bu ülkenin aynası cezaevleridir; cezaevlerinde işkence, kötü muamele, ölüm varsa toplumda da vardır. Bunu bir kez daha Adalet Bakanına buradan soracak olursak: Sorumluluğunuz altındaki cezaevlerinde hangi ölüm, kaç ölüm hukuka uygun? Kimin hukukuna göre bu ölümler uygun? Değerli milletvekilleri, tüm bu ölümler bir anlık karar ya da tekil bir olay gibi kayda geçiriliyor ama oysa son ana kadar giden yol kurum duvarları içinde adım adım örülmeye devam ediyor; tecrit örülüyor, sağlığa erişim engelleniyor, geciken hastane sevkleriyle bu ölüm örülüyor; kelepçeli muayene dayatmasıyla, yetersiz psikososyal destekle örülüyor bunlar. Yine, ailesinden yüzlerce, binlerce kilometre uzaklıkta "sevk" adı altında yapılan sürgünlerle mahpusun yalnızlığı örülüyor. Karşılıksız bırakılan dilekçelerle, keyfî disiplin cezalarıyla, işlemeyen denetim mekanizmalarıyla bu ölümler örülüyor.
Bir de bugün cezaevlerinde ölümün mimari zemini Y ve S tipi cezaevleri gibi yüksek güvenlikli cezaevleri var. Tecridi gündelik hayatın olağan merkezine yerleştiren bu yapılar tek kişilik odalarda, dar havalandırmalarda, sınırlı ortak alanlarda, sınırlı sosyal temaslarla, sürekli gözetimle insanı yalnızlaştıran, ruhsal olarak tüketen, yaşamla bağını zayıflatan ağır bir kapatma düzeni olarak işlemeye devam ediyor. Üstelik bu koşullar hükümlülerle sınırlı değil, henüz yargılaması süren tutuklular da aynı ağır rejimin içine alınıyor yani ceza henüz kesinleşmeden, mahkeme kararından önce bu fiilen başlamaya devam ediyor. İnsanlar daha fazla yargılanırken en ağır kapatma rejimiyle yüz yüze bırakılıyor, masumiyet karinesi diye bir şey söz konusu değil bu ülkede.
Bu durmadan ölüm üreten düzenin en ağır başlıklarından biri de ağırlaştırılmış müebbet hapis infazlarıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
KAMURAN TANHAN (Devamla) - "Ölünceye kadar infaz sürecek." diyen bu yasa hukuk kılıfına alınmış, sonucu ise ölüme bağlanmış bir katil yasadan başka bir şey değil, sonucu ölüme bağlanmış katil bir yasadan başka bir rejim değildir. Bu yasa, mahpusların umudunu ve geleceğini yok ediyor, insanın yaşama tutunma ihtimalini yok ediyor. Bir insana "Buradan ancak ölümün çıkacak." demek infaz hukuku altında ölümü zamana yaymaktır, cinayet işlemektir. Biz bu katil yasa düzenini kabul etmiyoruz.
Değerli arkadaşlar, insanı umut hakkından koparan, yaşamla bağını kesen, ölümü infazın doğal sonucu hâline getiren bir anlayışla yüzleşmek zorundayız. Cezaevlerinde yaşanan her ölüm, her intihar, her şüpheli ölüm bu tecrit siyasetinin, bu cezasız ve denetimsiz kapatma rejiminin doğal sonucudur. Biz bu düzenin, bu ağır sessizliğinin, bu örgütlü ihmaller zincirinin Meclis tarafından araştırılmasını talep ediyoruz. Araştırılmazsa İran'daki idamlardan hiçbir farkı kalmayacaktır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)