| Konu: | Akademisyenlerin, hâkimlerin, savcıların, memurların, alt gelir grubunun, üst gelir grubunun, orta sınıfın ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diyen teğmenlerin statülerine, vatandaşın ihtiyacının hakikatleri elde etmek olduğuna ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 91 |
| Tarih: | 06.05.2026 |
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dün bir bilim insanıyla konuştum, bir akademisyen ve bu akademisyen arkadaşımız şöyle bir çığlıkta bulundu: Yurt dışından bir sempozyum daveti geliyor kendisine, bir Türk akademisyenin yurt dışında makalesi kabul edilmiş, belki kendisini alanında dünyaca ünlü isimler dinleyecek ama bu heyecanı anlatmaktan ziyade stresini benimle paylaştı. Önce vize için kuyruğa girecek, pasaport, davetiye, banka hesap dökümü, seyahat sağlık sigortası, uçak bileti -en ucuz tarifeden bile alsa binlerce lira- bu sempozyuma katılım ücreti; bunların hepsinin toplamı neredeyse bir aylık maaşı kadar. Bu, genç bir akademisyen ve uluslararası bir sempozyuma makalesi sebebiyle davet edilmiş bir akademisyen. Konaklaması, yemek, şehir içi ulaşımı, hepsini cebinden karşılayacak. Bunların hepsi, biraz önce söylediğim gibi, maaşından fazla. İşte Türkiye'de "academia"nın, akademisyenin nasıl tek başına bırakıldığına, nasıl çaresiz bırakıldığına ilişkin bir örnek, işte size akademisyenlerin statüsü.
Bugün Türkiye'de hâkim ve savcıların statüsünü değerlendirmek gerekiyor. Hâkim ve savcıların yer ve yetki teminatı yok, HSYK'nin iki dudağının arasındalar. Verdikleri kararların hukuka uygunluğundan ziyade sarayın, iktidar ve ortaklarının istek, talep ve duygularına hitap etmesi önem arz ediyor. İşte size hâkim ve savcıların statüsü.
Türkiye'de, memurumuzun bir statüsü yok. Memurlarımızın tamamı siyasi bir baskı ve gölgenin altında işlerini ve kendilerine verilen görevleri ifa etmeye çalışıyorlar. Çoğu da bir gün iktidar değişir korkusuyla bir imza atmaya korkuyorlar.
Bugün, alt gelir grubunun statüsü umutsuzluk, geleceğe ilişkin hiçbir şeyleri yok. Bugün Hıdırellez'i idrak ediyoruz. Alt gelir grubunun, gül ağaçlarının altına, güllerin altına koydukları o resimlere bir çıkarıp da istatistiksel olarak baksak, aslında ne kadar mütevazı talepler olduğunu, oralara neyi karalamaya çalıştıklarını ve memleketin, alt gelir grubunun neye ihtiyacı olduğunu çok net ortaya koyarsınız.
Üst gelir grubu tatminsiz, üst gelir grubu ürkek. Bu ülkede üst gelir grubu için statüyü değerlendirirsek hepsinin hayatı bir polis fezlekesiyle, bir savcı iddianamesiyle mülkiyet hakkının ortadan kaybedildiği bir memleket profili.
Bugün orta sınıf mutsuz çünkü her gün alım gücü ortadan kalkıyor, her gün geliri giderinin karşısında eriyor; evlatlarına ilişkin, geleceğine ilişkin hiçbir yatırıma, hiçbir gelecek tasavvuruna kendisini adapte edemiyor.
Bugün "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" diyen teğmenlerimizin statüsü hepimizce malum ama Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya teşebbüs edenler için memlekette statü arayışı ve beklentisi oluşuyor. İşte küçük bir Türkiye panoraması, işte küçük bir Türkiye fotoğrafı. Bugün Sayın Genel Başkanımız grup toplantısında da bu konuya ilişkin duygularımızı ifade etti.
Yaklaşan Anneler Günü'nde anneler çocukları için umutsuz, anneler çocukları için mutsuz; Türkiye'de insanların yüzü gülmüyor, insanların Türkiye'de maalesef ve maalesef çok ciddi kaygıları var ve bugün bu Parlamentoda aslında bizlerin her yaptığımız konuşmayla birlikte vermemiz gereken mücadele bu yurttaşların her birinin yüzüne tebessümü kondurabilmek ancak vatandaşın sorunlarını çözmek yerine, gerek medyada gerek sahada gerekse Parlamentoda vatandaşın sorunlarını çözmek yerine siyaset kurumu kendi sorunlarını vatandaşın sırtına yüklüyor. Medyada istediğiniz tarafta, ister Seferoğulları ister Tellioğulları, iktidar/muhalefet diye bir fark gözetmeksizin aslında herkes kendi perspektifinden kendi gerçeğini -kendi doğrularını daha doğrusu- vatandaşa dayatmaya uğraşıyor ancak vatandaşın ihtiyacı olan sizin ya da bizim doğrularımız değil vatandaşın ihtiyacı olan sadece ve sadece hakikat. Hakikatleri elde ettikten sonra vatandaş zaten en doğru analizle en doğru sonucu ve en doğru kararı verebiliyor.
Dolayısıyla ben -bugün Sayın Ekmen'in de ifade ettiği gibi- çok uzatmak istemiyorum,
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.