GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:90
Tarih:05.05.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Mayıs günü yani önceki gün Birleşmiş Milletler Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ydü. Türkiye'de basın özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılması önergesini vereli ve üzerinde konuşalı çok zaman geçmedi. 25 Martta, topu topu kırk gün önce aynı konuda önerge vermiştik ve ben söz almıştım. Önergemiz ve bizim önergemizden bir gün önce aynı mahiyette verilmiş olan bir önerge, Sayın AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarımız, her zaman olduğu gibi sizlerin oylarıyla reddedilmişti. Peki, bu kadar kısa bir süre sonra bir kez daha Türkiye'de basın özgürlüğünün durumunun araştırılması önergesini niye veriyoruz ve ben niçin tekrar aynı konuda bu kürsüyü işgal ediyorum? Çünkü aradan geçen kısa süre içinde Türkiye'de, basının özgürleşeceğine dair hiçbir emare görülmediği için 3 Mayısın ardından gelen ilk TBMM bileşiminde bugün Türkiye'de basın özgürlüğünün durumu hakkında bir Meclis araştırması açılmasını gerekli görüyoruz. Bu arada, Türkiye'de basının TEKEL altına alınmasının basın özgürlüğünü nasıl geriletmiş olduğunun yanı sıra, AKP iktidarının her konudaki TEKEL'ci tavrın doğurduğu vahim sonuçlara ilişkin çok önemli bir konuya da tutanaklara geçmesi için bu kürsüden dikkatinizi çekmek istiyorum.

22 Nisanda yani iki hafta önce Brüksel'de Küresel Sumud Parlamenterler Kongresi toplandı. İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırımı teşhir etmek için ve Gazze'ye deniz yoluyla insani yardım götüren konvoya destek olmak amacıyla dünyanın dört bir yanından gelen parlamenterler ve insan hakları savunucuları Brüksel'de bir araya geldi. Toplantıya Türkiye'den aralarında benim de bulunduğum 4'ü AK PARTİ'li, 3'ü YENİ YOL Grubundan, 1'i HÜDA PAR'lı, 1'i Yeniden Refah Partili 10 Parlamenter katıldı. Gelgelelim, söz konusu Gazze'ye yapılacak yardımla dayanışma kongresi perde arkasından öyle ayarlanmıştı ki konuşma yapmaları için Türkiye'den gelenler arasında söz verilen 3 Parlamenterin 3'ü de AKP'liydi. Oysa aramızda, Ekim 2025'te İsrail'in Sumud Filotillasına saldırıp rehine almış olduğu 3 parlamenter arkadaşımız vardı: Sema Silkin Ün, Necmettin Çalışkan ve Mehmet Atmaca. Bu 3 arkadaşımızdan hiçbiri kürsüye davet edilmedi, hiçbirine hak etmiş oldukları kadirşinaslık gösterilmedi. Brüksel'deki Sumud Filosuyla dayanışma kongresinin kürsüsü, Türkiye'den gelenler arasında AK PARTİ'lilerin şovu için ayrılmıştı sanki. Brüksel'deki Sumud Parlamenterler Kongresi'nden tam bir hafta sonra İsrail, bir kez daha, Gazze'ye yardım götürmekte olan konvoya, üstelik Yunan karasularında saldırdı ve İsrail'in bu saldırısına, başkanlığını Trump'ın yaptığı, adını "Gazze Barış Konseyi" koyduğu yapı arka çıktı ve Sumud Filosu'nu gösteriş yapmak amacı taşıyan sahte eylemcilik olarak niteledi. İsrail saldırısına arka çıkan bu yapının içinde Türkiye de yer alıyor. "Türkiye'nin orada ne işi var!" diye bu kürsüden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a çağrıda bulunarak "Türkiye'yi bu ayıptan kurtarın, Trump'ın kuyruğuna takılmayın, derhâl o konseyden çıkın." diye haykıran ve davette bulunan ilk işi benim, açın tutanaklara bakın, göreceksiniz.

Şimdi, bu kez, Brüksel Kongresi'ne katılmış olan AKP'li milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Hadi kalkın, Genel Başkanınıza söyleyin, Türkiye, Trump başkanlığındaki Netanyahu patentli Gazze konseyini derhâl terk etsin. Bunu yaptığınız takdirde işte o zaman boynunuza Filistin kefiyesi takıp orada burada İsrail'i kınamaya hak kazanırsınız. Bu arada siz AKP milletvekilleri, pek umudum yok ama verdiğimiz Türkiye'de basın özgürlüğünün durumu konusundaki Meclis araştırması açılması önergesine de destek olun.

Saygılar sunuyorum. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)