| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 88 |
| Tarih: | 29.04.2026 |
CHP GRUBU ADINA CEM AVŞAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle 15 farklı kanunda değişikliğe gidilmekte "torba kanun" adı altında denetimin ve yetkinin merkeze toplanmasına hizmet edecek kanun maddeleri içermektedir. Mülkiyet hakkına saldırı ve gücü merkeze toplamak için olan ısrarı bazı maddelerde ne yazık ki yine görüyoruz. Nedir onlar? Birinci bölüm için neyi oylayacağız ufak ufak değinelim. Çünkü hayati öneme sahip deprem konusunda daha bilinçli bir şekilde tartışmak şart, kanunun da ilk gerekçesi depreme hazırlık. Dediğim gibi, söz konusu kanun teklifinin gerekçesinde ülkemizin deprem kuşağında bulunduğu ve yapı güvenliğinin artırılması gerektiği yazıyor. Bir iktidarın çeyrek asır kadar gecikse de böyle tespitler yapabilmesi elbette değerli. Hatta deniyor ki: "Kaçak yapılaşmanın önüne geçmek için yaptırımlar öngörüyoruz." Aynı iktidarın çıkardığı 8 imar affının ardından bunu söyleyebilmesi de âdeta bir kara komedi. Bu torba kanunda acele kamulaştırma var, belediyelerin malına göz dikmek var fakat riskli alanların tespiti ve dönüşümüyle ilgili dişe dokunur bir şey yok; hangi deprem? Bu, geçen sene iktidara gelmişsiniz gibi yaptığınız durum tespitlerinin arkasına sakladığınız tek bir gerçek var o da bütün sermayenin bitmesi ve açığa verilen vaatlerin karşılanması.
6'ncı maddeden başlayalım: Kooperatif ortaklarının taşınmazları üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması öngörülüyor. Tüm hak sahiplerine anahtarları teslim edilmeden dairesini önceden alan ya da hissesini üçüncü kişilere önden devretmek isteyen hak sahibinin bu tasarrufu engelleniyor. Yani ortakların kooperatifle hukuki ve fiili bağının devamını zorunlu kılıyor. Arkadaşlar, bu madde, bir kamu yararı bulunmadığı gibi Anayasa’nın 35'inci maddesiyle de çeliştiğiden kaldırılmak zorundadır. Birçok muhalefet şerhleri verildi bununla alakalı hatta İYİ Parti Grubu yüzde 50'ye indirilmesiyle alakalı yüzde 100 tamamlaması değil de tapu devrinde yüzde 50 şartı getirildi ama maalesef görmezden gelindi.
11'inci madde kritik. Çevre, Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılacak toplu konutların, bölgedeki kamu mülkleri ve özel mülkler hakkında Bakanlığın devir veya acele kamulaştırma kararı almasını konuşuyor. Neden? İnşaatların hızlanması için. Bu maddede aynı diğeri gibi düpedüz mülkiyet hakkına saldırıdır. Acele kamulaştırma olağanüstü durumlarda kullanılması gereken istisnai bir yetkidir. Böyle geniş bir yetkiyi bakanlıkla ilgiliyse gibi muğlak açıklamalarda kullanmak, devlet geleneğimizde olmayan, vatandaşın malına çöken kamulaştırma uygulamasını keşfeden, siyasi propaganda için vaat veren, sıkışınca "Kamulaştıracağız." diyen bir anlayışın ürünüdür. Maddenin yazılan gerekçesi deprem, maddenin sebebi muslukların kesik olması, paranın bitmiş olması. Kamu arazileri, kamu mülkleri satılıyor, yetmiyor; şimdi de vatandaşın tarlasına, tapusuna, belediyenin malına göz dikiyor. Ekrem İmamoğlu demişti ya "Otuz yıl önce alınmış diplomayı iptal eden akıl yarın sizin tapunuzu da elinizden alır, tarlanıza çöker." İşte bu kanun teklifi, bu madde onun da yolunu açar. Hedeflerinize kendi çabanızla ulaşamayınca, 500 bin konutu nasıl bitireceğiz?" diye konuşunca acele kamulaştırmaya sığınarak asrın başarısıyla bir kez daha övüneceğinizi zannediyorsunuz. Asrın kurnazlığını millet yemez. Onlarca soru önergesi verdik; İlk Evim, İlk İş Yerim Projesi'nin akıbeti, 100 Bin Sosyal Konut Projesi'nin akıbeti, cumhuriyet tarihinde en büyük sosyal konut projeleri diye açıklanan projelerin akıbeti diye, hepsi cevapsız. Önce proje açıkla, sonra sanki anahtarı teslim etmiş gibi davran, yapmak için de "Eldeki vatandaşın malını kamulaştıracağım." de. Yok öyle.
Diğer maddeler 12 ve 13'üncü maddede de karşımıza her zamanki gibi felaket yaşandıktan sonra aklın başına gelmesi çıkıyor. Yangın güvenliğine yönelik periyodik kontrol ve gerekli önlemleri almak üzere yazılmış. Deniliyor ki: "Yangın güvenliği kontrolleri bakanlık ve yetkilendirdiği kuruluşlar tarafından gerçekleştirilecektir." Burası çok güzel. Ama diyor ki: "Bu kontroller belediyelerin itfaiye teşkilatı veya itfaiyenin gerekli gördüğü durumlarda yapılacak." Yani periyodik kontrolü yapacak olan başkanlarını tutukladığınız belediyeler, denetimde bir sıkıntı ortaya çıkarsa da intikal edecek bakanlık. 78 canımızı kaybettik Kartalkaya faciasında, 36'sı çocuk; ders aldık da mı bu maddeyi yaptık? Belediyeler Birliğiyle oturduk da kaynaklarını, verilere baktık da mı bu maddeyi yaptık? İster CHP'li ister AK PARTİ'li ister İYİ Partili ister DEM PARTİ'li, hangi parti olursa olsun diğer belediyelerin elindeki insan kaynağı buna yetiyor mu, bunları görüştük de mi bu maddeyi yaptık? Yoksa biz üstümüzden sorumluluğu atalım da ne olursa olsun diye mi yaptık?
Bir diğer ve en önemli maddesi bence bu kanunun ilk bölümünde 17'nci madde, açık ve aleni şekilde bir yetki gasbı. Madde diyor ki: Belediyelerin, bağlı kuruluşların ve kontrolündeki şirketlerin yeni şirket veya kooperatif kurmalarını, ortak olmalarını, sermaye koymalarını ya da hibe dâhil her türlü yolla hisse edinmelerini Cumhurbaşkanlığı iznine bağlayacağız. Belediyelere iki senedir dur durak demeksizin kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için yapılan saldırılar var iktidar tarafından, bu saldırıları meşru kılmak adına yeni bir düzenleme bu; özeti bu. Normalde bu kadar geniş bir yetki için sıkı şartlar gerekliyken burada, evirip çevirip uydurabileceğiniz kavramlar karşımıza çıkıyor; yok "atıl olma", yok "daha etkin, verimli kullanma" gibi. Biz muğlak kavramları çekip çevirip halkın tamamıyla zararına olacak şekilde nasıl kullanıldığını yirmi yıllık tecrübeyle biliyoruz, vatandaş da çok iyi biliyor. Bu madde son senelerde yerel yönetimlerin yetkilerini gasbetme amaçlı planlanan girişimlerden bir diğeri. Sistemi tek tipleştirmeye, milletin verdiği yetkiyi gasbetmeye çakılan bir çivi daha.
Bir de maddeyi gerekçelendirirken deniyor ki: "Belediyelerin uygulamaları denetimsiz kalıyor." Sayıştay diye bir kurum var. Duydunuz mu? Duymuşsunuzdur. Sayıştay iradenin denetleme yetkisini kullanarak belediyeleri denetleyen kurumdur, İçişleri Bakanlığı belediyeleri denetleyen kurumdur. Bu husustaki denetleme yetkisi Sayıştayda ve İçişleri Bakanlığındadır. Eğer denetimsizlik varsa, yürütme bundan çok rahatsızsa iktidar olarak gidip iradenin işleyişini düzene koymaları lazım, Sayıştayın işleyişini düzene koymaları lazım. Yoksa bu memlekette belediye seçimlerini yapmayalım, Sayıştay denetimini de kaldıralım her şeyi Cumhurbaşkanlığına bağlayacaksak. Birinci sınıf öğrencileri bile yerel yönetimlerin idari ve mali denetiminin özerkliğe sahip olduğunu, Sayıştayın belediyeleri denetlemekle yükümlü olduğunu bilir. Bu maddeyi buraya koyanlar veya koyulması talimatı verenler de bunu bal gibi biliyor ama vatandaşın oyuyla kazanılamayan belediyeler bu şekilde işgal edilmeye çalışılıyor. Bu madde için komisyonda da "Zaten daha önce de Cumhurbaşkanlığı yetkisine bağlıydı." diye muğlak ifadeler kullanılmıştı, madem daha önce de bağlıydı diğer kooperatif aracılığıyla kurma yolunu da o zaman niye kapatıyorsunuz şimdi? Bütün yolları kapatma hevesinin nedenini herkes çok iyi biliyor.
Değerli milletvekilleri, yalnızca son iki yılda belediye bünyesinde kültür varlıklarına el konuldu. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin bir türlü şansının yaver gitmediği İller Bankası, bir büyükşehir belediye başkanı "Ben CHP'yi bırakıyorum, yaşasın AKP!" dediğinde belediyeye 860 milyon TL'lik finansman verdi. Devlet Denetleme Kurulu denetçilerine memurları ve diğer kamu görevlilerini doğrudan görevden uzaklaştırma yetkisi verildi. Devletin içinde güçler ayrılığının işlemediği bir infaz aygıtı oluşturuldu, silkeleyin talimatı verildi, daha bir sürü baskı, yıldırma ve bezdirme politikaları... Bakın, bu millet sizi nasıl iktidar yaptıysa belediyeleri de bu millet kendi seçti ama hazımsızlık son sürat devam ediyor. Şimdi, işin oluru ve olması gereken tablo nedir, bu kanunla düzenlenmeyen şey ne, onu açıkça ortaya koyalım. Bakın, depreme hazırlık diyoruz, basit bir proje için iki unsur var; birincisi, finansman, ikincisi, insan kaynağı. Finansman noktasında 2,7 trilyon faize harcandığı gibi, Türkiye'nin kıymetli şehir plancıları, kıymetli bürokratları da insan kaynağı bağlamında cezaevlerinde tutuluyor, tutuklu tutuyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.
CEM AVŞAR (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
Örneğin, İstanbul Planlanma Ajansının Başkanı Buğra Gökçe burada tutuklu. "Deprem siyasetüstüdür." diyorsunuz, şimdi de depreme karşı alınan önlemlerde merkezî iktidarın, çözüm olması gereken belediyelerin kaynaklarına çöküyorsunuz, idari yetkilerini kısıtlandırıyorsunuz, bir de yetmezmiş gibi siyasi operasyonlar çekiyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, bu samimi değil. Tam bu karmaşanın diğer ucunda hizmet almayan, mağdur olan vatandaş. Daha milletçe Kartalkaya'nın, Kahramanmaraş'ın yasını tutarken sorumluluktan kaçan ve enkazın tamamını vatandaşın üstüne bırakan maddelerle dolu bir kanun teklifi olmuş.
Hayırlı olsun demek isterdik fakat öyle bir amacı ne yazık ki burada göremiyoruz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)