| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 88 |
| Tarih: | 29.04.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine İYİ Parti adına söz almış bulunuyorum. Yüce kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Bugün burada sadece bir kanun teklifini değil, aynı zamanda nasıl kanun yaptığımızı yani yasama anlayışımızı tartışıyoruz çünkü önümüzdeki metin klasik bir düzenleme değil, yine her zamanki olduğu gibi tam anlamıyla bir torba kanun örneğidir. Geçen haftalarda da aynısını konuştuk. Bakın, geçen hafta öyle bir kanun teklifi getirdiniz ki içinde dijital oyunlar, sosyal medya, doğum izni gibi birbiriyle hiç alakası olmayan, tamamen birbiriyle zıt konuları bize burada iki günlük süre içerisinde tartıştırmaya kalktınız. Bir ülkenin kanun yapma mantığını ne hâle getirdiniz, hakikaten utanılacak bir durumdur. Arkadaşlar, torba kanun sürekli uygulanacak bir araç değildir. Yasama kalitesini düşüren, denetimi zayıflatan ve şeffaflığı ortadan kaldıran bir yöntem hâline getirildi bu torba kanun sizin iktidarınız tarafından. Birbiriyle ilgisiz çok sayıda düzenlemenin tek bir metne sıkıştırılması Meclisin asli fonksiyonu olan müzakereyi de fiilen ortadan kaldırdı.
Bugün önümüzde duran teklif de tam olarak bunu yapıyor. 14 farklı kanunda değişiklik öngören, mülkiyet hakkından çevre düzenlemelerine, yerel yönetimlerden idari yaptırımlara kadar uzanan geniş bir alan tek bir metin içine sıkıştırılmış durumda. Milletvekilleri getirdiğiniz kanun teklifini Komisyona gelmeden sadece altı gün önce görebildi, böyle kanun çıkarıyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas eden bir akla, bir zihniyete sahipsiniz. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Hiçbir konuda tartışmayacağız, hiçbir maddeyi bütüncül olarak değerlendirmeyeceğiz, Meclis denetim görevini yerine getirmeyecek. Burada sizlerin atladığı şöyle bir husus var: Bir kanunun meşruiyeti sadece içeriğinden değil nasıl yapıldığından da gelir. Eğer bir kanun, etki analizi yapılmıyorsa, söylediğiniz tali komisyonlara gönderilmiyorsa, milletvekillerine son anda sunuluyorsa artık orada sadece teknik bir eksiklik değil demokratik bir sorundan söz ederiz ve bugün de bu kanunda, bu görüşmelerde biz tam olarak bunu yaşıyoruz.
Usule ilişkin bu temel sorunun ötesinde, teklifin içeriğine baktığımızda da çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Burada, bu kanun metninin ruhu şu: İdarenin yetkisini genişletmek, vatandaşın güvencesini daraltmak yani devletin takdir alanı büyürken hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik zayıflatılıyor. Hukuk devletinin temel ilkelerine tamamen darbe vuran bir anlayış bu.
"Hukuk devleti" ne demek? İlgilenmiyorsunuz ama gene de biz size anlatalım. Hukuk devleti, sadece kuralların olduğu değil, o kuralların öngörülebilir, denetlenebilir ve sınırlı olduğu bir sistem demek. Oysa bu teklif, tam tersine, belirsiz kavramlarla idareye geniş bir hareket alanı tanıyor. Somutlaştıralım, mesela, teklifte getirmişsiniz "atıl taşınmaz" yani kullanılmayan mülk gibi ifadelere yer vermişsiniz. Peki, bu kavramın sınırı nedir? Kim belirleyecek bir taşınmazın atıl olup olmadığını? Hangi ölçütlere göre, hangi denetim mekanizmasına göre? Bu soruların hiçbirinin net bir cevabı yok. İşte, sorun da tam olarak burada başlıyor. Belirsiz kavramlar hukukta sadece teknik bir eksiklik değil, aynı zamanda keyfîliğin kapısını aralayan bir mekanizmadır. Hele ki iktidarda AK PARTİ gibi bir parti varsa bu keyfîliğin karşısında ne hukuk ne de kanunlar durabilir. Bu iktidar öyle bir iktidardır ki Anayasa Mahkemesini tanımamaktadır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamaktadır. Öyle bir keyfî dünya yarattınız ki bir kaymakam, utanmadan, kamuya açık sosyal medyada bir milletvekiline "Kes lan!" diyebiliyor. Öyle bir keyfî Türkiye yarattınız ki "nas ekonomisi" ekonomisi dediniz; sonra da o ekonomi, nas ekonomisinden iflas ekonomisine döndü, sanayici perişan durumda. Öyle bir keyfîlik yarattınız ki icra takibine konu kredi kartların miktarı yüzde 88 artmış arkadaşlar. Bu ne demek, biliyor musunuz? Toplu iflas demek. Her alanda keyfîlik yaşatıyorsunuz bu ülkeye. On yıl içinde yaklaşık 1,5 milyon vatandaşımıza Schengen vizesinden ret gelmiş. Daha daha komiğini söyleyeyim size: Bu retler verilirken para yatırıyorsunuz vize başvurusu için. İade edilmeyen paranın miktarı ne kadar, biliyor musunuz? 511 milyon avro yani o yaptığınız Suriyeli göçmenlerle ilgili anlaşmada Türkiye'nin aldığı parayı âdeta neredeyse geri verdiniz. Öyle bir keyfîlik yarattınız ki; Avrupa Birliğine üye ülkeler ortak "roaming" uygulaması yapıyor, Türkiye'yi de dâhil etmek istiyorlar, biz reddediyoruz. Niye? Vatandaşımız kazanmasın, birkaç kişinin cebine daha fazla para girsin diye.
Her şeyiniz keyfîydi, en sonunda mülk konusunda da keyfîliğin kapılarını araladınız. "Mülk" dedik; tabii, mülkiyet hakkı bir hak olarak en kritik meselelerden biri. Bir ülkenin hangi sistemi benimsediğini oradaki mülkiyet rejimine bakarak rahatlıkla anlayabilirsiniz. Bakın, Çin'deki mülkiyet hakkı bizim üzerimizde. Sadece Tele1'le ilgili yaşananlara bakın, Merdan Yanardağı'n durumuna bakın. El koyuyor TMSF, şimdi de satışa çıkardılar. İşte Türkiye'nin mülkiyet hakkı bu durumda, sonra da böyle bir ülkeye yatırımcı gelsin diye bekliyorsunuz.
Hastanelerin, illerin merkezindeki hastanelerin; işte özelleştirildi özelleştirilmedi, satıldı satılmadı; AK PARTİ milletvekili geldi burada "Hastaneleri özelleştirmedik." diye bizleri ikna etmeye kalktı. Siz önce kendi milletvekillerinizi ikna edin, Elâzığ Milletvekilinize anlatın özelleştirilip özelleştirilmediğini. Artık çıkarttığınız, getirdiğiniz yasalara, kanunlara kendi milletvekilleriniz isyan edecek hâle geldi.
TOKİ konusuna değinildi, dünya böyle bir komedi görmemiştir. 1 milyon 73 bin kişiye numara veriliyor, 50 bin ila 100 bin arasındaki numaralara binlerce ev çıkıyor, 300-350 bine binlerce ev çıkıyor, 1 milyon ile 1 milyon 73 bin arasında numarası olanlara kurada ev çıkmıyor. Sonra da çıkıp diyorsunuz ki: "Bu normal, noter huzurunda yapıldı bu çekiliş." Ya, böyle bir komedi olabilir mi? Azıcık matematik bilgisi, azıcık ilme saygısı, azıcık istatistikten anlıyorsanız bunun imkânsız olduğunu görebilmeniz lazım. Bunlar AK PARTİ Hükûmetinin yarattığı keyfîliğin somut örnekleri.
Acele kamulaştırma yetkisini de genişleten bir kanun teklifidir bu. Acele kamulaştırma aslında istisnai bir araçtır ama bunu istisnai bir araç olmaktan çıkarttınız. Acil ve zorunlu durumlarda başvurulması gerekirken bu istisnayı genişlettiniz. Bu ne demek? Vatandaşın mülkiyet hakkının daha hızlı, daha az denetimle ve daha tartışmalı biçimde sınırlandırılması demek. Maalesef Türkiye AK PARTİ iktidarı sayesinde olağanüstü hâl rejimini normalleştirdi, mülkiyet meselesi bile tartışmayı beraberinde getirdi.
Bakın, geçtiğimiz hafta ben Akbelen'deydim, 80 yaşında bir teyzemizle orada sohbet ettik. Kadıncağıza hiçbir şekilde... Bakın, nasıl uyguluyorsunuz bu acele kamulaştırmayı? Bire bir somut örneğini anlatıyorum size. Teyzemiz "Hiçbir şekilde bana haber verilmedi. Zeytinliğime girdiler ve kayıt tuttular." diyor ve bu kayıt tutulurken de kontrol edecek hiç kimse yok, kendisinin de haberi yok. Evlerinin bulunduğu alanı kontrol ediyorlar, insanların mülklerini kontrol ediyorlar ve bunu yaparken de hiçbir şekilde müsaade istemeden yapılıyor bu kontrol. Teyzemiz durumu fark edince "Ya, müsaadeniz varsa bir bakalım, evinize de girelim." diyorlar, o zaman nezaket gösteriyorlar ama ne zaman? Kadıncağızın bu durumdan haberi olduktan sonra. Zaten bakmışsın bakacağın kadar, bir de evine girmediğin kalmış. Muhtarla hiçbir şekilde iletişim yok, haber vermek yok, insanların evlerinin böyle kontrol edildiği bir sistem, bir yapı ve burada da bu gelen kanunla bu yetki genişletilmeye çalışılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kavuncu, lütfen tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Devlet vatandaşına bunu yaşatamaz arkadaşlar, devletin bunu yapma yetkisi yok, burası olağanüstü hâl rejimi değil. Olağanüstülüğü yaratan bu iktidar olağanüstülüğü normalleştirmiş ve bütün olağanüstü uygulamaları da sıradanlaştırmıştır.
Bu teklifte bir diğer önemli başlık da yerel yönetimler. Teklifte belediyelerin şirket kurma veya ortak olma yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlandığını görüyoruz. Ya, hiç uğraşmayalım; bak, ne yapalım biliyor musunuz? Getirin Kuzey Kore modelini, hiç bunlarla uğraştırmayın bizi ya, hiç uğraştırmayın; Kuzey Kore modelini getirin, uygulayın. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Vatandaş perişan, aç, bizim uğraştığımız şeylere bak, yetki verilen yere bak! Her gün burada, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde Meclisi baypas eden, Meclisin itibarını yerle bir eden bir anlayışla ülkeyi perişan ediyorsunuz diyorum, teşekkür ediyorum, saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)