GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:87
Tarih:28.04.2026

GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerine şahsım adına söz aldım.

Öncelikle bir eleştiriyle başlamak istiyorum: Adına Tapu Kanunu dediğiniz bu teklifin içinde çevre danışmanlık firmaları var, TOKİ'ye mirasçılık belgesi düzenleme yetkisi var, belediye şirketlerini Cumhurbaşkanı iznine bağlayan düzenlemeler var; hazine taşınmazları, acele kamulaştırma, 2/B arazileri, var da var. "Tapu" başlığı altında, birbirinden tamamen kopuk onlarca düzenlemeyi tek bir kanuna sıkıştırıyorsunuz. Bu anlayış, Meclisin denetim ve tartışma imkânını ortadan kaldıran bir torba yasa anlayışıdır.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin en kritik düzenlemelerinden biri 17'nci maddedir. Bu maddeyle, belediyelerin bağlı kuruluşlarının ve kontrolündeki şirketlerin yeni şirket veya kooperatifleri kurma, ortak olmaları, sermaye koymaları ya da hibe dâhil her türlü yolla hisse edinmeleri partili Cumhurbaşkanının iznine bağlanmaktadır. Belediyelerde şirketleşme modelini bu ülkeye getiren de yıllarca uygulayan da sizsiniz. Belediyeler sizin elinizdeyken bu model hizmet üretme aracıydı; ne zaman 2019'da büyükşehirleri kaybetmeye başladınız, ne zaman 31 Mart 2024'te yereldeki dengeler değişti, işte o zaman aynı yetkiler birden bire sakıncalı hâle geldi. Önce SGK ve vergi borçları gerekçesiyle belediyelerimizin ödeneklerini kestiniz, sonra "Silkeleyin." diyerek açıkça hedef gösterdiniz; ardından çıkardığınız düzenlemelerle belediyelerin yetkilerini adım adım daralttınız. Tokmak sizdeyken sorun yoktu, tokmak milletin iradesiyle elinizden çıkınca bu yetkileri budamaya başladınız. Bugün geldiğimiz noktada da belediyelere diyorsunuz ki: "Şirket kuracaksan, ortak olacaksan, sermaye koyacaksan, hibe yoluyla hisse edineceksen Cumhurbaşkanından izin alacaksın." Bu, belediyeleri hizmet üretirken Ankara'nın siyasi onayına mahkûm etmek demektir. Üstelik, bu tek başına bir düzenleme değildir, son yıllarda çıkardığınız yasalarla belediyelerin gelirleri azaltılmış, giderleri artırılmış, finansmana erişimleri de zorlaştırılmıştır. İller Bankasından yeterli destek verilmezken genel aydınlatma giderleri gibi kalemlerle milyonlarca liralık ek yük belediyelerin üzerine bırakılmıştır. Belediyelerimizin onay vermediği projeler Ankara'dan geçirilebilir hâle getirilmiş, alınan yıkım kararları da imar aflarıyla etkisizleştirilmiştir. Şimdi de bu maddeyle yerel yönetimlerin ekonomik karar alma yetkisi tamamen merkeze çekilmektedir. Bu düzenlemeyle asıl amacınız yerel demokrasiyi zayıflatan, seçilmiş iradeyi de etkisizleştiren bir müdahaledir.

Değerli milletvekilleri, belediyelerimiz zaten Sayıştay tarafından denetlenmektedir; meclis denetimine de iç ve dış denetime de tabi durumdalar. Sorun denetimse bunu güçlendirelim ama siz "denetim" demiyorsunuz "izin" diyorsunuz. Açıkça ifade edecek olursam; denetim, hukuk devletinin aracıdır, izin rejimiyse tamamen siyasi vesayetin aracıdır. Bu düzenleme yerel yönetim özerkliğiyle de bağdaşmamaktadır. Siz belediyeyi her kararında Ankara'nın onayına muhtaç bırakırsanız, o belediye artık yerel yönetim olmaktan çıkar, merkezî idarenin taşra birimine dönüşür. Madem belediyelerin şirket kurmasına, ortak olmasına, hibe kabul etmesine ve kaynak üretmesine dahi izin vermeyeceksiniz, o zaman açıkça "Bizim derdimiz denetim değil, seçimle kaybettiğimiz belediyeleri yetkiyle baskı altına almak istiyoruz." demektesiniz.

Değerli milletvekilleri, teklifin bir başka düzenlemesi de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yeni yerleşim alanları için kamu arazilerini devralma, özel mülkiyetteki taşınmazlara ise acele kamulaştırma yetkisi vermesidir. Acele kamulaştırma olağan bir yöntem değildir, istisnadır. Savaş, afet, kamu güvenliği gibi zorunlu hâller için öngörülmüş olağanüstü bir yoldur ama siz bunu "sosyal konut" gerekçesiyle olağan bir araca dönüştürmektesiniz. Sosyal konut elbette gereklidir, dar gelirli yurttaşın barınma hakkı elbette korunmalıdır ama sosyal konut yapmak başka bir yurttaşın mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ezmenin gerekçesi de olamaz. Acele kamulaştırma kararıyla idare taşınmaza hızla el koyabilir, yıkım yapabilir, inşaata başlayabilir; vatandaş daha mahkemede hakkını ararken toprağı fiilen elinden çıkmış olacaktır, sizin de hukuk anlayışınız tam da budur.

Değerli milletvekilleri, bu teklif zemin etüdü ve temel etütlerde de ciddi bir merkezileştirme getiriyor. Yetkilendirme ve denetim süreçleri tamamen Bakanlığa bırakılıyor. Üstelik bu hizmetler bireysel mühendislik faaliyetleri olmaktan çıkarılarak yalnızca Bakanlığın yetki verdiği tüzel kişilere veriliyor. Burada büyük bir sorun var: Denetim süreçleri açık değil, yetkilendirme kriterleri de belirsiz. Mühendislik meslek odaları da bu düzenlemenin meslek alanını daraltacağını açıkça söylemektedirler. Dahası, mühendislik kökeni olmayan firmaların bu alana girmesinin de önü açılmaktadır. Denetimin kamu yerine özel kuruluşlara bırakılması da ayrı bir risk taşımaktadır. Bu, kamusal güvenlik meselesi olan bir alanı piyasa faaliyetlerinin parçası hâline getirecektir. Üstelik, Bakanlığa koşulsuz şartsız bu hizmet bedellerini de 2 katına kadar artırma yetkisi vermektedir. Bu da açıkça yasama yetkisinin devri anlamına geliyor.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 18'inci ve 19'uncu maddelerinde Hazine taşınmazlarının atıl olduğu gerekçesiyle tahsisleri iptal ediliyor, bu taşınmazların tasarrufu doğrudan Bakanlığa bırakılıyor. Burada açık bir sorun var: "Atıl taşınmaz" tanımı neden belirsiz bırakılıyor? Hangi taşınmaz, hangi ölçütte, hangi kamu yararı gerekçesiyle kimin tasarrufuna geçirilecek? Yerelin ihtiyacı, belediyelerin ve kamu kurumlarının planları dikkate alınmadan tüm yetki merkezde toplanıyor. Bu düzenleme taşınmazların etkin kullanımı değil, karar yetkisinin tek elde toplanmasıdır. Kentsel dönüşüm ve sosyal konut gibi gerekçelerle bu başlıkların arkasına sığınılarak kamu taşınmazlarının nasıl ve kime tahsis edileceği belirsiz bırakılmaktadır. Bu hâliyle düzenleme şeffaflıktan uzak, denetimi zayıf ve keyfî uygulamalara açık bir yapı kurmaktadır. 2B alanlarına gelince Hazine taşınmazları ve tarım arazilerine ilişkin satışlarda süreleri yine uzatıyorsunuz. Bunu daha önce de denediniz ama sorun çözülmedi. Süre uzatmak çözüm değildir, asıl mesele bu taşınmazların kime, hangi bedelle ve hangi kamu yararı gözetilerek satıldığıdır. Tarım arazileri korunmadan, adil ve şeffaf bir sistem kurulmadan bu düzenlemeler sadece sorunu ertelemektedir.

Değerli milletvekilleri, depremzedelere sağlanan hibe ve kredilerin hacze konu olmamasını olumlu buluyoruz ancak aynı maddeyle Kentsel Dönüşüm Başkanlığına verilen geniş yetkiler ciddi sorunlar doğurmaktadır. Teslim alınmayan konutların bedelsiz devri ve ihale dışı satışı ne anlama geliyor? Bu süreç hangi denetimle, hangi şeffaflıkla yürütülecektir? Bakanlık ve TOKİ varken neden yeni bir yapı üzerinde bu kadar yetki toplanıyor? Bu düzenleme deprem konutlarını sosyal bir ihtiyaç alanından çıkarıp denetimi zayıf, şeffaflığı belirsiz bir mali yapıya da dönüştürmektedir.

Değerli milletvekilleri, bizim itirazımız hizmete değil, hizmet bahanesiyle kurulan bu merkeziyetçi düzene; bizim itirazımız sosyal konuta değil, sosyal konut gerekçesiyle acele kamulaştırmanın olağanlaştırılmasına; bizim itirazımız belediye şirketlerinin denetlenmesine değil, belediyelerin siyasi onaya mahkûm edilmesine; bizim itirazımız çevre yönetmeliğine değil, çevre denetiminin piyasa ilişkilerine teslim edilmesinedir.

Sonuç olarak, bu teklif yalnızca teknik bir düzenleme değildir, mülkiyet hakkından yerel yönetim özerkliğine, çevre denetiminden sosyal konut politikalarına kadar çok geniş bir alanda ciddi sonuçlar doğuracak bir metindir. Bu nedenle aceleye getirilemez, torba mantığıyla geçirilemez, belirsizlikleri de görmezden gelinemez. Bakın arkadaşlar, belediyeleri zayıflatarak kentleri güçlendiremezsiniz, yereli merkeze bağlayarak hizmetleri hızlandıramazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kış, lütfen tamamlayın.

GÜLCAN KIŞ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vatandaşın tapusuna, belediyenin şirketine, çevrenin denetimine aynı anlayışla müdahale ederseniz, bunun adı reform olmaz, olsa olsa otoriter rejim olur. Bu Meclisin görevi de yürütmeye sınırsız yetki vermek değildir, millet adına denetim yapmaktır. Hukuku güçlendirmeyen, yereli zayıflatan, mülkiyet hakkını tartışmalı hâle getiren ve belirsizlikleri büyüten bu anlayışı kabul etmediğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)