GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:85
Tarih:22.04.2026

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün anlatacaklarımız aslında bu ülkedeki çürümüşlüğün, adaletin enkaz olup çökerken altında kalanların yaşadıkları. Bundan tam altı yıl önce bir manşet düştü basına "Dersim'de 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Gülistan Doku kayboldu." diye ve günlerce, aylarca ailesi, kadınlar, avukatlar, gazeteciler "Gülistan Doku nerede?" diye sorduk ve bunu dedik diye terörsüz olduk, marjinal olduk, hedef gösterildik, binlerce genç kadın gözaltına alındı, eylemlerde darp edildi ve Gülistan'ın intihar ettiğine inandırmak istediler bizi ve sonra arama çalışmalarında da "Sonuç yok." diye kapatıverdiler. Kim vardı peki bu aramalarda? Dersim kayyumu Tuncay Sonel. Binlerce insan barajlarda, nehirlerde Gülistan'ı ve adaleti ararken meğer kayyum vali delilleri karartmakla meşgulmüş. Tam altı yıl sonra soruşturma yeniden açıldı. Gördük ki "bozuk" denen kameralar bozuk değilmiş, yine gördük ki "Bulunamadı." dedikleri plaka kayıt sistemleri bulunmuş ve yine daraltılmış baz kayıtlarıyla tam altı yıl sonra ortaya çıktığını görebildik.

Bakın, bir vali o kentin mülki amiridir, oranın huzurundan sorumludur ama Tuncay Sonel ne yaptı? Bir bilişimci polisi aldı, aileden aldığı "SIM" kartla Gülistan'ın telefondaki kayıtları sildirdi. Peki bu Vali ne yaptı? Gülistan'ın hastane girişlerini, sağlık kayıtlarını sildirdi. Peki bunu kime yaptırdı? Devlet Hastanesinin Başhekimi olan Çağdaş Özdemir'e yaptırdı. Hipokrat yemini etmiş bir doktordan ne beklenirdi? Hayat kurtarması beklenirdi ama gelin, görün ki neyi kurtardı? Hayatına kastettiği bir kadının failinin hayatını kurtarmakla meşguldü, Valinin maşası olmuştu, oldurulmuştu. Korkunç bir rezalet tabii ki bu. İşte bu tablo bize AKP'nin yarattığı siyaset-bürokrasi oligarşisini gösteriyor, geldiği noktanın ta kendisinden öteye de gitmediğini görüyoruz.

Bakın değerli milletvekilleri, yıllardır kafamızı çevirdiğimiz her yerde insanlar "adalet" diye çığlık yükseltiyor ve insanlar çocuklarının daha cenazelerine ulaşamadan "adalet" çığlıklarını büyütmeye çalışıyor bu ülkede ve seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ama gelin, görün ki bu ülkede bazı kesimler ne yaparsa yapsın, ne suç işlerse işlesin bu suçtan sayılmıyor ve ne yaparlarsa yapsınlar yargılanmıyorlar, ceza almıyorlar ve bu düzenin sadece ve sadece dar bir kesime ait olduğunu görüyoruz.

Bakın, sadece Gülistan olayında mı? Hayır değil. Rabia Naz Vatan el kadar bir yavruydu kendisi. Giresun'da şüpheli bir şekilde öldü ve babası tam sekiz yıl boyunca adalet aradı. Hiçbir şey yapmadılar, dosyayı kapattılar çünkü neden? AKP Milletvekili Nurettin Canikli'nin olayın arkasında olduğu iddia edildi ve AKP'li Eynesil Belediye Başkanının oğlunu korumak için küçücük bir çocuğa "İntihar etti." diyebildiler ve dosyasını kapattılar ve bununla da yetinmediler, dediler ki: "Biz Türkiye'deki yargı sistemini açıyoruz, yargılamaları yapıyoruz." Samimiyseniz gelin, bu dosyaların tamamını açın, biz de sizin az önce burada anlatmış olduğunuz hikâyelere inanalım.

Bir diğeri ise Nadira Kadirova. AKP'li Vekil Şirin Ünal'ın evinde çalışırken şüpheli bir şekilde silahla vurularak öldü. Bütün deliller, tanıklar, incelemeler "İntihar olamaz bu." "İntihar değil." dediler fakat ne yaptılar? Ağabeyini tehdit ettiler, Nadira'ya iftiralar attılar ve delilleri kararttılar. Neden mi? Çünkü AKP'li vekilin karşısında cılız bir işçi, göçmen bir aile vardı, mümkünatı var mıydı bu dosyanın peşine gitmenin? Elbette ki yoktu.

Bir diğeri, Yeldana Kaharman. Belki çoğu kişi bu kişinin ismini bilmiyordur bile, 90'ların "faili meçhul"ü Mehmet Ağar'ın da arkasında olduğu... Oğlunun eski sevgilisiydi yani Tolga Ağar'ın eski sevgilisiydi ve yine, yaşamını yitirdi. Ne dediler? "İntihar" dediler, "Sebebi bilinmiyor." dediler. Oysa ki otopsi kayıtları ortadaydı, darp izleri vardı, tanıkların beyanları ortadaydı ama ne yaptılar? Dosyayı tamamen ortadan kaldırdılar.

Bir şey dikkatinizi çekti mi bu örneklerin tamamında? Hepsinin arkasında ya iktidarın bürokratları var ya iktidarın vekilleri var ya da dokundukları var; tek başına yapılan fiiller değil ve bütün şüpheli kadın ölümlerinin arkasında bunların olduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, biz "Kadın cinayetleri politiktir." derken, "Her kadın intiharı şüpheli bir ölümdür." derken etkin soruşturulsun diyoruz. Adalet sağlanmalıdır ki, ancak ve ancak kim olduğuna bakılmaksızın ortaya konulsun ki biz "politiktir" demekten vazgeçelim. Politiktir çünkü arkasında her zaman iktidarın bir ferinin olduğunu görebiliyoruz. Politiktir ki çünkü her zaman korunan bir azınlık kesim olduğunu görebiliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Politiktir ki arkasında bir gücün olduğunu görüyoruz ve bu yüzden de etkin bir soruşturma yapılması gerektiğini bulunduğumuz her yerde söylüyoruz fakat görüyoruz ki karşımıza ne çıkıyor? Ya iktidar çıkıyor ya güçlü bir erk çıkıyor ya zenginlik çıkıyor ya arkalarının sağlam olduğunu görebiliyoruz.

Bakın, arkadaşlar, Gülistan Doku olayında altı yılın sonunda elbette ki bu dosyanın açılmış olması, delillerin ortaya çıkarılmış olması önemli bir gelişmedir ama kimse buradan bir kahramanlık hikâyesi çıkarmasın, bize de bunu yutturmasın; biz buna inanmayız. Hiç kimse... "Olay aydınlatılıyor, savcı kahraman oldu, bakan kahraman oldu." Böyle bir şey yok. Daha önceki bakanlar da AKP'nin bakanıydı, bu deliller daha önce de vardı. Eğer bu sizin bir iç çatışmanız değilse, buyurun, az önce sıralamış olduğumuz bütün şüpheli ölümlerin araştırmasını yapın, ortaya çıkarın; biz de sizin samimiyetinizi görelim diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)