| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 85 |
| Tarih: | 22.04.2026 |
SALİHA SERA KADIGİL (İstanbul) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bu sözü kullanmamız için dayanışma gösteren YENİ YOL Gurubuna huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Yine ciğerimiz yandı. Daha 14'ünde bir çocuk polis babasının silahını kuşandı, polis poligonunda aldığı atış talimiyle donandı sonra da gidip başka çocukları ve öğrencilerini korumaya çalışan kahraman bir öğretmeni katletti. Hayatını kaybeden tüm evlatlarımızı ve Ayla öğretmenimizi bir kere daha saygıyla anıyor, acılı ailelerine dayanma gücü ve sabır diliyorum.
Peki, böyle acılar yaşanmasın diye milletin Meclisi ne yaptı? Ülkeyi sarsan her olayda yaptığını yaptı ve yine hiçbir işe yaramayacak 500'üncü komisyonunu dün kurdu, hayırlı olsun. Çünkü bir yandan yitirdiğimiz evlatlarımıza yanarken, bir yandan ülkece cevap aradığımız soru şu: Neden? Neden biz böyle büyük bir acı yaşadık? "Saldırgan zaten deliydi." "Hayır, otistikti." "Hayır, geydi." diye sürüyor iktidar güdümlü tartışmalar. Anası öğretmen, babası polis müdürü Türk bir çocuktu bu sefer katil, hâliyle terörsüz ilan edilemedi. Çete mensubu da değildi, o yüzden öfke derhâl başka dezavantajlı gruplara yöneltilmeliydi. Her şeye yetkili olan ama hiçbir şeyden sorumlu olmayan saray, halkın öfkesinden kaçmak için kaynaştırma öğrencilerini bile hedefe oturtabilen bir kötülük sergiledi. Sanki bu ülkede çocuklar çocukluklarını yaşayabiliyormuş gibi, sanki daha bir hafta önce Siverek'te başka bir okula saldırı olmamış gibi, bir ay önce Fatma Nur öğretmen okulunda katledilmemiş, sanki sadece MESEM'lerde 18 çocuk öldürülmemiş gibi, ne eğitimde ne istihdamda olabilen milyonlarca gencin hayatını çalmamış gibi tartışmak işinize geliyor çünkü. "Maraş'ta münferit bir olay oldu çünkü çocuk anormaldi, dizilerden etkilendi. O hâlde, devletin ne suçu var?" özetle savunmanız bu. Oysa, hem kurban hem katil hâline gelen bunca çocuğun her birinden tek tek ve bizzat iktidar olarak siz sorumlusunuz. Bakın, yirmi dört yıldır tek başına yönettiğiniz bu ülkede, sadece geçen sene neredeyse 500 bin çocuk hakkında savcılıklar soruşturma başlattı. 500 bin çocuktan bahsediyorum, bunlardan 1.200'ü cinayetle yargılanıyor arkadaşlar. Yani yönettiğiniz ülkede bir senede... Geçtim gasbı, hırsızlığı tecavüzü, yağmayı, uyuşturucuyu; bunların hepsini geçtim. 1.200 çocuk ya; ayda 100 çocuk, günde 3 çocuk katil oluyor bu ülkede. Sadece son on yılda katil olan çocukların sayısı sayenizde 2 katına çıktı; ben demiyorum bunu, Adalet Bakanlığınız diyor. Hadi, bakın bakalım, yeni Komisyonunuzda bu 500 bin çocuğun 500 bini de mi anormaldi, 500 bini de mi dizilerden etkilendi? Nasıl bu hâle geliyor milyonlarca çocuk bu ülkede? Suçlu kim? Üç kuruş paraya günde en az on saat çalışan ama yine de hiçbir şeye güç yetiremeyen ana babaları mı? Bir sabuna muhtaç bıraktığınız okullar mı, yoksa meslek itibarını yerle bir ettiğiniz öğretmenler mi? Her geçen gün biraz daha zıvanadan çıkan diziler ya da tıslayan yandaşların yargı dağıtmaya kalktığı o rezil sabah programları mı? Vurdulu kırdılı oyunlar mı? Hangisi suçlu? Bu ülkede sadece bir yılda yarım milyon çocuk suça karışıyorsa ve yirmi beş yıldır ülkeyi yönetenlerden başka her köşede harıl harıl suçlu aranıyorsa çok açık ve net bir soru soruyorum ben bu kürsüden: Bu ülkede devlet neden var? Çocuklar bu ülkenin geleceğiyse ve biz bu çocukların bakımını, yetiştirilmesini sadece analarının sırtına atıp kaçacaksak bu devlet, bu Meclis neden var arkadaşlar?
Bir soru daha soralım hadi: Diyelim suçlu oyunlar, diziler, sosyal medyalar; bu çocuklar bunlardan etkilenip çete, katil oluyorlar. Peki, niye? Bu çocuklar neden doktor dizisi izleyip doktor olmaya özenmiyor mesela? Niye avukat dizisi izleyip avukat olmaya özenmiyorlar? Çünkü onlara başka bir gelecek bırakmadığınızı çok iyi biliyor bu çocuklar. Çünkü artık bu ülkede okuyup kendini kurtarmak yok. Çünkü yarattığınız bu karanlıkta kendini kurtarmanın yolu okuldan değil, ya çalmaktan ya birilerini vurmaktan geçiyor. Çünkü devlet çocuklara iyi bir gelecek sağlamak için değil, o çocukların geleceğini çalmak için çalışıyor. Çünkü devlet bu ülkede halka çalışmıyor. Peki, kim için çalışıyor vergilerimizle dönem bu muazzam aygıt? Cevabı çok basit arkadaşlar: Bu aygıtın kolluğu sokaklarda kimi dövüyorsa ona baktığınızda her şeyi de apaçık görüyorsunuz. "Açız." diyen işçilere, "Ölmek istemiyoruz." diyen kadınlara, "Toprağımızı vermeyeceğiz." diyen köylülere, "Geleceğimizi çaldınız." diyen gençlere inen o copun gerçek sahibi kim? Söyleyeyim, o copun sahibi siz ya da Cumhurbaşkanınız bile değil; o copun sahibi patronlar, o copun sahibi holdingler, o copun sahibi ultra zenginler. Bakın, bugün hâlâ sözde gelişmiş ülkelerde çocuklar da hakları da pek mühim. Nerelerde değil biliyor musunuz? Çocuk işçiliğin meşru olduğu sömürgelerinde değil ve bakın, yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SALİHA SERA KADIGİL (Devamla) - Devam edebilir miyim Sayın Başkanım?
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SALİHA SERA KADIGİL (Devamla) - Bu Gazi Meclisi kurup tek adam rejimini bu topraklardan defettiğimiz günün yıl dönümü. "Bizim suçumuz ne?" diye sorup duruyorsunuz ya, işte, sizin suçunuz bu ülkeye emperyalizmin sömürgesi ve çocuklarını da bu kara düzenin gözden çıkarılabilir köleleri hâline getirmek; sizin suçunuz bu cumhuriyeti alıp tam da o sömürge valisi Tom Barrack'ların istediği gibi her köşesini rahat rahat talan edebilecekleri bir monarşi hâline getirmek. Bu ultra zenginlerin iktidarının, dünyadaki bu kara düzenin Türkiye'deki şubesi de ayağa da sizsiniz ve işte, sizin asli ve en affedilmez suçunuz bu ve bilin ki bu büyük ihanetten her birinizin yargılandığını görmeden bu verdiğimiz kavga bitmeyecek. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi ve yerli iş birlikçileri, yaşasın tam bağımsız Türkiye! (CHP sıralarından alkışlar)