| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 84 |
| Tarih: | 21.04.2026 |
HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde yaşanan ve hepimizi derin bir üzüntüye boğan elim okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmenimize ve yavrularımıza bir kez daha Cenab-ı Hakk'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Bu acılar hepimizin yüreğine düşmüş ağır bir yaradır. Bu derin acının gölgesinde, medyanın oluşturduğu yeni iklimin toplumsal yapımıza, aile değerlerimize ve gençten büyüğe herkesin hayatına etkilerine kısaca değinmek istiyorum. Elbette medya içerikleri bilgilendirme ve farkındalık amacıyla ortaya çıkmış olabilir. Ancak, bugün gelinen noktada, bu içeriklerin önemli bir kısmının aile yapımıza zarar verdiği, toplumsal değerlerimizi aşındırdığı ve toplumun her kesimini hayattan koparıp ekranlara bağımlı hâle getirdiği açıktır. Zamanla bu içeriklerin özellikle yalnızlık yaşayan kesimler için bir terapi alanı gibi görülmesi ise aslında daha derin bir sosyal boşluğun işaretidir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde yaşam süresi uzamaktadır, bu önemli bir kazanımdır ancak yaşlılarımızın ihtiyaçlarına uygun sosyal yapılar kurulmadığında ortaya çıkan boşluğu ne yazık ki ekran doldurmaktadır. Gelişmiş ülkeler bu süreci erken fark etmiş, yaşlıyı hayattan koparmayan, sosyal, kültürel ve psikolojik destekle yaşamın içinde tutan mahalle temelli ve insan odaklı modeller geliştirmiştir. Bizde ise hâlâ huzur evi kavramı üzerinden bir yaklaşım söz konusudur. Oysa, bu ifade dahi toplumun bazı kesimlerinde yalnızlık ve terk edilmişlik hissi uyandırmaktadır. Bu nedenle, bu yaklaşım değişmeli, yaşlılarımız için bilge yaşam merkezleri, aktif yaş alma kampüsleri gibi daha kapsayıcı ve onurlu bir anlayış hâkim kılınmalıdır. Bizim inanç ve kadim medeniyet tasavvurumuzda bu anlayışın en güçlü tezahürlerinden biri ibadethanelerimizdir. Nitekim, insanımız özellikle ilerleyen yaşlarda camileri yalnızca bir ibadet mekânı olarak değil, huzur bulduğu ve sosyal bağlarını sürdürdüğü bir merkez olarak görmektedir. Bu yönüyle camilerimiz ilk inşa edildikleri günden itibaren taşıdıkları anlam doğrultusunda ibadetin yanı sıra eğitimin, istişarenin ve sosyal dayanışmanın da merkezi olmuştur. Bugün bu anlayışın yeniden ihya edilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Bu yaklaşımın şehirlerimize yansıması ise yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Bu nedenle, belediyeler beton ve ruhsuz şehircilik anlayışını terk ederek insanı merkeze alan huzurlu şehirler anlayışına yönelmeli, büyüklerimiz için çok yönlü yaşam merkezleri yaygınlaştırılmalıdır.
Burada altını çizmek istediğim önemli bir başka husus da şudur: Yüz yıl önceki bağımlılık anlayışı ile bugünkü aynı değildir. Nitekim bugün karşılaştığımız manzara bunu açıkça göstermektedir. Bu yeni bağımlılık biçimleri özellikle popüler kültür ve medya aracılığıyla beslenmekte, şiddeti sıradanlaştırıp bir tüketim nesnesine dönüştürerek gençlerimizin sorunlara sağduyulu yaklaşma becerisini zayıflatmaktadır. Bu dönüşümün sonucu olarak konuşmak, dinlemek ve anlamaya çalışmak yerine âdeta bir bilgisayar oyununun içindeymiş gibi şiddete yönelen dürtü kontrol sorunu yaşayan bir gençlik riskiyle karşı karşıyayız. Siverek ve Kahramanmaraş'taki okullarımızda yaşanan elim saldırılar bu tehlikenin ne kadar somut olduğunu göstermiştir. Bu vakaların çoğunda zamanında fark edilmeyen ruh sağlığı sorunları maalesef etkili olmaktadır. Bu olaylar şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını, çoğu zaman göz göre göre geldiğini göstermektedir. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum ki insanlarımızın önemli bir kısmı maalesef mutlu değil. Kendisi mutlu olamayan insanların çocuklarına mutluluk hissi verebilmeleri ne kadar mümkün olabilir? Bu durum, medya ve özellikle sosyal medyanın etkisiyle toplumda giderek görünür hâle gelen daha derin bir sorunun sonucudur. Esas sorun ise bu sonucu doğuran sosyal boşluktur.
Peki, biz bu boşluğu doldurmak adına ne yapıyoruz? İnsanların karnını doyurma konusunda gösterdiğimiz hassasiyeti onların ruhunu ve iç dünyasını besleme noktasında da gösteriyor muyuz? Ne yazık ki hayır. Nitekim, Millî Eğitim Bakanlığı da kurulduğu günden bu yana, adında "eğitim" geçmesine rağmen, çoğu zaman eğitimi değil, daha çok öğretimi önceleyen bir yaklaşım sergilemiştir. Oysa, aslolan, insanı bütünüyle yetiştirebilmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HASAN KARAL (Devamla) - Bu bütüncül yaklaşım eksik kaldığında büyüklerimizi hayattan koparır, gençlerimizi yalnız bırakır ve toplumsal bağlarımızı zayıflatırsak o boşluğu ya ekran doldurur ya da şiddet. Bu nedenle, Mecliste bu konuyla alakalı araştırma komisyonları kurmak elbette önemlidir ancak yeterli değildir. Aynı acıların tekrar etmemesi için ülke olarak, devlet ve millet olarak tüm kurumlarımızla, toplumun her kesimiyle, siyasi parti farkı gözetmeksizin, topyekûn bir millî seferberlik başlatmanın zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Geleceğimizi daha fazla kaybetmemek için acil koduyla bugünden harekete geçme zamanıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)