| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 82 |
| Tarih: | 15.04.2026 |
CHP GRUBU ADINA SELMA ALİYE KAVAF (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle dün Siverek'te, bugün Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olaylar sonucunda kaybettiğimiz evlatlarımıza ve öğretmenimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Bir daha bu tip olayları yaşamamayı ülkece temenni etmenin ötesinde ne yapılması gerekiyorsa -burası Meclis- yapılmasını arzu ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz teklifin ikinci bölümünde yer alan düzenlemeler ilk bakışta birbirinden kopuk başlıklar gibi durabilir. Bir tarafta ücretsiz ve indirimli toplu taşımaya ilişkin işlemler, bir tarafta analık ve babalık izinleri, bir tarafta çocuklarla ilgili iş yerlerinde çalışmaya dair sınırlamalar, bir başka tarafta ise Darülacezeye ilişkin hükümler. Fakat gerçekte bütün bu maddeler tek bir soruna bağlanmaktadır: Sosyal devlet gerçekten bir hukuk düzeni olarak mı görülüyor yoksa idari tasarruflarla, parçalı değişikliklerle ve torba kanun kolaycılığıyla günü kurtaran bir alan olarak mı görülüyor? Bizim itirazımız tam da burada çünkü "sosyal devlet" dediğiniz şey vatandaşın hayatına değen konuları bir torbanın içine doldurup "İçinde olumlu şeyler de var." diyerek geçirmek değildir. Sosyal devlet, vatandaşın hakkını açıkça korumak ve devletin yükümlülüğünü net olarak tarif etmektir, uygulamada güvence altına almaktır. Yasama ciddiyeti de bunu gerektirir. Bu yasa tali komisyonlarda yeterli tartışma zemini oluşmadan Meclisin önüne getirilmiştir. Bu bile başlı başına bir sorundur. İyi hazırlanmamış bir metin iyi niyetli görünen hükümler taşısa bile uygulamada hak kaybı doğurur, belirsizlik üretir, yargıya yük getirir ve vatandaşın devlete olan güvenini sarsar.
Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de milyonlarca kadın iş güvencesi kaygısı, işveren baskısı, gelir kaybı korkusu ve bakım yükünün ağırlığı arasında sıkışmış durumdadır. O nedenle, burada yapılan her düzenlemede şu soruyu sormak gerekir: Bu metin gerçekten çalışan kadını koruyor mu, yoksa sadece kâğıt üzerinde bir iyileştirme görüntüsü mü veriyor? Çünkü uygulamada işveren baskısı varsa, kayıt dışılık varsa, kadın işçinin hakkını talep etmesinin önünde fiili engeller varsa kanun metninde yazılı olanlar tek başına yeterli olmaz. Hakkın yazılması kadar o hakkın fiilen kullanılabilmesinin de güvence altına alınması gerekir. Teknik gibi görünen bu düzenlemelerin arkasında aslında çok ciddi bir sosyal güvenlik meselesi vardır. Bir ülkede sosyal güvenlik sisteminin güvenilirliği vatandaşın en kırılgan zamanlarında yanında olup olmadığıyla ölçülür, analık hâli de tam olarak böyle bir dönemdir. Kadının gelir güvencesinin, sağlık güvencesinin ve çalışma hayatıyla bağının korunduğu bir sistem kurulamıyorsa o ülkede sosyal devlet iddiası zayıftır. Burada kritik olan nokta şudur: Kamu-özel, memur-işçi, kayıtlı-kayıtsız, merkez-taşra gibi alanlarda farklı uygulamalar ortaya çıkarsa bu düzenleme hak değil, yeni bir eşitsizlik alanı doğurur. Kanun yaparken esas mesele niyetin doğruluğu kadar düzenlemenin boşluk bırakıp bırakmadığıdır. Kadın personelin doğum ve bakım hakkı bir lütuf değildir, meslek gruplarına göre pazarlık konusu yapılacak tali bir başlık hiç değildir. Bu hak, insan onurunun ve çalışma adaletinin doğal sonucudur. Düzenlemenin bütüncül bir personel rejimiyle yapılmaması izaha muhtaç bir durumdur.
Değerli milletvekilleri, Darülaceze bu ülkenin otuz yıllık vicdanıdır; Osmanlı'dan cumhuriyete taşınan, kimsesizlerin sığınağı olan, toplumun en kırılgan bireylerine kucak açan köklü bir kurum. Darülacezeye saygımız sonsuz, onun İstanbul'daki hizmetlerinin güçlendirilmesini hep destekledik, desteklemeye de devam ederiz ancak ülkede sosyal yardım ve yaşlı bakım hizmetleri için kurumsal bir yapı var: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Darülaceze gibi tarihî ve anlamlı bir kurumu sosyal devletin yapısal eksikliklerini örten yapı olarak kullanmamak gerekir. Türkiye'de yoksulluk derinleşiyorsa, gelir adaletsizliği büyüyorsa, yaşlı bakımına erişim sıkıntılıysa, sosyal yardım hakkı giderek yardıma bağımlı yaşam biçimine dönüşüyorsa bunlar yalnızca "gıda bankacılığı" "aşevi" "yardım faaliyeti" başlıklarıyla çözülüyor gibi yapılamaz. Biz yardımın kendisine değil, yardımın hak temelli sosyal politika yerine geçirilmesine itiraz ediyoruz. Sosyal devlet, vatandaşını hayra, bağışa mecbur bırakan değil, hakkını güçlü kurumlarla güvence altına alan devlettir. Darülacezeye yetki genişletmek tek başına yanlış değildir. Ama bunun arkasında bütçe var mı, personel planlaması var mı, hizmet standardı var mı, denetim mekanizması var mı, Yerel ihtiyaç haritası var mı; yaşlı, yoksul, kimsesiz ve kırılgan gruplar için kalıcı kurumsal model var mı? Asıl sorular bunlar. Aksi hâlde Darülacezeye yeni yetkiler verirsiniz ama bu ülkenin milyonlarca yoksulunun hayatındaki yapısal sorunlar olduğu yerde kalır. O zaman da yapılan şey sosyal adalet olmaz. Asıl sorun bu ülkede 9,5 milyon yaşlı var, 75 yaş üstü 3 milyon 600 bin kişi, 100 yaşın üzerinde 8.290 ve devlet yalnızca 15 bin kişiye bakıyor, 9,5 milyonda 15 bin. Kamuda 172 huzurevi var ve bu huzurevlerinde kalanların sadece yüzde 30'u ücretsiz, yüzde 70'i ücretli.
Yaşlanmak, insan ömrüyle ilgili doğal bir sonuç. 2026 yılı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi, merkezî yönetim bütçesinin yüzde 2,8'i kadarı, yaşlılara ve engellilere ayrılan paysa bu küçük dilimin içinde bir damla. Bu tabloyla "Darülacezeyi büyütelim, bağışlarla halledelim." diyorsunuz. Bu, devletin "Ben bakamıyorum, siz bağış yapın." demesidir
Engellilerimiz için durum farklı mı? Ülkede yaklaşık 9 milyon engelli var, kamuya ait sadece 106 bakım merkezi ve rehabilitasyon merkezi var. Sadece 6.879 engellimize bakım hizmeti sağlanıyor, gerisi Allah'a emanet.
Gıda bankacılığı meselesi. Gıda bankacılığı, uygulamada büyük şirketlerin ihtiyaç fazlası ürünlerini bağışlayarak vergi matrahından düşebildiği bir mekanizma olarak işliyor. "İsrafı önlüyoruz." söylemi altında şirketlere vergi avantajı sağlanırken yoksullara son kullanma tarihi yaklaşmış ürünler sunuluyor. Sosyal devlet böyle mi olmalı? İnsan onuruna yaraşır olan yurttaşın kendi emeğiyle geçinebileceği koşulları yaratmaktır. "Darülacezeyi büyütmek" adı altında sosyal devletin sorumluluklarını bağış mekanizmalarına devretmek, yoksulluğu ortadan kaldırmak değil yoksulluğu yönetmektir, yoksulluğu sürdürülebilir kılmaktır ve en tehlikelisi yoksulluğu siyasi bağımlılık ilişkisine dönüştürmektir.
Sayın Başkan, bu ikinci bölüm bize çok net bir tablo sunmaktadır. İçinde olumlu gibi görünen başlıklar vardır ama bu olumlu başlıklar ya eksiktir, ya parçalıdır ya uygulama bakımından yetersizdir ya da daha büyük bir yapısal sorunun üstünü örtmek için kullanılmıştır. Ücretsiz ulaşım hakkını düzenliyorsunuz ama muhatabı netleşmiyor; doğum, bakım izinlerini genişletiyorsunuz ama bakım emeğini adil paylaşan gerçek bir model kurmuyorsunuz; çocukları koruduğunuzu söylüyorsunuz ama çocuk güvenliğinde boşluk bırakıyorsunuz, bugün yaşadık; Darülacezeyi büyütüyorsunuz ama sosyal devletin omurgasını güçlendirmiyorsunuz. Bizim buradaki görevimiz yasayı ciddiyetle tartmaktır. İktidarın yaptığı her şeyi peşinen reddetmiyoruz; doğruya "doğru", eksiğe "eksik", yanlışa "yanlış" diyoruz; yaptığımız da bu.
Bu teklifin ikinci bölümünde yer alan doğum izninin uzatılması, çocuk istismarcılarının çocukların yanından uzaklaştırılması, koruyucu aile teşvikleri, konukevindeki kadınlara harçlık desteği, bunlar tamam ancak ülkemizin kadınları göstermelik değil gerçek anlamda sosyal güvenlik istiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Bu ülkenin çocukları boşluklu değil sıkı koruma istiyor; çalışanlar parça parça değil bütünlüklü hak rejimi istiyor; bu ülkenin yaşlısı, yoksulu, kimsesizi yardımın keyfî olanını değil sosyal devletin güvencesini istiyor ve bu Meclis de torba kanun kolaycılığını değil nitelikli yasama ciddiyetini hak ediyor. Onun için, biz bu maddelere sadece olumsuz diye bakmıyoruz, biz bu maddelere Türkiye'de sosyal politikanın hangi düşünceyle kurgulandığını gösteren işaretler olarak bakıyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi cumhuriyetin kalesidir, Millî Mücadele'yi yöneten iradenin mirasçısıdır. 14 ayrı kanunda ve 1 nizamnamede değişiklik yapan, tali komisyonlarda yeterince görülmemiş...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - ...etki analizi hazırlanmamış, sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınmamış bu teklifle Meclisin hakkı verilemez diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)