| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 82 |
| Tarih: | 15.04.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili yurttaşlar; sözlerime başlarken ben de dün Siverek'te, bugün Kahramanmaraş'ta yaşanan elim okul saldırılarıyla ilişkili olarak derin kaygı ve üzüntülerimi belirtmek istiyorum. Bu saldırılarda yaralananlara acil şifa diliyorum, hayatını kaybedenlerin ailesine sonsuz sabır diliyorum. Gerçekten de sonsuz sabıra ihtiyaçları var.
Bugünkü konum aslında yine çocuklarla ilişkili olacaktı, sosyal medya ve çocukla ilişkisini bu yasa kapsamında düzenleyen maddelere odaklanmayı düşünüyordum. Zaman gelirse kalırsa yine onları konuşacağım ama bu kadar vahim gelişmelerin yaşandığı bir günde, üstelik de önümüze birtakım para cezaları ve yasaklar dışında hiçbir muhakeme kapasitesini getirmeyen bir düzenleme üzerine konuşmak bana açıkçası biraz ahlaki açıdan da problemli geliyor. Şimdi, sadece bu konunun nasıl tartışıldığına baksak bile içine yuvarlandığımız derin muhakeme yoksunluğu, şaşkınlık, ne yapacağını bilememe hâli, değer yoksunu her şeyi görebilirsiniz. Sosyal medyayı açıp bir bakıyorsunuz, bu olay üzerine konuşma biçimleri bile konuyu kavramaktan hep birlikte ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor. Bunun üzerine düşünürken aklıma bir film gelmişti, Türkiye'de de epeyce izlenen Kevin Hakkında Konuşmalıyız isimli bir filmdi, birçoğunuz bilirsiniz. Bu filmde bir okul saldırısı, okul katliamı gerçekleştiren küçük yaştaki bir çocuğun hikâyesi, annesiyle olan zor iletişim, iletişim eksikliği üzerinden anlatılıyordu fakat çok kısa sürede fark ediyordunuz ki bu sadece görünürdeki neden. Geriye doğru çocuğun göz ardı edilmesi, ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi; içindeki derin boşluğun, değer eksikliğinin fark edilmemesi; bunu yaratan koşulların, çocuk şiddetini üreten koşulların hiç düşünülmemesi; o aileyi yalıtan... Ki bugün medyaya baktığınızda da bütün meseleyi bir bireysel silahlanmaya endeksleyen yaklaşımları da görüyorsunuz. Evet, erişilebilir bir silah tehlikelidir. Bu tür olayların en yüksek oranda yaşandığı ülke Amerika Birleşik Devletleri'dir; 2009-2018 yılları arasında, dokuz yılda karşımıza 288 okul katliamı gelir ya da işte, ondan sonraki dört-beş yıllık süreçte 88 okul katliamı gelir; yılda ortalama 60 kişi hayatını kaybeder. Evet, bireysel silahlanma çok önemli bir parçasıdır ama bundan ibaret değildir.
Bugün Türkiye'de çocuklara hayatın hiçbir alanında bir amaç zerk edemiyoruz, zaten amaç böyle şırınga gibi zerk edilemez de; önümüze gelen düzenlemelerin en büyük zaafını da burada görebilirsiniz. Sanki bir anda çocuklara amaç, bir anda merdiven altı Kur'an kurslarında değer aşılanabilirmiş gibi. Aşılanamaz. Kendileri sonsuz bir refah içinde yaşayan, elini istediği her şeye uzatan ve alan bir iktidar bloğu hiçbir şeye sahip olmayan çocuklara bu kurslarda bir manevi dünya veremez, bir değer sistemi aşılayamaz, sosyal medyayı yasaklayarak da hiçbir şey yapamaz. Dolayısıyla tıpkı "Kevin Hakkında Konuşmalıyız" diyen film gibi bu mesele hakkında gerçek bir konuşma yapmalıyız. Çocuk şiddeti, çocukları hem bu şiddetin öznesi yapan süreçler hem bu süreçlere mahkûm eden süreçler. O çocukları bu saldırılar karşısında bu kadar korumasız bırakan süreçler hakkında konuşmalıyız ama konuşamıyoruz, hiçbir şey konuşamıyoruz.
Yarın Diyarbakır'da bir mahkeme var, bir mahkeme var, bütün toplum ayağa kalkmış, adil bir yargılama istiyor. Sözde bütün Türkiye'nin koşup adalet istediği Narin'in yarınki mahkemede belki de annesi, amcası, ağabeyi, onlar da bir ölüme mahkûm edilecek ve yaşam hakları sonsuza dek ellerinden alınacak. Toplum ayağa kalkmış, belgeselle, başka yollarla bunu size anlatmaya çalışıyor, "Bir yeniden yargılanma gerekir." diyor. Aile Yılı'nda siz kendi partinizin seçmeni olan bir anneyi koruyamıyorsunuz, Aile Bakanına teşekkür ediyorsunuz. Aile Bakanı katılan sıfatıyla yer aldığı o mahkemede avukatlarına ödül vererek bu sayfayı kapattı, bakanlar kapattı, her birine tek tek ulaştım, "Bu sayfa kapanmıştır." diyorlar. Böyle bir yerde sosyal medyada düzenlemeyle biz neyi çözeceğiz?
Sosyal medya düzenlemesine bakıyorsunuz, bu düzenlemenin bir tek çerçevesi olabilir; etik ve pedagojik bir çerçeve. Bu çerçeve olmaksızın işte "Şu saatten sonra yasak, şu yaş grubuna yasak..." Evet, dünyanın her yerinde başka ülkelerde de yasaklar söz konusu ama bu yasakları gündeme getiren ülkeler o çocuklara bir alan açıyor, bir hayat alanı açıyor. Çocukları simide muhtaç etmişiz, çocuk okula bir öğün beslenme götüremiyor; bu çocuğun maruz kaldığı şiddet, temelde böyle bir şiddet. Sen onun elinden sosyal medyayı aldığında yerine bir şey veremiyorsan, Finlandiya'yı, Danimarka'yı, Norveç'i, çocuk mutluluğunun sonsuz yükseltilmesi konusunda seferber olmuş toplumları örnek gösteremezsin, onlarla aynı düzlemde değilsin. Sadece kimlik doğrulama sistemini barkoda endeksleyerek güvenliğini de sağlayamazsın. Çocuk ve aile arasındaki barışı bozarsın, çocuklar bu yasağı her türlü aşarlar. Çocuğu, siz yasak koyarak internetten engelleyemezsiniz, hatta aile denetiminin dışına çıkarırsınız. Çocuk dışarıdaki yetişkinlerden bu barkodları ya da işte bu HES kodu gibi olması tasavvur edilen kodları nasıl yeniden üreteceğinin, nasıl kopyalayacağının, nasıl başkalarından satın alacağının yollarını bulur. Çocukla internet ilişkisini düzenlemeye dair konuşanların söylediği tek bir şey var: Çocuk ve aile arasında bir güven ilişkisi tesis edilmediği sürece çocukları internetten uzaklaştıramazsınız, zaten aileleri de ikna edemezsiniz, çocuğun elinden onu alıp ne verecek? Hiçbir şey vermediği için kendi barkodunu verecek, kendi kimlik doğrulama sistemiyle sisteme girecek. Çocukları bu şekilde uzaklaştıramayız. Bu konuda yapılan incelemelerin söylediği her şey bununla ilişkili. Yakınlarda Türkçe çıkan bir kitap var, bir iki yıl oldu sanırım Türkçeye çevrileli; "Dijital Dünyada Çocuklara Destek ve Rehberlik" En temel şeyi "Yasaklama, yönlendir." Çocuğu yönlendirmek gerekir, aileleri çocukların dünyalarına yaklaştırmak gerekir. Aile çocuğun dünyasına nasıl yaklaştırılır? Ailenin üzerindeki korkunç, derin yoksulluğu kaldırmadan çocukla doğru biçimde ilişki kurmasını, çocukla arasındaki açığı kapatmasını sağlayamazsınız, onu yönlendirmesini sağlayamazsınız. Bu çete, mafya düzenini yücelten kültür ve zihniyet örüntüleri içinde de bunu sağlayamazsınız. Evet, bu konunun birçok boyutu var. Medya üzerindeki baskıyı konuşmadan, üniversite üzerindeki baskıyı konuşmadan çocukların şiddete sürüklenmesinin önüne geçemezsiniz.
Medyaya bakıyorsunuz, aklı başında bütün gazeteciler cezaevinde; korkunç spekülasyonlar üreten, mitoman, açıkçası şizoit kişilik yapısına sahip gazeteciler Türkiye'yi peşinde sürüklüyor, geri kalan cezaevinde. Akademik dünyaya bakıyorsunuz, benim gibi böyle birkaç anlamlı laf edebilecek kim varsa üniversiteden attınız. Yani maalesef bunu söyleyeceğim, kusura bakmayın, kendi değerlerimizi de o kadar bilelim. Üniversitelerin kadın çalışmaları merkezlerini kapattınız, insan hakları merkezlerini kapattınız. İfade özgürlüğü ve bunun toplum hayatına katkılarını değerlendirebilecek her yapıya saldırdınız, elinizde kaldı gündüz programcılığı, elinizde kaldı çete, mafya dizileri. Herhangi bir dizide ayakları üzerinde duran, kendi hayatını sorgulayan, başka türlü bir hayat murat eden kadınları bile RTÜK'ünüz, Ebubekir Şahin'iniz tehdit olarak gördü, bütün bunları elimizden aldı. Bu dünyada siz çocukların ne yapmasını bekliyorsunuz? Siz kendiniz dünyanın bütün nimetlerinden tıka basa yararlanırken çocuklara okul öncesi eğitimden başlayarak dinsel tevekkül öğretmeye kalkıyorsunuz. Bugünün çocuğu bununla yetinmez, kusura bakmayın, bu onlara hiçbir şey vermez çünkü size hiçbir şey vermiyor. Tek tek vicdanlı olacağını düşündüğünüz herkese gidiyorsunuz, diyorsunuz ki bakın, bir anneye bu yapılıyor. Eğer içinde Allah inancı olan biri varsa başını kaldırır, bakar "Ya bir bakalım." der. Bu kabiliyet yok, konuları unutturmaya çalışıyorsunuz. Birçok olayda bu böyle. Bakıyorsunuz, bir yerde Gülistan Doku için adalet aranıyor, bir yerde Narin'in ailesi için aranıyor, bir yerde Rojin için aranıyor. Belki bunların bazıları gerçekten de bu kadar komplike olaylar değil ama toplumun güvenini kaybetmişsiniz. O güveni kaybettiğiniz yerde artık hiçbir hikâyenin hakikatini bulma imkânınız kalmamış, hiçbir şekilde adalete erişim imkânı kalmamış, bu çerçeve içinde önümüze geliyor bir yasa.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Bu yasa, bize sosyal medya alanındaki diğer düzenlemeleri hatırlatıyor; 2022 yılında sosyal medya alanına getirilen "sosyal medya yasası" olarak 20 yılındaki düzenlemeyi getiriyor aklımıza, o yasa altında tanımlanan katalog suçları getiriyor, ondan sonra karşımıza 2022 yılındaki dezenformasyon yasasını getiriyor. Bunlarla ne yaptınız? Sosyal medya alanını daralttınız, canınızın istediği kişiye bant daralttınız, canınız istedi bir gecede Instagram kapattınız, ne olduğu belli olmayan katalog suçlara atıf yaparak yaptınız bunu. Dezenformasyon yasasına bakıyorsunuz, bugün yüzde 75'e yakın bir oranda sadece gazetecilere uygulanıyor ve gazeteciler depremden yolsuzluğa bundan yargılanıyor. Politikacılar dezenformasyon yapmıyor mu? Başkaları yapmıyor mu? Neden yüzde 75 oranında gazeteciler var? Şimdi, böyle bir yapı bize buyurun "Çocuklarla sosyal medya ilişkisini düzenleyeceğim." diyor. Düzenleyemezsiniz ve buna bir şekilde destek de bulamazsınız, çok haklı kaygılar olsa bile bulamazsınız.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)