| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 82 |
| Tarih: | 15.04.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne yazık ki bugün tarifi imkânsız bir acı içerisindeyiz, peş peşe bu milletin evlatlarının seri cinayetlerle katledildiği anlamsız bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde milyonlarca aile yüreği ağzında bekliyor, ülkenin her gün bir yerinden çıkan bu seri cinayetler acaba yarın bizim çocuklarımızın da başına gelir mi korkusunu yaşıyor.
Ne acı ki medeniyetimizde devletin görevi esas itibarıyla beş ana unsuru korumaktır, ne yazık ki beşinden de uzak vaziyetteyiz. Devletin görevi insanların canını korumaktır, her yerde cinayetle karşı karşıyayız, okulda seri cinayet işleniyor; devletin görevi milletin malını korumaktır, ne var ki bu milletin alın teriyle kazandığı vergilerin faize, israfa, yolsuzluğa, şatafata, boş yatırımlara gittiğine şahit oluyoruz; devletin görevi milletin sağlığını, aklını korumaktır, ne acı ki bugün ülkemizde 10 milyonu aşkın uyuşturucu, bahis, kumar bağımlısının olduğu bir dönem yaşıyoruz; devletin görevi milletin inancına sahip çıkmasını sağlamak, onu güvence altına almaktır, ne acı ki iktidar uygulamalarıyla insanları dinden, Diyanetten, değerlerimizden soğuttu ve beşinci olarak, devletin görevi nesli korumakken okulların hâli ortada. Şimdi, biz, bugün, burada, daha doğmamış çocukların geleceğine ilişkin yasa maddesi görüşüyoruz, oysa evdeki çocukların hâli ortada, işsiz gezen çocukların, fuhuşa, kumara, alkole, bahse, sanal bahse batmış çocukların hâli ortada, bütünüyle devletine güvenmiş, devletine çocuğunu göndermiş ailelerin ne yazık ki kaldığı durum ortada.
Değerli milletvekilleri, eğer bir hadisede sadece sonuç üzerinden değerlendirme yapılırsa kesinlikle hata edilir, asla sorun görülemez. Bugün de "Bir çocuk bu silahı nasıl buldu, nasıl sıktı?" der, sadece sonuca odaklanırsak hiçbir şeyi göremeyiz. Bugün toplumun geldiği, ülkenin birkaç ayrı noktasında karşılaştığımız bu manzara eğitim seviyesinin, verilen eğitimin bir sonucudur; bu durum ülkenin yaşadığı ekonomik krizin bir sonucudur; bu durum televizyondaki şiddet içeren dizilerin, aldatmaların, mafya dizilerinin, ahlaksız dizilerin bir yansımasıdır.
Üzülerek belirtmeliyiz ki son dönemde ülkemiz bir kurum saplantısına düştü; her alanda çok ciddi kurumlar oluşturuluyor ve bu kurumların her biri birçok bakanlıktan daha güçlü. Bu ülkede "RTÜK" diye bir kurum var, bu ülkede Basın İlan Kurumu var, bu ülkede Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) var, bu ülkede Siber Güvenlik Kurumu var, bu ülkede İletişim Başkanlığı var. Aslında bunların işte bu şiddet içeren, şiddet özendiren yayınlara müdahale etmesi gerekirken bunların gündeminde tek bir şey var: Kutsal olan partiyi -AK PARTİ'yi- korumak, onun kutsal atfedilen liderlik hegemonyasına karşı olabilecek en küçük eleştiriyi gündeme taşıyıp cezalandırmak, susturmak. Gerçekten bu ülkenin insanları düşünüyor olsalar, gerçek anlamda hani vatansever deyin, hani dindar deyin, hani ülkesini seven insan deyin, olsalar bunların hiçbirine müsaade etmezler ama bu dizilerde bu şiddet, ahlaksızlık içerenlerin yüzde 1'i eğer AK PARTİ'ye ya da Sayın Cumhurbaşkanına hakaret etse anında haddi bildirilir, ağzının payı verilir; işte, onun için de bu yaşadığımız olayları hiç garipsemiyoruz bile.
Değerli milletvekilleri, "Emekli Yılı" dediler, emekliyi öldürdüler, "Aile Yılı" dediler, aile perişan hâle geldi. Bugün ülke, tarihinin nüfus bakımından en derin krizini yaşadığı bir dönemde, tahminlere göre, 2100 yılında ülkemizin nüfusu 50 milyonun altına düşecek ve bugün "Aile Yılı" ilan edenlerin, her yerde "3 çocuk" diye yola çıkanların geldiği iktidarda ailelerin hâlini takdirlerinize bırakıyorum. Ama temennim şu ki iktidar keşke bu yılı da bir "İsrail- Amerika Yılı" ilan etse, keşke onlardan da böylece kurtulabilsek! Çünkü öyle bir bereketsizlik var ki neye el atsalar kurutuyorlar, bu ülkenin bütün kaynakları yok oluyor; bu ülkenin bütün gençliği, bu ülkenin değerleri ne yazık ki hepsi adım adım, adım adım elden gidiyor, hepsi yok oluyor ama hiç bir şey bu arkadaşların gündeminde değil.
Şimdi, bir kanun görüşüyoruz. Kanun ne? Aile kanunu. Oysa kanun, aslında; hani, bölüm üzerine konuşuyoruz ya, bölümde konuşacağız... Kurt dumanlı havayı sever, bölüm karmakarışık, her şey var. İkinci bölümün birinci bölümünden alametifarikası nedir? Hiçbir şey yok. Yasanın tümüyle özü doğum izni, sosyal medya, darülaceze; bakın, sadece üç şey konuşuyoruz. Bir kere şu darülaceze meselesi gerçekten çok ilginç. Bu ülkede iktidar neye elini attıysa kuruttu; yargıyı, emniyeti, medyayı, hepsini siyasallaştırdı; ilelebet devleti ebet müddet biz kalacağız zannediyorlar; ilk fırsatta gittikleri an bu ülkede bu insanların başına ne gelecek umurlarında bile değil.
Şimdi, bozmadık, bozamadık her ne varsa el attıklarından herhâlde bula bula darülacezeyi buldular. Bu ülkede Osmanlı'dan kalan tarihî miras olarak temiz kalmış bir kurum vardı, "Ona da bir el atalım, onu da bir bozalım." diye düşündüler. Ne yaptılar? O vakfın saygınlığını yok ederek, aziz milletimizin gönlündeki o müstesna yerini alıp siyasallaştırarak, bütün ülkeye yayarak bir şekilde bundan sonra o kurumun güzelliği de gidecek. Eğer gerçekten siz ülkenin tamamına hizmet edecek darülacezevari bir kurum kurmak istiyorsanız buyurun açın, sizi tutan yok, buna bir engel de yok ve bu gerekçelerde hiçbir şekilde bu darülaceze ne için ülke içerisinde kurumlar açıyor, temsilcilik açıyor, bununla ilgili de doyurucu, ikna edici bir bilgi verilmiş ne yazık ki değil. Burada, tabii ki, kanun tekniği açısından da "Kişiye özel kanun olmaz." deniyor ama görüyoruz ki bir vakfın adı zikredilerek bir vakfa mahsus özel bir düzenleme yapılıyor.
Öte yandan, sosyal medyayla ilgili hadise. Evet, çocuklarımızın sosyal medyada kötü alanlara düşmesine engel olunmalı ama böyle uzaktan uzağa tedbirlerle değil. Bu ülkede veri güvenliğiyle ilgili iktidarın sicilinin ne kadar bozuk olduğu gayet açık. E-nabız verileri internette satışta, uluslararası şirketlerin kimlerin eline geçeceği ortada. İsrailli bilişim şirketlerinin devlet kurumlarından iş aldığı bir ülkede hiç kimse bu alana zaten güvenmez. Onun için de sosyal medyada anlaşılıyor ki bantlar daraltması yapacağız, sansür uygulayacağız ama burada da esasen öyle çocukların ahlakını bozacak yönleri değil iktidarı dolaylı veya direkt engelleyen, onlara eleştiri oluşturabilecek ne varsa onu ortadan kaldıracaklar.
Değerli milletvekilleri, ne yazık ki doğum izniyle ilgili hadise de topu topuna getirilen sekiz haftalık bir uzatma, gerçekten ailelerin evlatlarına sahip çıkmasını...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Böyle daha iyiydi ya.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Nasıl Başkanım?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bağırmadan konuşabilir misiniz?
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Başkanım, Leyla Hanım geldi, sizi engelledi, duyasınız diye, onun için bağırdım. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Yani burada esas itibarıyla Grup Başkan Vekilleri güvenliği sağlar, onlar milletvekillerini teskin eder ama saygıdeğer Grup Başkan Vekili âdeta konuşmayı sabote etmek üzere geldi. Onun için de belki bilemiyorum yani...
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Hemşehrinle aranıza giremeyiz Necmettin Bey.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Biz hemşehriyiz, sadece daha iyi işitmek istiyorum yani "volume" düşerse daha iyi anlayacağız.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Eyvallah, teşekkür ederim, teveccühünüz, sağ olun Başkanım, mahcup ettiniz.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, ek bir dakika süre rica ediyorum, insicamı bozuldu.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Evet, dolayısıyla da değerli milletvekilleri, şu doğum izninde de topu topu sekiz hafta hiçbir şeyi çözmez. Gerçekten bu sorun çözülmek isteniyorsa hiç olmazsa bir yıl ücretli izin, iki yılda ücretsiz izin hakkı verilmeli, ailelerin pek çok sorunları çözülmeli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bir doğum izniyle bu konunun hiç bir şeyinin çözülmeyeceği gayet açıktır.
Tekrar aziz milletimize sabır diliyorum. Rabb'im bu acıları tekrar yaşatmasın. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)